Turan, Yaşar Kemal’in halk anlatılarını sadece aktarmadığını, onları yeniden kurduğunu belirtti. “Üç Anadolu Efsanesi” gibi eserlerde geleneksel anlatıların yeniden şekillendiğini ifade ederek, bu anlatıların bazı çalışmalarda “Yaşar Kemal anlatması” olarak ayrı bir tür kabul edildiğini söyledi.

“Ağrı Dağı Efsanesi”nin ise tamamen özgün bir kurgu olmasına rağmen, gelenek ve töreyi derinlemesine yansıttığını vurguladı.

“Binboğalar Efsanesi” üzerinden göçer Türkmenlerin yaşadığı dönüşüme dikkat çeken Turan, bu eserin yalnızca bir hikâye değil, bir kültürün çözülüşünü anlattığını ifade etti.

Alevi-Bektaşi topluluklarının kapalı dünyasının içeriden bir bakışla aktarılmasının, Yaşar Kemal’in gözlem gücünü ortaya koyduğunu söyledi.

Feodalizmden kapitalizme geçişi anlattı

Metin Turan, “Demirciler Çarşısı Cinayeti” ve “Yusufçuk Yusuf” romanlarının Türkiye’de feodal yapıdan kapitalist düzene geçiş sürecini tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirtti.

Çukurova’da traktörlerin tarıma girmesiyle yaşanan değişimin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir kırılma yarattığını ifade etti.

Yaşar Kemal’in eserlerinde doğanın bir fon değil, doğrudan anlatının parçası olduğunu vurgulayan Turan, özellikle “İnce Memed” romanına dikkat çekti.

Her bölümün bir bitkiyle başlamasının, doğa ile insan arasındaki bağı simgelediğini belirten Turan, dikenli bitkilerin romanın direniş temasını yansıttığını söyledi.

KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde Yaşar Seyman söyleşisi
KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde Yaşar Seyman söyleşisi
İçeriği Görüntüle

Kültürel mirası geleceğe taşıyan bir isim

Turan, Yaşar Kemal’in yalnızca bir romancı olmadığını, aynı zamanda Anadolu’nun kültürel hafızasını taşıyan bir isim olduğunu ifade etti.

Röportajları, derlemeleri ve gözlemleriyle toplumsal belleğe katkı sunduğunu belirten Turan, onun eserlerinin bugün hâlâ toplumu anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıdığını sözlerine ekledi.

Muhabir: Dursun Erkılıç