Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Dış politikadan adalet sistemine, ekonomiden emeklilerin durumuna kadar birçok başlıkta hükümeti eleştiren Arıkan, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye yönelik açıklamalarına da tepki gösterdi. Arıkan, “Türkiye’nin dış politikasını ne ABD sefirleri ne de AB komiserleri belirleyemez” ifadelerini kullandı.

Arıkan şunları söyledi.

"Kimse yer göstermeye çalışmasın"

Von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte “Avrupa için tehdit” olarak gördüğünü belirten Arıkan, bu yaklaşımın Türkiye’den çok Avrupa’nın geleceği açısından düşündürücü olduğunu söyledi.

Arıkan, “Türkiye bu coğrafyada bin yıllık tarih boyunca, Avrupa’ya ihtiyaç duymadan, kendi gücü ve imkânları ile ayakta kalmıştır” dedi.

Türkiye’nin tarih boyunca yalnızca denge unsuru olmadığını, “bizzat terazinin kendisi” olduğunu ifade eden Arıkan, “Türkiye’nin nerede konumlandığını da dış politikasını da ne ABD sefirleri ne de AB komiserleri belirleyemez, hadleri de değildir. Bundan dolayı ne Ursula von der Leyen ne de başka biri Türkiye’ye yer göstermeye, ülkemize yön belirlemeye kalkışmasın” sözleriyle tepki gösterdi.

"Kıbrıs milli davadır"

Arıkan, Fransa’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askeri varlık içeren bir anlaşma hazırlığında olduğuna ilişkin iddiaları da gündeme taşıdı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a seslenen Arıkan, “Hayrola Fransa, hayrola Macron? Kıbrıs’ta ne işiniz var, ne yapmaya bölgeye geliyorsunuz?” dedi.

Doğu Akdeniz’e barış için gelinmediğini ileri süren Arıkan, Kıbrıs meselesinin Rum yönetimi ve Yunanistan’ın tek başına karar vereceği bir mesele olmadığını söyledi.

“Hiç kimse Türk kesimini yok sayarak, Türkiye’nin garantörlük haklarını hiçe sayarak Doğu Akdeniz’e askerî yığınak yapamaz” diyen Arıkan, Fransa ve Rum yönetiminin bu hamlesini Kıbrıs meselesini çözüm masasından çıkarıp askeri hesapların masasına taşıma girişimi olarak nitelendirdi.

Arıkan, hükümetin bu gelişmeler karşısında sessiz kaldığını savunarak, “Bu olay, sessizce beklenip geçiştirilecek bir kriz değildir. Altını çizerek söylüyorum: Bu bir krizdir” ifadelerini kullandı.

"Adalet iktidarın raftan indireceği bir araç değil"

Geçtiğimiz hafta Gülistan Doku dosyasını gündeme taşıdıklarını hatırlatan Arıkan, 6 yıl sonra da olsa dosyanın açılmasını ve faillerin adalet karşısına çıkarılmasına yönelik çalışmaları takdirle karşıladıklarını belirtti.

“693 maktul demek; 693 can, 693 hayat demek, 693 anne, baba, kardeş, evlat demek” diyen Arıkan, “Bu 693 canın akıbetinin aydınlatılması için, o raflarda bekletilen klasörlerin indirilmesi için illa bakanın mı değişmesi gerekiyordu?” diye sordu.

Arıkan, adaletin siyasal ihtiyaçlara göre işletilemeyeceğini vurgulayarak, “Adalet; iktidarın ihtiyaç duyduğu anda raftan indireceği bir araç değildir” dedi.

"Hangi mantıkla en az üç çocuk dediniz?"

Arıkan, konuşmasının nüfus politikaları bölümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce dile getirdiği “en az üç çocuk” çağrısını hatırlattı.

Erdoğan’ın bu çağrıyı ilk kez 7 Mart 2008’de Uşak’ta yaptığını söyleyen Arıkan, o dönemde Türkiye’de doğum oranının 2,16 olduğunu, bugün ise 1,48’e gerilediğini belirtti.

Arıkan, hükümetin yıllarca nikah törenlerinde “en az üç çocuk” çağrısı yaparak sorunu çözeceğini düşündüğünü, ancak bugün ilkokul çağındaki çocuk sayısında önümüzdeki yıllarda büyük düşüş beklendiğini ifade etti.

Doğum oranındaki düşüşün temel nedeninin ekonomik şartlar olduğunu savunan Arıkan, bebek bakım maliyetleri arttıkça doğum sayısının düştüğünü söyledi.

Arıkan, iktidara “Gençlerin ekonomik tablodan dolayı evlenemediği, çocuk sahibi olamadığı bu bozuk düzeni inşa edip hangi mantıkla en az üç çocuk dediniz?” diye seslendi.

"Sefalette dünya üçüncüsü yaptınız"

Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arıkan, Türkiye’nin sefalet endeksinde dünya üçüncüsü olduğunu ileri sürdü. Listede ilk sırada Venezuela’nın, ikinci sırada Sudan’ın, üçüncü sırada Türkiye’nin yer aldığını söyleyen Arıkan, “Türkiye’yi bu listeye kim soktu? Bu milleti Venezuela’yla, Sudan’la aynı ekonomik kader tablosuna kim mahkûm etti?” diye sordu.

Arıkan, “Yaparsa AK Parti yapardı, yine AK Parti yaptı” sözleriyle hükümeti eleştirdi.

Vatandaşların ekonomik durumuna dikkat çeken Arıkan, Türkiye’de 32 milyon 200 bin hesabın kredili mevduat hesabı kullandığını belirtti. Bunun, Türkiye’nin üçte birinin “olmayan bir parayı harcadığı” anlamına geldiğini söyledi.

Arıkan, AK Parti iktidara geldiğinde vatandaşların bankalara borcunun 6,5 milyar TL olduğunu, bugün ise bu rakamın 6 trilyon TL’yi aştığını belirterek, “23,5 yılda milletimizin bankalara olan borcu tam 929 kat artmış. Peki bu 23,5 yılda asgari ücret kaç kat artmış biliyor musunuz? Sadece 150 kat” dedi.

“Emekliye 1 maaş ikramiye verin"

Arıkan, ekonomik krizin en ağır yükünü taşıyan kesimlerin başında emeklilerin geldiğini söyledi.

İktidarın gayri safi milli hasılanın Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını söyleyerek övündüğünü ancak et fiyatları, kira bedelleri, hayat pahalılığı, açlık ve yoksulluk sınırındaki artışı görmezden geldiğini savundu.

Kurban Bayramı yaklaşırken emeklilerin kurban kesemeyecek duruma geldiğini belirten Arıkan, emekli bayram ikramiyesinin ilk verildiği 2018 yılında 1000 TL olduğunu, Diyanet’in yurt içi kurban bedelinin ise 850 TL olduğunu hatırlattı.

Bugün emekli ikramiyesinin 4 bin TL’ye, Diyanet’in yurt içi kurban bedelinin ise 18 bin TL’ye çıktığını söyleyen Arıkan, “8 yılda emekli ikramiyesi 4 kat arttı, kurban bedeli ise 21 kat arttı. Yani bugün 4 emekli bir araya gelse; bırakın bir kurban kesmeyi, bir hisseye bile giremiyor” dedi.

Arıkan, en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılması için daha önce kanun teklifi verdiklerini ve 1 milyon 200 binden fazla imzayı Meclis’e sunduklarını hatırlattı.

Kurban Bayramı için yeni bir teklif hazırladıklarını açıklayan Arıkan, “Kurban Bayramı’nda emeklilerimize bir maaş ikramiye verilmesi için kanun teklifimizi bir kez daha Meclis Başkanlığı’na sunacağız” dedi.

"Doğayı bir hammadde olarak görüyorsunuz"

Saadet Partisi’nin “Ağır Sanayi” anlayışıyla siyaset yapan bir gelenekten geldiğini belirten Arıkan, başta savunma sanayi olmak üzere maden faaliyetlerinin gerekliliğini yok saymadıklarını söyledi. Ancak Türkiye’de bugün yaşananın madencilik değil “ekstraktivizm” olduğunu savundu.

Arıkan, ekstraktivizmi “Doğayı bir yaşam alanı değil, hammadde deposu olarak gören; yerel halkın rızasını yok sayan, kazancı bölge dışına taşıyan; ormanı, suyu, toprağı tahrip eden; ‘kaz, çıkar, terk et’ anlayışı” olarak tanımladı.

Ordu’nun yüzde 74’ünün, Giresun’un yüzde 85’inin ruhsatlandırıldığını belirten Arıkan, bunun bu illerde yoğun rezerv bulunduğu anlamına gelmediğini, “ne buluyorsan çıkart” mantığıyla neredeyse tüm alanların maden faaliyetlerine açıldığını savundu.

Arıkan, madencilik alanındaki yabancı şirket sayısındaki artışa da dikkat çekti.

2004 yılında 138 yabancı şirketin maden ruhsatı bulunduğunu, bugün bu sayının 775’e çıktığını söyleyen Arıkan, yabancı şirketlere verilen arama ruhsatı sayısının 390 bini geçtiğini ifade etti.

Maden Yasası’nın 23,5 yılda 21 kez değiştirildiğini söyleyen Arıkan, bunun şirketlerin maden aramasını kolaylaştırmak için yapıldığını savundu.

Cayman Adaları ve Guernsey Adası örneklerini veren Arıkan, bu adalara ait şirketlerin Türkiye’de maden arama ruhsatına sahip olduğunu belirtti.

Arıkan, “Türkiye’nin toprağı kazılıyor; Türkiye’nin doğası tahrip ediliyor, bizim insanımız yerinden ediliyor, ancak kazananlar birkaç yandaş ile küçük vergi cennetlerinde kurulu şirketler oluyor” dedi.

Türkiye’de yaşanan modelin Afrika ülkelerinde görülen modele benzediğini savunan Arıkan, “Yaşananlar toprağı insansızlaştırma, insanı topraksızlaştırma sürecidir. Karadeniz’i fındıksızlaştırma sürecidir” ifadelerini kullandı.

Arıkan, Türkiye’de fındık bahçeleri maden sahasına çevrilirken Cüneyt Zapsu’nun Şili’de fındık yatırımı yapmasının tesadüfle açıklanamayacağını ileri sürdü ve “Öyle görünüyor ki Karadeniz’in ormanları, yaylaları çoktan gözden çıkarılmış” dedi.

"Patron devletten büyük mü?"

Arıkan, maden faaliyetleri kadar madencilerin yaşadığı hak kayıplarına da dikkat çekti.

Mansur Yavaş, operasyonları 'Seyredemeyiz' demişti; CHP, yol haritasını belirledi
Mansur Yavaş, operasyonları 'Seyredemeyiz' demişti; CHP, yol haritasını belirledi
İçeriği Görüntüle

Hakkını arayan 110 madencinin mücadelesini tüm Türkiye’nin izlediğini belirten Arıkan, işçilerin onurlu bir direniş gösterdiğini söyledi.

Madencilerin bir yıldır maaş alamadığını, çocuklarının bursuyla geçinmek zorunda kaldığını ve derdini anlatacak muhatap aradığını ifade eden Arıkan, devletin uzun süre mağduru değil, mağdur eden patronu muhatap aldığını savundu.

Bu tabloyu “Ahbap-çavuş ekonomisi” olarak nitelendiren Arıkan, ücretlerin ödenmeye başlanmasını olumlu bulduklarını ancak 15 günlük sürenin yeni bir sorumsuzluğa dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Arıkan, kürsüden “Patron devletten büyük mü?” diye sordu ve şöyle devam etti:

“Ne olursa olsun; patron devletten büyük değildir. Sermaye hukuktan üstün değildir. Hiçbir şirket, hiçbir holding, hiçbir çıkar grubu; bu milletin alın terinden, emeğinden, hakkından daha kıymetli değildir.”

Arıkan, “Babaları çocuklarının yanında ağlatan, hakkını alın teri ve göz pınarları kuruduktan sonra veren bu düzeni değiştirmek zorundayız ve değiştireceğiz” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi