Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

‘Süreç tıkandı’ eleştirilerine yanıt veren Erdoğan, “Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı bugün bir kere daha vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum, gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir. 23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır. Yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir. Sorunun devamından çıkar sağlayanların ürettiği algıların hiçbirisi bunu değiştirmeyecektir” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle;

“Kut'ül Amare Zaferimizin 110. yıl dönümünü idrak ediyoruz”

Bugün tarihimizin iftihar vesilelerinden biri olan Kut'ül Amare Zaferimizin 110. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu destansı zaferle Bağdat'ın işgali bir sene daha engellenmiş ve 1. Dünya Savaşı'nın bitirilmesi iki sene uzatılmıştır. Bu zaferde başta General Townshend olmak üzere 5 general ve 476 subayla birlikte toplam 13 bin 309 kişi esir alınmıştır. Zafer sonrasında gazilere hitap eden 6. Ordu Komutanı Halil Kut Paşa, askerlerini "Aslanlarım, Bugün şu kızgın toprağın güneşli semasında şühedamızın ruhları şad-u handan uçuşurken ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum." diyerek tebrik etmişti. 18. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ise muzaffer askerlerini kutlarken onlara şu emri veriyordu; "18. Kolordu'nun aslan yürekli erleri! Cenab-ı Hakk'a secdeye kapanalım. Bu akşam şehitlerimize Fatihalar, Tebarekeler, Yasinler okunsun. Gaziler birbirine sarılsın, birbirini tebrik etsinler. Ben de bugünkü Kut'ül Amare Bayramı vesilesiyle sizin pak ve yüksek alınlarınızdan samimiyetle öpüyorum.

“Arapların yanı sıra Kürt aşiretler de Osmanlının yanında savaşmıştır”

Kut'ül Amare Zaferi, tarihimize şanla, şerefle yazılmış bir kahramanlık destanı olarak milli hafızamızda yerini almıştır. Özellikle dikkat çekmek isterim ki; bu zafer, belli kesimler tarafından tekrar köpürtülen "Birinci Dünya Savaşı'nda Araplar bizi sırtımızdan hançerledi" yalanını deşifre eden en bariz örneklerden biridir. Kut halkı, Osmanlı ordusunun bir parçası gibi hareket ederek kuşatmaya destek olmuş, hatta bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Köklü bir Arap ailesinin mensubu olan Uceymi Paşa, muhasara altında kalan bir birliğimizi yanındaki adamlarıyla beraber kurtarmıştır. Arapların yanı sıra Berzenci, Niyazi ve Talabani gibi Kürt aşiretleri de Osmanlı ordusunun yanında savaşmışlardır.

Tarihçilerimize göre ordumuza destek veren Arap aşiretlerinin içinde Şii olanlar da bulunuyordu. Zaferin bu yönü, sık sık altını çizdiğimiz Türk, Kürt ve Arap ittifakının ne kadar stratejik bir önemde olduğunu bizlere yeniden hatırlatmaktadır. Sadece Kut'ül Amare'de değil, aynı uhuvvet tablosuna Çanakkale'de de şahit oluyoruz. Saraybosna'dan Üsküp'e, Bakü'den Kudüs'e, Bağdat'tan Şam ve Halep'e kadar nice kardeşimiz ecdadımızla birlikte omuz omuza çarpışmış, şehit düşmüş ve kara toprağı kanlarıyla sulamışlardır. Çanakkale bizim cihanşümul kardeşliğimizin vücut bulduğu yer olmuştur; aynı hakikat Kut'ül Amare için de geçerlidir. Orada da vahdet nifaka galip gelmiş, toplu vuran yürekleri hiçbir müstevli gücün sindiremeyeceği net bir şekilde görülmüştür.

"Kardeşliği yüceltmek mecburiyetindeyiz"

Bugün de kardeşi kardeşe kırdırmak suretiyle coğrafyamızı kana boğmaya çalışanların karşısında en sağlam direnç hattımız, bir duvarın tuğlaları misali birbirimize kenetlenmemizdir. Kökenlerimiz, mezheplerimiz, meşreplerimiz, hayat tarzlarımız veya siyasi görüşlerimiz farklı olabilir; bunların hepsi bizleri bölen değil, beşeri ve fikri zenginliğimizi yansıtan müstesna değerlerdir. Bölgemizin içinden geçtiği bu sancılı dönemde her türlü farklılığı bir yana bırakıp vahdeti kuşanmak ve kardeşliği yüceltmek mecburiyetindeyiz. Sadece kendi içimizde değil, sınırlarımızın ötesinde de kardeşliğin diliyle konuşmak durumundayız.

Türkiye; Kürt, Arap, Türkmen ve Fars ayrımı yapmaksızın bölgedeki tüm kardeşleriyle kucaklaşarak, ortak tarih ve ortak gelecek temelinde yeni bir güvenlik paradigması inşa etmeye çalışmaktadır. Bu, tenkit edilecek değil, aksine takdir edilecek ve övülecek bir politikadır. Mazimiz gibi istikbalimiz de müşterektir. Dolayısıyla bölgemizde yeni ameliyatlar yapmak isteyenlerin oyunlarına gelmek, hem tarihimize hem de istikbalimize yapılmış bir ihanet olacaktır.

"500 bin konut için hak sahiplerini belirledik"

Bu minvalde çok önemli bir adım daha attık. 81 ilimizde 500 bin sosyal konut kazandıracak "Yüzyılın Konut Projesi"ni kamuoyumuzla paylaşmıştık. Halkımız projemize yoğun bir ilgi gösterdi; öyle ki 500 bin konut için yaklaşık 8 milyon vatandaşımız başvuru yaptı. Bu itimada layık olabilmek için kolları sıvadık ve kura süreçlerimizi tamamladık. 4 ay gibi rekor bir sürede, 81 ilimizde noter huzurunda ve tamamen şeffaf bir şekilde 500 bin hak sahibini belirledik. Ankara’dan İzmir’e, Gaziantep’ten Trabzon’a, Çorum’dan Hatay’a kadar on binlerce ailemizi ev sahibi yapacak sürecin ilk aşaması tamamlandı. Hedefimiz evlerimizi hızla inşa edip teslim etmektir. İnşallah 2027 Mart ayından itibaren anahtarları peyderpey teslim edeceğiz. 7 bin 300 lira ile 11 bin lira arasında bir taksitle insanlarımızı yuva sahibi yapmanın bahtiyarlığını yaşayacağız. Ayrıca ilk kez İstanbul’da kiralık konut uygulamasını da hayata geçiriyoruz. İstanbul’umuza 100 bin sosyal konutun yanı sıra 15 bin kiralık konut inşa ediyoruz. Dar gelirli vatandaşlarımız çok uygun koşullarda TOKİ’den ev kiralayacak. Bu yaz kiralık konutların da anahtarlarını teslim etmeye başlıyoruz.

Mahmut Arıkan: Ekonomi yüzünden evlenemeyen millet 3 çocuk nasıl yapsın?
Mahmut Arıkan: Ekonomi yüzünden evlenemeyen millet 3 çocuk nasıl yapsın?
İçeriği Görüntüle

CHP’ye ‘basın özgürlüğü’ tepkisi

Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup sırf yolsuzluklarını faş ediyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik. Yapıcı önerilere kulak verdik. Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. 'Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız' gibi antidemokratik yollara asla tevessül etmedik. Bakınız, burada yıllardır bizi basın özgürlüğü konusunda topa tutanların iki yüzlü tavrına kısa bir parantez açmak istiyorum. Biz hafta sonu İstanbul'da 100 bin konutun kura çekim törenini yaparken aynı saatlerde CHP Genel Başkanı, belediye başkanları ile toplantıdaydı. Toplantı sonrasında çıktı, yine ipe sapa gelmez bir sürü ithamda bulundu. Son derece seviyesiz ifadelerle şahsımızı ve partimizi hedef aldı. İçinde zerre kadar vizyonun, projenin, nezaketin olmadığı; Türkiye'nin ana muhalefet partisine asla yakışmayan bir üsluba dinleyenler muhatap oldu.

"Bu mu sizin basın hürriyetinden anladığınız?"

Bir defa şu derin çelişkiyi herkes görüyor. Yolsuzlukla yargılanan belediye başkanları karşısında kuzu kesilenler; bakıyorsunuz basın mensuplarına karşı aslan postuna bürünüyor. Rüşvet pazarlığı yapanlara iki laf edemeyenler, kürsüden önlerine gelene tehditler savuruyor. Yıllarca basın özgürlüğünden, farklı seslere ve görüşlere saygılı olmaktan, eleştirilere kulak vermekten bahsettiler; ama daha ortada hiçbir şey yokken onu bunu tehdit etmeye başladılar. Bu mu sizin basın hürriyetinden anladığınız? Bu mu sizin özgürlük ve demokrasi anlayışınız? Bu mu sizin siyaset tarzınız? Kendini dev aynasında görenlere sadece şunu söylemek isterim: Beyler, cirminiz kadar yer yakarsınız. Tehditle, şantajla, dozunu devamlı artırdığınız hakaret senfonileriyle bu ülkede kimseyi sindiremezsiniz. Kabul etseniz de etmeseniz de alışık olduğunuz eski Türkiye artık yok. Gazetelerin CHP'nin basın bülteni gibi çıktığı günler artık geride kaldı. Ekranların CHP ideolojisine tahsis edildiği günler artık geride kaldı. Aykırı sesleri susturduğunuz günler artık bu ülkede geride kaldı. Basının sizi eleştirmesine, etik ilkelere riayet ederek yolsuzluk iddialarını haberleştirmesine öyle veya böyle alışacaksınız. Yankı odalarınızın dışında farklı sesler duymaya alışacaksınız. Beytülmale el uzatmışsanız, adalete hesap vermeye alışacaksınız.

"Terörsüz Türkiye'de kritik eşik aşıldı"

Ekonomik şahlanışımızın bir diğer lokomotifi terörsüz Türkiye sürecidir. Ülkemize maliyeti 2 trilyon doları aşan terör sorununu çözdüğümüzde inşallah Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüz daha da hızlanacaktır. Maruz kaldığımız gizli açık tüm sabotajlara rağmen süreçte 18. ayı geride bıraktık ve hamdolsun birçok kritik eşiği suhuletle aşmayı başardık. Komisyon raporunun onaylanmasıyla çok daha hassas yönetilmesi gereken bir kavşağa varılmış oldu. Komisyon raporunun ışığında siyasi partilerimizin de desteğiyle Cumhur İttifakı olarak bu kavşağı da kazasız belasız geçelim arzusundayız. Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı bugün bir kere daha vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum, gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir.

23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır. Yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir. Sorunun devamından çıkar sağlayanların ürettiği algıların hiçbirisi bunu değiştirmeyecektir. Çünkü kardeşlerim, biz bu yola ittifak olarak Türkiye'nin önündeki en büyük engellerden birini kaldırmak için çıktık. Biz bu yola bölgemizde oynanan sinsi oyunları bozmak için çıktık. Biz bu yola kardeşliğimize saplanan hançeri söküp atmak için çıktık. Biz bu yola silahların tahakkümüne tamamen son vererek sivil siyasetin demokratik kapasitesini daha da güçlendirmek için çıktık. Biz bu yola kendimiz için değil, Türkiye'nin aydınlık yarınları için çıktık. Bizim yaşadığımız acıları evlatlarımız yaşamasın, bizim ödediğimiz ağır bedelleri gelecek nesiller ödemesin diye biz bu yola revan olduk.

"Süreci zorlaştıran tarih karşısında sorumlu olacaktır"

İnşallah bu kutlu yolda menzile vasıl olana kadar sabırla, samimiyetle ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Birbirimize kulaklarımızla birlikte kalplerimizi de açtığımızda inanıyorum ki bu yolculuk daha kolay, daha hızlı olacaktır. Burada şunu da altını çizerek söylemekte fayda mülahaza ediyorum: Bölgemizin içinden geçtiği bu sancılı dönemde hiç şüphesiz sürece katkı veren herkes tarihe adını kaydettirecektir. Aynı şekilde süreci zorlaştıran, süreci yokuşa süren, tahrik eden her türlü girişim de tarih karşısında sorumlu olacaktır. Herkesten bu sorumluluk duygusuyla hareket etmesini, sürecin yükünü artıracak söylem ve eylemlerden özenle kaçınmasını bekliyoruz. Cumhur İttifakı olarak bu ülkenin bagajlarından kurtulması için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kuşatıcı, kucaklayıcı ve yapıcı bir anlayışla hareket etmeyi sürdüreceğiz.

Kaynak: Haber Merkezi