Fransa’da eylül ayında başlayan lise öğrencilerinin protestoları, eğitim sistemindeki sorunlar ve hükümetin müdahale biçimi üzerinden ülke genelinde büyüyen bir krize dönüştü. Paris’in Créteil banliyösündeki Saint-Exupéry Lisesi’nde öğretmen eksikliği ve yetersiz eğitim kaynaklarına karşı başlayan eylemler, kısa sürede farklı kentlere yayıldı. Öğrenciler; kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, eğitim kurumlarındaki fiziki yetersizlikler ve üniversiteye geçişte kullanılan Parcoursup sisteminin yarattığı eşitsizliklere tepki gösterdi.
Hükümetin müdahale biçimi eleştirilerin odağına yerleşti
Ekim ayında eylemlerin büyümesiyle bazı okullarda eğitim aksarken, okul girişlerinde barikatlar kuruldu ve güvenlik güçleriyle göstericiler arasında gerginlik yaşandı. Protestoların yayılması, Fransa’da eğitim politikalarının yanı sıra gençlerin gelecek kaygılarını, eğitimde fırsat eşitliğini ve hükümetin toplumsal tepkilere yaklaşımını da tartışmaya açtı. Öğrenciler eğitim koşullarının iyileştirilmesini ve öğretmen eksikliğinin giderilmesini talep ederken, hükümetin müdahale biçimi de eleştirilerin odağına yerleşti.
Fransa’daki öğrenci protestolarının arka planını, toplumsal ve siyasi sonuçlarını ve hükümetin aldığı önlemlerin krizi çözmeye yeterli olup olmayacağını Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Elips Haber’e değerlendirdi.

Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe
“Fransa’da protestoların arka planında toplumsal tepki ve dış politika var”
Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Fransa'da 17 Eylül'de başlayan gösterilerin kısa sürede büyümesinin nedenlerini değerlendirerek, Fransız toplumunun tarihsel olarak sokak eylemlerine yatkın bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Gökçe, gösterilerin öğretmenlerin talepleriyle başladığını, öğrencilerin de eylemlere katılmasıyla büyüdüğünü ve göçmenlerin de sürece dahil olduğunu belirtti.
Gökçe, Fransa'daki toplumsal hareketlerin tarihsel geçmişine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü;
“Fransa’da 17 Eylül’de başlayan gösteriler bir okul gösterisi olmasına rağmen, çok kısa sürede banliyölere sıçramış ve banliyölerde kalan göçmenlerin de bu gösterilere katılmasıyla büyümüştür. Şimdi Fransa toplumunu şöyle değerlendirmek lazım. Diğer Avrupa toplumlarından farklı olarak sokağa çok rahat çıkabilen, toplumsal hareketleri örgütsüz bir şekilde yapabilen, yani herhangi bir örgüt, yasa dışı bir örgütün dışında çok hassas bir yapıya sahip olan bir toplum olarak görmek lazım. Bununla ilgili olarak 1871’den, 1871 Paris Komün hareketlerinden Sarı Yelekliler’e kadar olan dönem içerisinde Fransız toplumunun çok sık sokağa çıktığını görürsünüz. Burada onların çok rahat bir şekilde tepki verdiklerini gösteriyor. Burada da bunu anlıyoruz. Şimdi birincisi bu, toplum yapısı. İkincisi Fransa’nın izlemiş olduğu yanlış dış politika, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi.”
“Fransa’nın Afrika ve Orta Doğu politikası göçü artırdı”
Gökçe, Fransa’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda ABD ile birlikte Rusya’ya yaptırım uygulamasının enerji maliyetlerini artırdığını ve bunun ekonomik sorunları derinleştirdiğini belirtti. Fransa’nın Afrika ve Orta Doğu’daki politikalarının da göç hareketleri üzerinde etkili olduğunu savunan Gökçe, bu bölgelerdeki baskıcı ve sömürgeci yaklaşımların halkların yoksullaşmasına yol açtığını, insanların daha iyi iş olanakları bulabilmek amacıyla Avrupa’ya yöneldiğini ifade etti. Gökçe, bu sürecin Fransa’daki Cezayir kökenli nüfusun artmasında da etkili olduğunu kaydetti.

“Protestoların temelinde ekonomik eşitsizlikler var”
Gökçe, Fransa’daki protestoların yalnızca dış politika ve göçmen sorunlarıyla açıklanamayacağını, ekonomik eşitsizlikler ve neoliberal politikaların da toplumsal hareketlerin büyümesinde etkili olduğunu söyledi. Ekonomik açıdan dezavantajlı grupların eylemlere katılmasıyla gösterilerin yaygınlaştığını belirten Gökçe, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bunlar da banliyölerde kalmaktadır. Ekonomik olarak yetersiz, dezavantajlı gruplardır bunlar. Dolayısıyla 17 Eylül’de başlayan bu olaylar, 19 Eylül’de öğrencilerin katılması, ardından banliyölerdeki ekonomik anlamdaki dezavantajlı grupların sürece dahil olmasıyla birlikte yaygın toplumsal hareketlere dönüşmüştür. Fakat bunlar dış politika sebepleri olarak gözükse de esas olan, temelde biraz önce belirttiğim gibi iktisadi sorunlardır. Bugün Fransa, 1973’teki petrol krizinden sonra neoliberal politikalara geçmiştir ve bugün neoliberal politikaların sonuçlarını yaşamaktadır. Neoliberal politikalarda Fransa, özellikle sermayenin gelir dağılımında adaletsiz davranmıştır. Özellikle burada üretim ekonomisine geçilmemiştir. Üretim ekonomisi yerine finansal sermaye kazançlarına yönelmiştir.
Yine üretim, iş gücünün ucuz olduğu coğrafyalara kaydırılmıştır ki bu, Avrupa’da genel bir hastalıktır. İş gücünün ucuz olduğu yerlere yönelinmiştir. Kendi coğrafyasında üretim çok azdır. Dolayısıyla istihdam azdır. Gelir dağılımında bozulma meydana gelmiştir. Servet birikiminde dar bir çevrenin oluşması, servetin toplumun geneline yayılmaması, banliyölerin oluşmasına ve halkın sokağa çıkmasına sebep olan en önemli etkenlerdir. Kendilerinin sebep olduğu göçmen krizini biraz önce belirtmiştim. Baktığımızda bugün Fransa’da 2008 yılında yüzde 12,9’a varan bir yoksulluk oranı varken bu oran 2011’de yüzde 14,3’e ulaşmıştır. 2024’te ise yüzde 15,4’e yükselmiştir.”

“Halkın yoksulluktan kurtulma umudu kalmadı”
Gökçe, Fransa’daki ekonomik sorunların toplumsal tepkilere nasıl yansıdığını anlatırken yoksulluktan kurtulma umudunun azalmasının protestoların temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. Ülkedeki yoksulluk verilerine ve üretim politikalarına dikkat çeken Gökçe, sözlerine şöyle devam etti;
“Bugün Fransa’da 9,8 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 13’ü yeterli gıdaya ulaşamamaktadır. Bütün bu iktisadi veriler, üretim yerine paradan para kazanma politikasının ve sömürgeci yaklaşımların sonuçlarını Fransa toplumunun yaşadığını gösteriyor. Bugün Fransa, emeğe saygı duymayan, üretim yapmaktan uzaklaşan, üretimi başka yerlerde gerçekleştirip iş gücünü sömürmeye çalışan bir ülke durumuna gelmiştir ve halk yeterli bir şekilde beslenememektedir. Bugün Fransız toplumunun sokağa çıkmasındaki en büyük sebep, yoksulluğun yaygınlaşması değil. Yoksulluk yaygınlaşabilir. Ülke tedbir alabilir ancak esas Fransa toplumunu sokağa çıkaran sebep, yoksulluktan kurtulmanın giderek zorlaşmasıdır. Bu çok önemlidir. Bir ülkede belirli dönemlerde ekonomik gelişmelere bağlı olarak yoksulluk görülebilir. İktidar tedbir alabilir, halkın bu durumdan kurtulma umudu olabilir. Ancak bugün Fransa toplumunun yoksulluktan kurtulma umudu kalmamıştır. Yoksulluktan kurtulmanın giderek zorlaştığını gördükleri için sokaktadırlar diyebilirim.”
“Fransa’daki protestoların çıkış nedeni iç dinamikler”
Gökçe, Fransa’daki protestoların dış müdahaleyle başlatıldığı yönündeki değerlendirmeleri ele alırken eylemlerin başlangıç tarihleri ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki açıklamalar arasındaki zamanlamaya dikkat çekti. Protestoların Fransa’nın kendi ekonomik ve toplumsal dinamiklerinden kaynaklandığını belirten Gökçe, İsrail ve ABD gibi ülkelerin gösterileri başlattığını söylemenin mümkün olmadığını, ancak eylemler başladıktan sonra süreci daha da büyütmüş veya kışkırtmış olabileceklerini ifade etti. Gökçe sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bundan sonraki dönemde neler olabilir diye baktığımızda, bu olaylara dış etki var mı diye de değerlendirmek gerekiyor. Fransa üzerinde baktığımızda olaylar 17 Eylül’de başlıyor, 19 Eylül’de öğrenciler katılıyor, 22 Eylül’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Birleşmiş Milletler’de açıklama yapıyor. Macron’un konuşmasından dolayı İsrail gibi, ABD gibi ülkelerin Fransa’daki toplumsal hareketleri örgütlediğini söylemek mümkün değil. Ama şu söylenebilir, toplumsal hareketler ortaya çıktıktan sonra bu ülkeler, o konuşmadan dolayı süreci daha da geliştirmiş, daha da kışkırtmış olabilirler. O ayrı bir konu ama çıkış sebebi tamamen Fransa’nın kendi iç dinamiklerinden, ekonomik dinamiklerinden dolayıdır. İspanya derseniz farklı şey söyleriz. İspanya’daki Septe Adası’ndaki o göçmen krizi, tamamen dış güçler diye tabir ettiğimiz İsrail istihbaratı ve ABD istihbaratı tarafından yapılmış olabilir. Ama dediğim gibi Fransa’da bunu farklı şekilde değerlendirebiliriz.”
“Protestolar Macron hükümetini zorlayabilir”
Fransa’daki gösterilerin yaygınlaşmasının hükümet üzerindeki baskıyı artırabileceğini belirten Gökçe, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev süresi dolmadan iktidardan ayrılmasını beklemediğini dile getirdi. Protestoların devam edebileceğini öngören Gökçe, özellikle başbakanın zor durumda kalabileceğini ve hükümetin radikal önlemler almaması halinde Fransız halkının eylemlerden geri çekilmeyebileceğini söyledi. Gökçe sözlerini şöyle tamamladı;
“Yine bu olayların yaygınlaşması Macron hükümetini tabii ki zorlayacaktır. Macron, 2020’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde iktidardan istifa edebilir mi? Pek tahmin etmiyorum. Ama olaylar devam edecektir. Fransa’da özellikle başbakan zor durumda kalabilir. Bir de orada başbakan var, yarı başkanlık sistemi uygulanıyor. Bu açıları da almak lazım. Ancak Cumhurbaşkanı Macron’un görev süresi dolana kadar iktidarda kalacağını düşünüyorum. Radikal tedbirler almadığı sürece de Fransız halkının geri çekileceğini tahmin etmiyorum.”




