Partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasından sonra yapay zeka ile oluşturulan Erdoğan fotoğrafını ‘sonraki’ sözleriyle paylaşan Yunan siyasetçi Faílos Kránidiotis’e yanıt veren Özel, “Dışarıdan yapay zekayla üretilmiş, Erdoğan’ı benzer şekilde göstermek isteyenler var. Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’ndan bir vatandaşımızı alıp götürebilecek cesareti olan varsa, hodri meydan! Biz buna izin vermeyiz.” ifadelerini kullandı.
“Verginin yüzde 88’ini orta direk ve yoksullardan alanın adı AK Parti’nin kara düzenidir”
Özel’in konuşmasından satır başları şöyle;
Değerli arkadaşlar, ekonomide maalesef çok zor geçecek bir yıla girdik. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bu çatı altında gelecek yılın bütçesini yaptık; kimden ne alınacağına, kime ne verileceğine karar bağladılar. Devletin alan sağ eli hep emekçinin sırtında, yoksulun sırtında, emeklinin sırtında. Veren, şefkatli sol elini ise çok ama çok tutuk bir şekilde tarif ettiler. Bir şey verirlerse de bunu yine yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil; zenginlere, yandaşlara vermeyi tercih ettiler.
Toplam 15,16 trilyon lira vergi ödeyeceğiz hep beraber. Saniyede 496 milyon 500 bin lira, yani saniyede yaklaşık 500 milyon lira vergi ödeyeceğiz. Peki, bu vergiyi kim ödeyecek? 100 liralık verginin 64 lirasını dolaylı vergilerle ödeyeceğiz. Yani fabrikatörle fabrikanın kapıcısını ayırmayan, mülk milyarderiyle asgari ücretliyi ayırmayan vergilerle hepimiz ödeyeceğiz. Elektrik harcarken, doğalgaz kullanırken, süt alırken, ayakkabı alırken, çocuğumuza hırka, gömlek alırken gelirimize bakmadan aynı vergiyi ödeyeceğiz. Bu oran yüzde 64.
Sonra bir de yüzde 24’lük bir dilim var. Onu da maaşı eline geçmeden, maaşı eline değmeden gelir vergisi kesilenler ödeyecek; yani beyaz yakalılar, mavi yakalılar, işçiler, emekliler. Geriye ne kalıyor? Yüzde 12. Bunun yüzde 1’i gayrimenkul sahiplerinden alınan diğer vergiler. Yüzde 11’i ise Türkiye’de yapılan tüm ticaretten, imalattan, ihracattan ve hizmet sektöründen para kazananların vereceği kurumlar vergisi.
Verginin yüzde 88’ini orta direk ve yoksullardan alan, vermesi gerekenden yalnızca yüzde 11’ini alan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. İktidarımızın ilk yılında bu düzeni yıkacağız.
Bütçede 2,7 trilyon lira faize ayırmışlar. Yatırımlara ayrılan 1,4 trilyon liranın, yani aklınıza gelebilecek bütün bakanlıklardaki bütün yatırımların toplamına ayrılan paranın iki katını faize ödüyorlar. Bu, Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli, en faizci bütçesidir. Diğer taraftan, toplanan 100 liralık verginin 20 lirası faize, 10 lirası yatırıma gidiyor. Arada tam iki kat fark var.
“Kimse Erdoğan’ın masallarına inanmasın”
Ve ÖTV… Lüks harcamalardan alınması gereken özel tüketim vergisi, pırlantadan, pahalı lüks saatlerden alınmazken; tırnak makasından, mutfak tüpünden, çiftçinin kullandığı mazottan alınmaya devam edecek. AK Parti’nin gerçeği budur.
Kimse Erdoğan’ın masallarına inanmasın. Kimse bu yılın geçen yıldan iyi olacağına, durumunun geçmişten daha iyi olacağına inanmasın. Bu milletin durumunun geçmişten daha iyi olması için sandığa gitmesi ve AK Parti iktidarını göndermesi gerekir.
“Bugün ev kirasının zam oranı yüzde 34, emeklinin zam oranı yüzde 12’dir”
Kime konuşuyoruz? Herkese. Ama en çok da emeklilere, asgari ücretlilere ya da asgari ücrete oranla biraz üzerinde maaş alan herkese konuşuyoruz. Açlık sınırı 30 bin lira. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi belirlemiyor; TÜRK-İŞ belirliyor. Bugün açlık sınırı 30 bin liranın üzerindedir. Tarihte ilk kez, asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altında kalmıştır. 28 bin lira ilan ettiler; ilan edildiği gün açlık sınırının altındaydı. Alındığında ise açlık sınırı biraz daha yükselmiş olacak.
AK Parti, seçimden önce “Asgari ücreti yılda üç-dört kez düzenleriz” diyordu. Seçimden sonra ise asgari ücrete yıl içinde hiç dokunmadılar. 28 bin lirayı vermeyi kafaya koydular. Peki, en düşük emekli maaşı ne kadar? 18.975 lira. Dikkat edin, 19 bin lira bile değil; 18.975 lira.
Bu rakamı artıracaklarını söylemelerini dün herkes bekledi. Herkes döndü, Erdoğan’ın ağzına baktı; bu konuda ağzını bıçak açmadı. Bugün ev kirasının zam oranı yüzde 34, emeklinin zam oranı yüzde 12’dir. Market poşetine yüzde 100 zam yapanlar, emekliye yüzde 12 zam yaptılar. Köprü ve otoyollara “az yaptık” deyip yüzde 25 zam yapanlar, emekliye yüzde 12’lik zammı layık gördüler.
18.975 lira, ilan edildiği gün açlık sınırının üçte ikisidir. İlan edildiği gün neredeyse yüzde 62’si, yüzde 65’idir. AK Parti iktidara gelmeden önce en düşük emekli maaşı, asgari ücretin bir buçuk katıydı. Yani emekliye hiç ilişmeseler, hiç çelme takmasalar, bir buçuk asgari ücret verseler; bugün itiraz ettiğimiz, yetmeyen asgari ücret üzerinden bile emekliye 42 bin lira vermeleri gerekirdi. Ama emekliye verdikleri para 19 bin lira; 18.975 lira.
Asgari ücret ve öğrenci bursu üzerinden altın hesabı yaptı
Ben meydanlarda hep soruyorum. Hangisini açmazsan aç, oradan bir teyze bağırıyor: “Altın hesabı!” Şaşmaz. Altın hesabı yapıyorum, Erdoğan kızıyor. “Sen gelmeden önce,” diyorum, “emekli 8 çeyrek altın alıyordu; şimdi bir buçuk çeyrek altına düştü.” Hesap ortada. “Altın çok değişti” diyorlar. Peki, başka bir hesaba bakalım.
Gençlik kollarımız 2002 yılı için aynı zincirde et döner fiyatına bakmış. 2002 yılında, 257 lira emekli maaşıyla, tanesi 1 lira olan et dönerden 257 tane alınabiliyormuş. Bugün verilen emekli maaşıyla, aynı yerde yalnızca 38 tane et döner alınabiliyor. AK Parti’den önce 257 et döner, bugün 38 et döner. Üstelik bu, 100 gram et olan, bildiğiniz yarım ekmek döner.
Diyorlar ya, “Altın değişti.” Ne değişti? Et dönerci de altına göre fiyat veriyor, başka ürünü satan da. Hiçbir esnaf “Bu fiyatla satarım ya da satamam” diye keyfine bakmıyor. Maliyeti var: Tüpü var, ısınması var, ödediği maaş var, sigortası var, kirası var. Hesap ortada: 257’ye karşı 38.
Dün yine söyledi: “Biz gelmeden önce KYK kredisi 45 liracıktı, biz şimdi 4.000 lira yaptık” dedi. Gençler hemen altın hesabına bakmışlar. 2002’de 45 lirayla, çeyrek altının 30 lira olduğu dönemde, bir buçuk çeyrek altın alınıyormuş. Bugün bir buçuk çeyrek altın 16 bin lira. Erdoğan’ın verdiği 4.000 lira bunun dörtte biri bile değil. Bu para kişi başına günlük yaklaşık 133 liraya denk geliyor.
Gençler diyor ki: “Bu parayla belki bir mercimek çorbası içiliyor; onu da ucuz bir yer bulursan. Çoğu yerde 150–180 lira. Kent Lokantası hariç.” Bu parayla bir öğün karın doyurmak bile mümkün değil. Gençler, bu paranın 8 et dönerde, 16 tavuk dönerde bittiğini söylüyorlar.
Sonra dönüp bakmışlar. Rahmetli Ecevit’in, Sayın Bahçeli’nin, rahmetli Mesut Yılmaz’ın olduğu koalisyon dönemine… Bugün o dönemi kötüleyenler var ya; 2002’de 45 lira KYK kredisiyle 45 tane et döner alınıyormuş. Bugün verilen 4.000 lirayla 8 tane et döner alınıyor.
Güya öğrencileri aç bırakan o koalisyon hükümeti 45 et döner aldırıyormuş; bugün 4.000 lira veren Tayyip Erdoğan’ın KYK kredisi 8 et dönerde bitiyor.
“Erdoğan, Amerika’nın yaptıklarını kınayamadı”
Dünya günlerdir Venezuela meselesini konuşuyor. Trump yönetimi, Birleşmiş Milletler’i ve uluslararası hukuku hiçe sayarak bir ülkeye tek başına askerî müdahalede bulundu. Bir devlet başkanı yatağından alındı, sürüklendi, paketlenerek ABD’ye götürüldü; New York sokaklarında teşhir edildi. Bir ülkenin onuru ayaklar altına alındı.
Bu yetmedi; Kolombiya, Küba, Meksika, İran, Danimarka… Trump tarafından açık açık hedef gösterildi. Dünya düzenini tehdit eden bir haydutluğun tam ortasındayız. Dünya buna karşı ortak tavır almak zorundadır. Dünya susarsa, yarın dizini döver.
Trump düzeni, Amerika’nın düzeni olabilir; dünyanın düzeni olamaz. Birleşmiş Milletler sistemi yok sayılamaz. BM, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra üçüncü bir dünya savaşı olmasın diye kuruldu. Sınırlar değişmesin, ülkeler birbirinin iç işlerine karışmasın diye kuruldu.
İşine gelince BM, işine gelmeyince gece yarısı başka ülkenin liderini yataktan alacaksın… Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur.
Bu, Maduro’nun geçmiş yönetimini savunmak değildir. Maduro kendi ülkesinde adil olmayan seçimler yapan, muhalifleri hapseden bir liderdir. Eleştirilmeli, demokrasiye davet edilmelidir; ama bu, Birleşmiş Milletler çatısı altında yapılmalıdır.
Bir tane “büyük abi” seçip eline sopa veremezsiniz. Bugün ona vurur, yarın başkasına vurur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, mağdurun kimliğine değil; dünya düzenine, hukuka ve barışa bakarız.
Trump gibiler karşısında susanlar, onları büyütür. Biz Trump gibi kükreyenleri, istilaya gelenleri nasıl püskürttüğünü bilen bir milletiz. Herkes ayağını denk alacak.
400 yıl önce Vestfalya Antlaşması yapılmıştı. Artık devletlerin sınırlarına müdahale etmeme ve ulusal egemenliği tanıma prensipleri kabul edilmişti. Ama Trump, dört yıl boyunca ortalığı karıştırdı, kaybettiği seçimde Senato binalarını bastırdı, geri geldi. Yüzde yarımla 400 yıl geriye götürecek bir sistemi yok; yok öyle yağma, Trump Efendi, yok öyle!
Peki, Maduro’nun başına ne geldi? Erdoğan, “Dostum, kardeşim, canım ciğerim” dedi. Dünya tepkilerini yükseltti, eleştiriler ayyuka çıktı. AK Parti ve MHP seçmeni bile tepki verdi. Önce herkes “Özgür Özel’e saldıralım” dedi, ama o da işe yaramadı. Merkel’e falan söylüyordu; 11.000 kilometre ötemizde bir hadiseydi. Trump yanlışlıkla yumurta kırmış gibi; bir adamı karısıyla götürüyor ama Erdoğan, Amerika’nın yaptıklarını kınayamadı.
Trump, Erdoğan’a “Maduro’yu Türkiye’ye gönderelim” demiş. Peki Erdoğan ne dedi? “Bilmiyorum” demedi. “Olur mu?” dedi mi, demedi mi? Maduro, seçilmiş bir lider olarak duruyor; dik durmasını söylüyordu. Trump’ın kendi egemenliği olan bir lidere müdahalesine “Hayır” diyemedi. Eğer bunu Trump’a soracak olsaydı, sormadı.
Türkiye’nin Maduro ile özel bir ilişkisi vardı: peynir ticareti falan… Ama bu, uluslararası hukuku çiğnemeyi haklı çıkarmaz. Erdoğan, susarak veya “müşterek bir hadise” diyerek bu işin içinden çıkamaz.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada çelişkileri varmış diyorlar. Biz yönetiyoruz da çelişkiler varmış… Ben kendi bakanıma soruyorum: “Sayın Bakan, çok zikzak yapıyorsunuz, neden?” Diyor ki: “Bir politika dümdüz giderse mayına basarsın, o yüzden zikzak yapıyoruz.”
“Bir vatandaşımızı alıp götürebilecek cesareti olan varsa, hodri meydan!”
Dışarıdan yapay zekayla üretilmiş, Erdoğan’ı benzer şekilde göstermek isteyenler var. Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’ndan bir vatandaşımızı alıp götürebilecek cesareti olan varsa, hodri meydan! Biz buna izin vermeyiz.
15 Temmuz’da, Amerika destekli FETÖ operasyonu ile kendi besledikleri, büyüttükleri darbeye kalkıştı. İlk telefonu ben açtım, Meclis başkanına “Meclisi açın, direneceğiz” dedim. Sandığı getiren partiyi sandığı kimseye kaptırmayız dedim; sandıktan kim çıkıyorsa milletin tercihi o olacak. O gece bunları konuşuyorduk, A Haber canlı yayında… ATV’de, her gece bana ne deniyordu, bilmiyorsunuz: Özgür Özel tarihi bir konuşma yapıyor, demokrasi dersi veriyor diye… Biz ülkemizde ne seçilmişe dokundururuz, ne onu seçeneğe… Ama eğer o seçilmiş zulme başvuruyorsa, kötülük yapıyorsa karşısındayız. AK Partili de olsa, MHP’li de olsa, köyündeki vatandaş da olsa, karşımızda durursa biz oradayız.




