DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, NATO Zirvesi öncesi gözaltılar, siyasi davalar, hak ihlalleri ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları eleştirerek demokratik haklara yönelik baskılara tepki gösterdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Bu sabah yine yoğun bir gözaltı haberine uyandık. Gece 03.00’ten bu yana, özellikle Ankara merkezli gözaltı furyasıyla karşı karşıyayız. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da yapılan baskınlarda, yüzlerce devrimci, sosyalist arkadaşımız gözaltına alındı.

Bu, demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere açıkça aykırıdır. Bileşenimiz Devrimci Parti’nin Eş Genel Başkanı Elif Torun Öneren’in de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Bütün Türkiye’yi felç edecek şekilde güvenlik önlemleri alıyorlar. Bütün dünya açlıkla ve yoksullukla karşı karşıyayken, silahlanmaya milyarlarca dolar ayrılmasına itiraz ettikleri için arkadaşlarımız gözaltındadır.

Halkların barış talebi kapılar kırılarak bastırılamaz.

NATO yasakları kapsamında yurttaşların demokratik hakları engelleniyor. Valilik bir karar alıyor ve bunun hayata geçirilmesini istiyor. DEM Parti olarak buna itiraz ediyoruz. Bu kararın yürürlükten kalkması için ayrıca DEM Parti olarak dava açtık. Bunu bütün Türkiye’nin bilmesini istiyoruz.

Demokratik haklara yönelik bu baskıları asla kabul etmiyoruz.

NATO yasakları kapsamında yurttaşların demokratik hakları engelleniyor. Valilik bir karar alıyor ve bunun hayata geçirilmesini istiyor. DEM Parti olarak buna itiraz ediyoruz. Bu kararın yürürlükten kalkması için ayrıca DEM Parti olarak dava açtık. Bunu bütün Türkiye’nin bilmesini istiyoruz.

‘Demokratik haklara yönelik bu baskıları asla kabul etmiyoruz’

Hz. Hüseyin ve beraberinde Kerbela’da katledilen tüm mazlumlar için yas-ı matem oruçlarının tutulduğu Muharrem ayı içerisindeyiz.

Muharrem ayı, Alevi canlarımız için Kerbela’dan bugüne uzanan zulme karşı direnişin, adalet arayışının, hakikatin ve mazlumdan yana duruşun simgesidir.

Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevi’ndeydim. Kobani Kumpas Davası’ndan hukuksuz biçimde tutuklu olan arkadaşlarımızı ziyaret ettim.

Dilek Yağlı, Zeynep Karaman, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Alp Altınörs, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız ve İsmail Şengül’le görüştüm. Yine Sincan Cezaevi’nde bulunan Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve Melike Göksu’yu ziyaret ettim.

Her birinin gözünde aynı ışık, aynı devrimci inanç ve demokratik yaşama duyulan özlem vardı. Bu ülkenin barışçıl geleceğine dair derin bir umut vardı.

Yıllar, o kararlılığı ve inancı aşındıramamış. O gözler bize yıllardır yılmadan şunu söylüyor: Bu mücadele sürecek, mutlaka başaracağız.

Geçtiğimiz hafta sevgili Ayşe Gökkan’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Bu ceza, adaletin değil intikamın dilidir. Hele de barış müzakerelerinin devam ettiği bir dönemde verilen bu cezaları kabul etmiyoruz.

Kobani Kumpas Davası ve bütün siyasi davalar artık düşmelidir. Arkadaşlarımız özgürlüklerine, halklarına kavuşmalıdır.

Buradan iktidara tekrar hatırlatıyoruz: AİHM kararları uygulanmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde LGBTİ+ hakları konusunda paylaşım yapan, Onur Haftası etkinliklerini duyuran sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.

Şu bilinsin ki; yasaklarla, baskılarla ve sansürle ne kadınlar ne de LGBTİ+’lar yok olur.

Mustafa Şen, AK Parti'nin oy oranını açıkladı
Mustafa Şen, AK Parti'nin oy oranını açıkladı
İçeriği Görüntüle

Baskıya, sansüre ve nefrete karşı dayanışmayı büyüteceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü yok sayanlara karşı herkesin yanında olmaya devam edeceğiz.

Geçtiğimiz hafta burada, Meclis çatısı altında bir başka baskı yaşandı. Grup toplantılarını takip etmek üzere Meclis’e girmek isteyen kadın gazetecilere kapıda çıplak aramaya varacak bir girişimde bulunuldu. Bu korkunç bir şeydir. İnsan onurunu zedeleyen bu davranış hakkında gerekli inceleme, Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalıdır.

Meclis’te emek veren, sesimizi duyuran, yurttaşa haber taşıyan bütün basın emekçilerine teşekkür ediyoruz.

Dünyada nereye baksak bir yangın, bir yıkım görüyoruz.

Bu tesadüf değil. Kapitalizmin krizi 2008’de başladı, pandemiyle derinleşti, savaş ve çatışmalarla daha da ağırlaştı.

‘Kuralsızlık ve “gücü yeten yetene” anlayışı hâkim’

Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor. G-7 toplandı, Ukrayna-Rusya savaşını alevlendirecek kararlar çıktı. Ardından Moskova’ya büyük saldırıların gelmesi de dikkat çekicidir.

Çok kutuplu dünyada küresel sistem kendini yeniden yapılandırıyor. Yapay zekânın gelişimi ve dijitalleşmenin hız kazanması, nadir elementlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Yeni dönem savaşlarının önemli nedenlerinden biri de bu. Enerji havzaları, enerji koridorları, pazar alanları ve ticaret savaşları bu sürecin parçası.

Bu dönemde burjuvazi, kendi inşa ettiği kurumları ve burjuva demokrasisinin değerlerini dahi ortadan kaldırıyor. İnsan hakları, evrensel değerler, demokrasi ve Batı’da işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılan sosyal haklar tırpanlanıyor. Kuralsızlık ve “gücü yeten yetene” anlayışı hâkim kılınıyor.

Soruyoruz: Bu durumdan kimler kazanıyor? Bir avuç sermaye grubu, savaş baronları, spekülatörler… Kim kaybediyor? Halklar, milyarlarca insan kaybediyor.

Bu vahşi gidişata karşı halkların, işçilerin, ezilenlerin ve sömürülenlerin enternasyonalist mücadelesi tek seçenektir.

Bu karanlık tabloda, İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli, çok değerlidir. Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır. Temennimiz, bu anlaşmanın tamamına ermesi ve kâğıt üzerinde kalmamasıdır.

İran-ABD anlaşması sağlanırken İsrail, Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Doğu’nun incisi, dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Beyrut’a yağmur gibi bombalar yağıyor.

İsrail saldırıları 2 Mart’tan bu yana yaklaşık 4 bin kişiyi öldürdü, 1 milyondan fazla insanı yerinden etti ve çatışmalar günlük olarak sürüyor. Artık buna son verilmelidir.

Bu anlaşmayla birlikte Lübnan’a yönelik saldırılar da bitirilmelidir. Bu hengâmede kan ağlayan mazlum Filistin halkı asla unutulmamalı, Filistin işgaline son verilmelidir. Ortadoğu’da silahlar susmalı, barış konuşmalıdır. Bölge halkları olarak hepimizin buna çok ihtiyacı var; hep birlikte bölge barışı için kenetlenmeliyiz.”

Kaynak: Haber Merkezi