955. Yıl Anadolu’nun Fethi Malazgirt 1971’ Anma Programı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘çözüm süreci’ hakkında yaptığı açıklamada, “Dost, düşman herkes şunu bilsin ve anlasın: Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye, vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Bunun önünü artık hiç kimse kesemez” dedi.
“Söz konusu vatanımız olduğunda kimseye boyun eğmeyiz”
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Biz, Malazgirt'te ebedî yurt kıldığımız bu cennet vatanı tam 850 sene sonra işgalcilere karşı canımız pahasına savunmuş, burada can alıp can vermiş, istiklaline âşık bir milletiz. Devletimizin bekası, milletimizin varlığı, bayrağımızın göklerde gururla dalgalanması için kahraman bir milletiz. Gerektiğinde her şeyden sarfınazar ederiz. Ama söz konusu vatanımız olduğunda, devletimizin ve milletimizin istikbali olduğunda kimseye boyun eğmeyiz.
İnşallah bundan sonra da başımız dik, alnımız ak bir şekilde, bükülmez bir bilekle, çelikten bir yürekle kıyamete kadar burada var olmaya, bu topraklarda özgürce yaşamaya devam edeceğiz.
Kıymetli kardeşlerim, Malazgirt'in önemi, kendisinin başlı başına bir tarih olmasından kaynaklanır. Bayrak şairimiz merhum Arif Nihat Asya, o muhteşem destanı işte bu sözlerle ifade etmişti. Bakınız:
Bundan tam 955 sene önce, 26 Ağustos 1071'de Sultan Alparslan ordusuyla birlikte cuma namazını eda etti. Ardından askerleriyle birlikte Cenab-ı Allah'a dua etti. Dua bitince o yiğit Sultan, ordusuna dönüp şunları söyledi:
“Daha ne zamana kadar biz azınlıkta, düşman çoğunlukta olduğu hâlde böyle bekleyeceğiz? Ben, bizzat Müslümanların minberlerde bizim için dualar ettikleri vakitte düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek ne âlâ, aksi takdirde şehit olarak cennete gideceğiz. Şu anda karşınızda ne emreden bir Sultan ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biriyim, sizinle beraber kılıç sallayacağım. Benimle gelmek isteyenler gelsin.”
Sözlerini bitirince, “Ölürsem kefenim olsun.” diyerek giydiği beyaz elbisesi sırtında, okunu ve yayını aldı, atının kuyruğunu bağladı. Düşmana yaklaştığında atından inip yüzünü toprağa sürerek yine Rabbine dualar etti, niyazda bulundu. Sonra atına tekrar binerek, kendisi önde, gazanferler yanında, düşmanın üzerine ok gibi atıldı.
Savaşın sonunda ordusu ile beraber Malazgirt'te tarihe geçen görkemli bir destan yazdı.
“Şehitler Tepesi'ni boş bırakmayan cümle şühedanın ruhları şad olsun”
Kardeşlerim, Sultan Alparslan muhteşem zaferiyle sadece Anadolu'nun kapılarını milletimize açmadı. Selahattin Eyyubi ile Sultan Fatih ile İstanbul'a, Osmanlı Cihan Devleti'yle üç kıtaya giden yolları da açtı. Mevlana ile Yunus Emre ile Hacı Bektaş-ı Veli ile İdris-i Bitlisi ve Ahmet Hanî ile gönüllere giden yolları da açtı. Anadolu'dan Balkanlar'a, Kuzey Afrika'ya, Adriyatik'ten ata yurdumuza giden yolları da açtı.
Kilit diyoruz ya, işte o kilidi Sultan Alparslan ve ordusu aştı. Atının kuyruğunu bağladı, bir topuz, ölümü ölüme doladı. Alparslan sürdü, katlarımızı üstüne 300 binin atıldık. Sağlı sollu damar damar yarıldı, gökyüzü Allah'ından varırken tanrısına bir şehit gökçe yolu. Her gören taş kesildi ulu görkemimizden. Atlar dört başlı, işte yiğitler sekiz kollu.
Alparslan ve yiğitlerinin aziz ruhları şad olsun. Medeniyet coğrafyamızı ihya eden ecdadın ruhu şad olsun. Bir yıldır Şehitler Tepesi'ni boş bırakmayan cümle şühedanın ruhları şad olsun.
“Biz coğrafi olarak dikensiz bir bahçede yaşamıyoruz”
Aziz dostlarım, kıymetli kardeşlerim, tarihte bazı hakikatler vardır ki bunların tahrif edilmesi, yok sayılması, inkâr edilmesi mümkün değildir. Bu gerçeklerden biri de şudur: Biz millet olarak ne zaman bir olduysak, birlik olduysak, sırt sırta, omuz omuza verdiysek, ne zaman birbirimize kenetlendiysek başarıdan başarıya, zaferden zafere koştuk. 955 yıl önce Malazgirt destanını unutmayın, böyle yazdık. Çanakkale'de, Millî Mücadele'de, 15 Temmuz'da zorlukları böyle aştık, bağımsızlığımıza kasteden tüm alçakları böyle bozguna uğrattık.
Ama ne zaman ki tefrikaya kapıldık...
Özellikle vurgulamak istiyorum: Biz coğrafi olarak dikensiz bir bahçede yaşamıyoruz. Dünyanın stratejik olduğu kadar en zorlu bölgesinde tam bir yıldır şerefimizle, onurumuzla yaşamaya çalışıyoruz. Bu coğrafyada bizim güçlü olmaktan, bir ve beraber olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz yoktur.
Sadece kendi hak ve hukukumuzu korumak için yüzünü ülkemize çevirmiş milyonlarca kardeşimiz için de biz güçlü olmak zorundayız. Savunmadan diplomasiye, eğitimden ulaştırmaya, ekonomiden sağlığa tüm çabamız müessir ve müreffeh bir Türkiye'yi inşa etmek içindir. Bu uğurda elimizle birlikte gövdemizi de taşın altına koymuş durumdayız.
Bakın sevgili kardeşlerim, millet olarak bizim çok eski bir geleneğimiz var. Bir sefere çıktığımız zaman, bir yola baş koyduğumuz, bir işe giriştiğimiz zaman atımızın kuyruğunu bağlarız. Bunu, ne olursa olsun geri dönmeyeceğimizi, sonuna kadar gideceğimizi anlatmak için yaparız.
“Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor”
İşte biz de Türkiye Yüzyılı'nı inşa etmek için atımızın kuyruğunu bağladık. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık. İçinde bulunduğumuz coğrafyayı yeniden barış ve esenlik yurdu yapmak için atımızın kuyruğunu bağladık. Terör gibi ebedî kardeşliğimize vurulan hançerleri söküp atmak için atımızın kuyruğunu bağladık.
Dost, düşman herkes şunu bilsin ve anlasın: Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye, vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Bunun önünü artık hiç kimse kesemez.
Tahriklerle, tuzaklarla Türkiye'nin ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü durduracaklarını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdur. Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz. Bugüne kadar olduğu gibi yolumuzdan dönmeyecek, azimle, sabırla ve elbette kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz.




