Ergenekon soruşturmaları başladığında Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’in makamında gözaltına alınması görevini üstlenen dönemim Erzincan Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal hakkında AYM’den karar geldi.
11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Osman Şanal, mahkumiyet hükmünün, 29 Eylül 2021'de Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından verilen onama kararıyla kesinleşmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu.
AİHM, "özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine" karar verdi. Şanal, AİHM'in ihlal kararı gereği, infazının durdurularak tahliyesini talep etti. Ağır Ceza Mahkemesi, Şanal'ın yeniden yargılama talebinin reddine ve mahkumiyetin infazının aynen devamına karar verildi. Bu karara yaptığı itiraz da Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kesin olarak reddedilen Şanal, bu kez Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu.
Şanal, AİHM tarafından "tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkin verilen ihlal kararı" sonrası yeniden yargılama talebinin reddedilerek infazın devamına karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini öne sürdü.
Anayasa Makemesi, Osman Şanal'ın başvurusunu kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkeme'nin gerekçesinde, FETÖ'nün darbe girişiminin ardından tutuklanan Şanal'ın, yapılan yargılama sonunda 24 Mayıs 2019 tarihinde verilen mahkumiyet kararıyla "suç isnadına bağlı tutulmasının" sona erdiğini, başvurucunun bu tarihten sonraki tutulmasının "mahkumiyete bağlı tutma" niteliğinde olduğu belirtildi.
Kararda, "AİHM tarafından verilen ihlal kararının, başvurucunun mahkumiyete bağlı tutulmasının önünde doğrudan Anayasa'dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğuna ilişkin bir tespit barındırmadığı, ayrıca tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir karar niteliği de taşımadığı ortadadır. Salt başvurucunun ilk tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin tespitin mahkumiyete bağlı tutma ya da özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağı ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nedenlerin bulunmadığına ilişkin gerekçesinin bariz takdir hatası ya da keyfîlik barındırdığı söylenemeyecektir" ifadeleri kullanıldı.
Başvurucunun, daha önce adil yargılanma hakkı yönünden yaptığı bireysel başvuruda ilettiği şikayetler dışında, mahkumiyet kararına ve mahkumiyete bağlı tutma kararını veren merciin bir mahkeme olmadığına, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin bulunmadığına veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya tedbirin kapsamını aştığına ilişkin bir iddiasının bulunmadığı aktarılan gerekçede, "Bu durumda hukuka uygun şekilde mahkûmiyete bağlı tutulan başvurucunun AİHM tarafından verilen ve tutma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağı ortadan kaldırmayan ihlal kararı uyarınca ilettiği yeniden yargılama ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle yeniden yargılama talebinin reddi sonrası tutulmaya devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir" denildi.





