Partisi'nin Muğla'nın Milas ilçesinde gerçekleşen 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinginde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarı eleştirdi. Özel, "Muğla 68 milyar lira bütçeye vergi ödemiş, Muğla’ya bütçeden 5.2 milyar bütçe ayrılmış. Muğla’dan 12 almışlar 1 vermişler. Muğla’dan kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler. Kepçeyle alıp çay kaşığıyla veren bu iktidar gitmek zorunda. Türkiye’de tarım alanı kaybediyoruz, Türkiye’de olanın iki mislini Muğla’da kaybediyoruz." dedi.
"İlki gibi 'köylü milletin efendisidir' diyen bir cumhurbaşkanına ihtiyaç var"
Özel'in konuşması şöyle:
Muğla’da yerel seçimde yetkiyi biz aldık, vazife bizde. Ama Türkiye’de genel seçimde yetki Adalet ve Kalkınma Partisi’nde. Bir baktım, ne yapmışlar Muğla’ya diye. Ne yapmışlar? Şunu söyleyeyim; taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun da toplamına bakınca ne çıkıyor bir bakın. Muğla, 2025’te Türkiye bütçesine 68 milyar lira vergi ödemiş. Peki Muğla’ya bütçeden ne kadar para ayrılmış? 5,7 milyar lira. Muğla’nın verdiği vergi Muğla’da kalsa, bunun 12 katı hizmet olur. Muğla’dan 12 almış, bir vermişler. Muğla’dan kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler. Muğla, 20 yılda 418 bin dekar tarım alanını kaybetmiş. Yani küçülme yüzde 17. Türkiye’dekinin yüzde olarak tam iki katı. Yani Türkiye’de tarım alanı kaybediyoruz. Ama Türkiye’de olanın iki katı, iki misli oranında Muğla’da kaybediyoruz. Zaten başkana sordum. Milas diyor ki nüfus 152 bin. Şehir merkezi büyüyor, köyler küçülüyor. Sabah buradan Bodrum’a 20 bin kişi çalışmaya gidiyor. Her köyden bir, iki, üç araç… Köyde kendi tarlasında, bahçesinde çalışması gereken ya da arıcılık yapması, bal üretmesi gereken, kendini doyururken Muğla‘yı, Türkiye’yi doyurması gerekenler; 20 bin kişi topraktan ekmek çıkaramadığı için gidiyorlar ve Bodrum’da otellerde çalışmak durumunda kalıyorlar. Elbette ki her emek kıymetlidir. Ama bir ülke çiftçisini kaybediyorsa, o ülkede ortalama çiftçi yaşı 58’e çıktıysa ve ‘Fırsat bulursam, asgari ücretli bir iş bulursam seneye köyde kalmam’ diyenlerin sayısı üç genç çiftçiden ikisine çıkmışsa işte burada çok büyük bir sorun vardır, çok büyük bir tehlike vardır. Bunun için de bir kez daha bu sorunları gören, bu sorunları çözmek isteyen ve artık bu işlere enerjisi de kararlılığı da olan yepyeni bir iktidara, yepyeni bir enerjiye, şikayet eden köylüye ‘Al ananı da git’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na değil; ilki gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen bir Cumhurbaşkanı’na ihtiyaç vardır. Televizyondan anlaşılmıyor olabilir. Milas meydanı ikiye bölünmüş. Bir taraf gideceği söylüyor, öbür taraf geleceği. Önce sizi dinleyelim; gidecek için ne diyorsunuz? Söylediğiniz beyefendi gidince yerine kim gelecek diyorsunuz? Cumhurbaşkanı İmamoğlu. Size şunu söyleyeyim. Ne olursa olsun… Şimdi bu mitingi buraya yapmaya geldik. 89’uncu kez bir meydandayız, bir eylemdeyiz. Otobüsün üstündeyiz. Durmadık ve durmayacağız. Yılmadık, yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız, ne bu mücadeleyi bırakacağız.
"En büyük sıkıntılardan biri, yüksek kiralar"
Bu şehirde en büyük sıkıntılardan biri, yüksek kiralar. Muğla’da inanılmaz bir barınma sorunu var. Ortalama 30 bin lira kirayla Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara, bilhassa da bu şehre tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin. Buradan ifade ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde kiralık sosyal konut vardır. Biz bunu söyleyince Adalet ve Kalkınma Partisi bunun bulduğu büyük karşılıktan sonra ‘Biz de bunu yapacağız’ dediler. Ancak buradan ifade ediyoruz. 100 konuttan beş tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Bizim önerimizde olduğu gibi yüzde 15, 20, 25’lik oranlarda en az kiralık sosyal konut olmalıdır. Bu kiralar dünyadaki iyi sosyal demokrat örneklerde olduğu gibi bizim iktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacaktır. Çok kazananın daha yüksek, az kazananın daha az kira ödediği, hiç kazancı olmayanın temel vatandaşlık gelirini aldığı ve ücretsiz barındığı bir sistemi kurmak boynumuzun borcudur. Bu ülkeye namus borcumuzdur. Dört yılda yüzde 560’lık kira artışıyla, yüzde 480’lik konut fiyatı artışıyla Muğla bu konuda en zor durumda olan illerimizden bir tanesi. Bunun için de özel olarak bu konuda Muğla’ya ayrıca bir katkı sağlamak boynumuzun borcu. Antalya ve Muğla, kışlık nüfuslarını yazın ikiye, üçe, beşe,10’a katlayan ilçelere sahip. Öyle olunca da başta söylediğim gibi burada hem altyapı, hem belediyelere ayrılan kaynak, hem de orada yaşamak zorunda olan, turist değil oranın gerçek sahibi olanların sorunlarını görmek lazım, çözmek lazım. İşte ben bu meydanda o sorunları yaşayanları görüyorum ve o sorunları teker teker çözeceğimize de söz veriyorum.
"Akbelen direnişini saygıyla selamlıyorum"
Tabii Milas’ta olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de maalesef hükümet eliyle Akbelen‘e yapılanlar. Demokrasilerde millet vekâlet verip de çekilmez arkadaşlar. Tam olarak da bugün buraya bunu yapmaya geldik. İkizköy’e… Muğla’nın, Milas’ın köyü İkizköy. Şimdi büyükşehir olunca kırsal mahalle. İkizköy’e bağlı Akbelen Ormanı, 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren İkizköy boşaltılmaya ve İkizköy, İkizköylülerin elinden alınmaya çalışıldı. 2019’da orman için kesim kararı çıkarttılar. O günden itibaren de Akbelen direnişi başladı. O günden beri çevreciler, Muğla’yı sevenler, Milas’ı sevenler ve Türkiye’nin dört bir yanından bu mücadeleye gönül ve destek verenler Akbelen’de oldular. Biz olduk, milletvekillerimiz oldu, örgütümüz oldu. Sizler oldunuz. Öncelikle Akbelen direnişini saygıyla selamlıyorum. Bir kez daha sahipleniyorum. Şimdi meselenin ne olduğunu bütün Türkiye tarafından duyulması, canlı yayında duyulması bunun konuşulması çok kıymetli. Buradan vicdan olan, insafI olan, Allah’a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum. Herkese sesleniyorum. Bakın bu konuda, bu yapılanlara karşı Akbelenliler direndiler, karşı çıktılar. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi buna karşı seçimden önce 11 Mart 2024’te bir adım attı. Kendi partilileri ayağa kalktı, ‘Eyvah seçimi kaybederiz’, geri çektiler. Şimdi kötülüğü beş katına çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi 10 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararla 679 parsele acele kamulaştırma kararı çıkardı. Akbelen’deki mücadeleyi kendileri kıramayınca, bu işe Meclis’i alet ettiler. Meclis’e bir kanun getirdiler. Kanunda buradaki normal şartlarda zeytinlik olan yerlerin korunmasına ilişkin kanun ortada duruyorken, kendilerince bir numarayla zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek, buraları madenciliğe açtılar. Aslında şirket diyor ki, o acımasız şirket, ‘Ben orman kesmenin peşinde değilim. Bana 4 milyar dolarlık bir söz var, paramı versinler vazgeçeyim’ diyor. Ne için verdilerse, ne zaman bu sözü verdilerse o şirkete buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca, olmayacak bir iş yaparak koordinatlarıyla buraları tarif eden kanun çıkardılar.
AYM’ye çağrı
Hatırlarsınız, kanunu öyle 60 gün içinde değil, saatler içinde Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Ve dedik ki Anayasa Mahkemesi’ne, ‘Bu haksızlığı durdur. Bunu iptal et.’ Şimdi başvurumuz Anayasa Mahkemesi’nin önünde duruyor. Bunlar Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesinden endişe ederek, tuttular 10 Ocak günü Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı aldılar. Önce bu AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren, şimdi önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan’da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan ve bu kötülükten haberdar olmayan insanlara bunları şikayet etmek farz. Çünkü şöyle, bakın acele kamulaştırma yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir. Çok eski zamanlardan beri. Ve doğru bir yetkidir. Neden? Bakın ne yazıyor, ‘Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen hallerde olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere.’ Ne bu biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, buraya düşmana karşı orduyu koyacaksın ya da uçaksavar için tek doğru yer bu burun, oraya koyacaksın. Ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak. Oradaki de diyecek ki ‘Ben yerimi vermem. Orayı parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın.’ Bu kadar istisna bir durum bu. Örneğin Kıbrıs’a çıkartma askeri yollayacaksın, adam diyor ki ‘Benim tarladan çıkartma gemilerine kapak attırmam.’ ‘Al paranı çekil kenara.’ Bu kadar istisna bir şey bu. Duyuyor musun beni hacı amca? Hacı teyze duyuyor musun beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece Cumhurbaşkanının kullanacağı yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat. Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi Akbelen ormanını Limak şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar. Ormanı şirkete vermek için kullandı. Bu yetkiyi düşmanı savmak için kullanmıyor, bunu ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese şikayet ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin ve biz buna itiraz ediyoruz.
Biz Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum. Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda. Hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için, şu kadarcık oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, oradan hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için, 200 tür bitki için, 100 farklı tür kuş türü için Anayasa Mahkemesi’ne buradan Milas meydanından çağrıda bulunuyorum. Ve bu canlılar için, bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi’ne ‘lütfen’ diyorum. Sizlere rica ediyorum. Bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin. Bu günahkar Erdoğan’a ‘dur’ deyin, ‘dur’ deyin. Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün. Onun için mücadele eden, 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün. Ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve 1,5 milyon zeytin ağacının kesimine ‘dur’ demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama ‘dur’ deyin. Sizden bunu bekliyoruz. Bu taraf çok güzel bir slogan atıyor, duyayım. ‘Havama, suyuma, toprağıma dokunma.’ Tamam şimdi jimmy jib Akbelenlileri çekiyor. Akbelen köylüleri. Sayın Anayasa Mahkemesi üyeleri. Bu teyzemleri görüyor musunuz? Onların hatırı için iptal bekliyoruz. Onların hatırı için. Anayasa Mahkemesi Limak’a ‘dur’ deyip bu teyzemin yüzünü güldürmeni bekliyoruz.





