Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde Özgür Özel'i ziyaret etti.
Saat 10:30'da başlayan görüşmenin ana gündemi Suriye'de yaşanan son gelişmeler oldu. Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü.
“Suriye’yi konuştuk; bölgeyi ve Kuzeydoğu Suriye’deki gelişmeleri ele aldık”
Bakırhan'ın açıklaması şöyle;
Bizi izleyen halklarımıza buradan selam ve saygılarımızı gönderiyorum. Başta Sayın Özgür Özel şahsında Cumhuriyet Halk Partisi ailesine teşekkür etmek istiyorum. Sıcak bir karşılama oldu, verimli bir tartışma yürüttük. Ayrıca Sayın Özgür Özel’e, Halep saldırısının başladığı günden bugüne kadar yaptığı yapıcı ve sağduyulu açıklamalar için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu süreçte hepimizin sağduyulu, yapıcı ve kapsayıcı açıklamalara ihtiyacı var.
Evet, Suriye’yi konuştuk; bölgeyi ve Kuzeydoğu Suriye’deki gelişmeleri ele aldık. Siz de takip ediyorsunuz, orada büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse, ateşe benzin dökenler de var, ateşi söndürmeye çalışanlar da. Biz, oradaki çatışmaların ve şiddetin son bulmasını; meselenin diyalog, müzakere ve barışçıl yöntemlerle çözülmesini istiyoruz.
Ancak maalesef Türkiye’de bir nefret korosu var. Sabah akşam, neredeyse 7/24 “Kürt kartı” üzerinden propaganda yapılıyor. Suriye’de sanki demokratik bir rejim varmış da Kürtler oyun bozuyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu koro, sürekli olarak Kürt karşıtı bir hava yaratıyor. Tekrar ediyoruz: Kürtler, yaşadıkları ülkelerde hiçbir zaman bulundukları ülkelere ya da komşu ülkelere tehdit olmamışlardır, bundan sonra da olmayacaklardır. Bu aslında biliniyor; ancak bu konuda bir ezber var ve bu ezberin artık bozulması gerektiğini düşünüyoruz.
Kürtlerin bölgede yaşadıkları hiçbir ülkenin değerleriyle, bayrağıyla ya da sembolleriyle bir sorunları yoktur; bundan sonra da olmayacaktır. Bunun üzerinden yıpratmaya dönük oluşturulan algıları kabul etmiyoruz.
“Suriye’de selefi, kadın düşmanı; Kürt, Dürzi ve Alevi karşıtı bir yapı mı olacak?”
Değerli basın mensupları, yüz yıldır bölgede çok kirli bir oyun oynanıyor. Siz de takip ediyorsunuz; aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede hakları tanınmayan halklar isyana sürükleniyor, ülkelere de bu isyanları bastırma zemini sunuluyor. Bu oyun, ülkelere kan, savaş ve çatışma getirdi. Artık yüz yıldır devam eden bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. Biz bunu başarabileceğimize inanıyoruz.
Nitekim 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı da tam olarak bölgede yüz yıldır oynanan bu kısır döngüyü ortadan kaldırmaya dönüktü. Ancak tam bu süreçte adeta bir sabotaj yaşandı, bir saldırı gerçekleşti. Silahsız ve günahsız Kürtler hedef alındı; göç etmek zorunda kaldılar. Bu bir insanlık dramıdır. İnsanlar yaşamını yitirdi.
Bazı çevreler istiyor ki halklar sürekli çatışsın, savaş devam etsin ve bu çatışmalardan rant elde edilsin. Ancak Kürtler, Suriye’de Araplarla çatışmak istemedikleri için, halklar arası bir savaş yaşanmasın diye bazı bölgeleri terk ettiler ve kendi yaşadıkları kentlere çekildiler. Bu oyunu görmek gerekiyor. Büyük ve tehlikeli bir oyun var ve biz, Kürtler olarak bu oyunun farkındayız.
Umarım ülkemizi yöneten iktidar da, halkları karşı karşıya getiren ve hegemonik–emperyal güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür ve bu oyunların sona ermesi için üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.
Suriye, bizim için son derece önemli bir ülkedir ve Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Suriye’deki rejimin karakteri bu açıdan belirleyicidir. Suriye’de nasıl bir rejim olacak? Selefi, kadın düşmanı; Kürt, Dürzi ve Alevi karşıtı bir yapı mı olacak, yoksa demokratik bir rejim mi kurulacak? Bu soru Türkiye’yi de doğrudan ilgilendirmektedir.
“Kürtlerin yaşadığı kentler abluka altındadır”
Biz, parti olarak Suriye’de Selefi bir zemin ve anlayış yerine; Arapları, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri ve kadınları kapsayan demokratik bir zeminin oluşması için mücadele ediyoruz. Ancak bugün Suriye sahasında çok ciddi bir insani kriz yaşanmaktadır. Özellikle Kürtlerin yaşadığı kentler abluka altındadır. Başta Kobani olmak üzere birçok yerde ağır bir tablo söz konusudur. Elektrik yok, sular akmıyor, çocuklar soğuktan hayatını kaybediyor. Neredeyse bir ateşkes olmasına rağmen her gün ciddi çatışmalar yaşanıyor.
Kürtler kendi topraklarında yaşamalarına rağmen bir türlü rahat bırakılmıyor. Bu nedenle öncelikle Kobani başta olmak üzere, Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde acil insani koridorların açılması gerekmektedir. Türkiye, Mürşitpınar ve Nusaybin sınır kapılarını açabilir. Daha önce Kobani kuşatması sırasında Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmış ve geçişler sağlanmıştı. 25 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye’nin, bugün de bu kapıları açmayı gündemine alması ve oradaki insani dramı giderecek somut adımlar atması gerektiğini belirtmek istiyorum.
“IŞİD sadece Kobani için değil, İzmir için de bir tehdittir”
Suriye’de bir ateşkes var; ancak ateş bir türlü tam anlamıyla kesilmiyor. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi gerekiyor. Sorunlar silahlarla ve çatışmalarla değil, diyalog ve müzakereyle çözülmelidir. Türkiye, Suriye üzerindeki rolünü yapıcı bir biçimde kullanmalı; yalnızca rejimi değil, Kürtleri de dikkate alan, onların demokratik yaşam ve özgürlüklerini gözeten bir yaklaşım benimsemelidir.
Siz de izlediniz; Kürtlerin terk ettiği bölgelerde IŞİD bayrakları açıldı. Türkiye kamuoyuna açıkça şunu söylemek istiyorum; IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değildir; Diyarbakır için de, İzmir için de, Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan herkes için ciddi bir tehdittir. IŞİD’in canlandığı zemini doğru görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer kazanıldığını sananlar yanılıyor. Orada asıl güçlenen, örgütlenen ve rant elde eden yapı IŞİD’dir. Bu tehlikeyi herkesin iyi görmesi gerekir.
Günlerdir bazı medya organları ve kimi siyasetçiler, Kürtleri kıran ve ötekileştiren bir dil kullanıyor. Bu dilin kimseye bir faydası yoktur. İçinde bulunduğumuz süreç son derece hassastır. Bu dönemde Kürtleri merkeze alan, onların demokratik yaşam haklarını gözeten barışçıl bir dile ihtiyaç vardır. DEM Parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz. Ancak başta medya olmak üzere, siyasetin tüm aktörlerinin kırıcı ve ötekileştirici dilden vazgeçmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Bu süreci hep birlikte, dayanışma içinde aşacağız. Bölgemiz artık yeterince çatışma, kan ve şiddet gördü. Türkiye’de iktidara, siyasi partilere ve özellikle bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’ne büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Başta bölge olmak üzere tüm sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi için siyasetin aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.
Bu rolün üstlenileceğine olan inançla, hepinizi tekrar selamlıyor; ev sahipliği için Cumhuriyet Halk Partisi’ne teşekkürlerimi sunuyorum.
Özgür Özel: Kürtleri kıran ve rencide eden bir dil kullanıyor
Özgür Özel'in açıklamaları şöyle;
Bir kez daha ifade etmek isteriz ki siyaset; konuşmak, çözüm üretmek ve yarınları kurmak için yapılır. Siyaset, ayrılıklar, kavgalar ve çatışmalar üzerinden değil; barış, kardeşlik ve dostluk temelinde yürütülmelidir.
Biz, Türkiye’de süreç başladığı andan itibaren ve Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimiz tüm aşamalarda, Türkiye’nin barışı ile Suriye’nin barışını birbirinden ayrı görmedik. Bunun dışında bir şey düşünmek, tahayyül etmek ya da planlamak akıl ve mantıkla bağdaşmaz. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasını; Türkmenleri, Arapları, Kürtleri, Dürzileri ve Alevileri kapsayan, anayasal güvence altına alınmış ve barışı hâkim kılan bir çözümü savunduk. Bu durumun Türkiye’nin barışına da doğrudan katkı sunacağına inanıyoruz.
Daha önce de ifade ettim; Ortada bir sınır çizgisinin olması, iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmaz. Sınırın iki yanında akrabalar yaşıyor. Türklerin de, Türkmenlerin de, Kürtlerin de, Arapların da birbirleriyle akrabalık bağları var. Aramızda kurulabilecek hukukun yalnızca kardeşlik hukuku olduğunu görmek zorundayız.
Türkiye’de 6–8 milyon Arap yurttaş yaşıyor. Ancak zaman zaman Suriye’deki karışıklıklar, bunun yarattığı iç göç ve sığınmacı sorunu üzerinden Türkiye’de bir Arap düşmanlığı körükleniyor. Aynı şekilde, Kürt kardeşlerimizle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak yıllardır bir arada yaşıyoruz. Fakat işler yolunda giderken kardeşlikten söz eden bazı kesimler, ortam gerildiğinde gerçek yüzlerini gösteriyor; nefret söylemine varan, Kürtleri kıran ve rencide eden bir dil kullanıyor. Bunların tamamını reddediyoruz.
Bugün burada üç eş genel başkan, iki eş genel başkan yardımcısı ve bir genel başkan yan yana duruyor. Aramızda bir Türk, bir Arap, bir Kürt var; ama hepimiz kardeşiz. Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez, gerilimden beslenemez.
Sormamız gereken temel soru şudur: Bu oyunda kazanan kim olacak? İngilizler mi, Amerikalılar mı, İsrailliler mi? Yoksa Kürtler mi, Araplar mı, Aleviler mi, Dürziler mi? Kilometrelerce öteden, dünyanın neresinde petrol, maden ya da sömürülecek bir kaynak varsa oraya uzananlar mı kazansın, yoksa bu toprakların halkları mı? Biz barışı, kardeşliği ve demokrasiyi sağlayalım; kazanan biz olalım. Bunun yolu, herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.
“Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasını önemli görüyoruz”
Suriye’deki gelişmeleri ve yaşanan insanlık dramını büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Kobani’ye ulaştırılmasını olumlu buluyoruz. Ancak bu noktada şu soruyu da sormak gerekiyor: Bu tabloyu ortaya çıkaran kim? Selefi yapılara alan açıp, ardından şehirler kuşatıldığında, elektrikler kesildiğinde, çocuklar soğuktan hayatını kaybettiğinde yardım tırları göndermek yerine, en baştan bu kargaşaya izin vermemek ve diyaloğu, çözümü öncelemek gerekirdi.
Ayrıca yardımların kuşatma altındaki bölgelere gerçekten ulaşıp ulaşmayacağı, başka ellerin kontrolüne geçip geçmeyeceği konusunda da kaygılarımız var. Bu nedenle, yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, oradan Kobani’ye ulaştırılması yerine; lojistik olarak daha pratik, güvenli ve akılcı bir yol olan Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın, insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını son derece önemli görüyoruz. Bu kapı açıldığında yardımlar, herhangi bir kuşatmayı aşmak zorunda kalmadan doğrudan yerine ulaşacaktır.
Diyarbakır Kent Konseyi’nin, sanayi ve ticaret odalarının, akademik odaların girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz de yardım ulaştırmak istiyor. Bu konuda bir koordinasyon sağlanması gerekiyor. Hem Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi hem de Türkiye Belediyeler Birliği üzerinden bu süreci koordine etmek için bugün Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı da arayacağım.
Öte yandan, yeni felaketlerin ve kötü haberlerin yaşanmaması için ateşkese tam anlamıyla uyulması ve mümkün olduğunca uzatılması gerekmektedir. Ateşkes süresi, savaşa hazırlık için değil; barış ve diplomasi için kullanılmalıdır.
“IŞİD herhangi bir siyasi yapı değildir, demokrasiye düşmandır”
Suriye’nin barışıyla birlikte Türkiye’de de bir süreç yürümektedir. Komisyonda partimiz ve DEM Parti adına görev yapan değerli arkadaşlarımız Gülistan Hanım ve Murat Emir Bey aktif olarak çalışmaktadır. Komisyon rapor aşamasındadır. Ancak Suriye’deki bu karışıklıklar, “Suriye’de savaş varken kalıcı barış nasıl sağlanacak?” sorusunu da beraberinde getirmektedir. Komisyonun bu sorulara yanıt aramasını ve Suriye konusunda da yapıcı katkı sunmasını önemsiyoruz.
IŞİD meselesi ise Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük travmalardan biridir. IŞİD, herhangi bir siyasi yapı değildir. Demokrasiye düşmandır, sandığı reddeder, herkesi hedef olarak görür. Böyle bir zihniyetin alan bulduğu hiçbir yerde huzur olmaz; en çok da Türkiye için tehdit oluşturur.
Geçmişte Atatürk Havalimanı’nda, yılbaşı gecesinde, Diyarbakır’da ve birçok yerde masum insanların hayatını alan bu yapı bugün sınırımızın hemen ötesindedir. İdlib’in yıllardır yalnızca silahlı grupların değil, aynı zamanda sentetik uyuşturucu üretiminin de merkezlerinden biri olduğunu unutmayalım. Türkiye’nin bugün uyuşturucu trafiğinin kavşak noktalarından biri haline gelmesini anlamak için Suriye, Irak ve Afganistan sınırlarında kimlerin cirit attığına iyi bakmak gerekir. Bu nedenle herkesi, bu meselede en üst düzeyde sorumluluk ve hassasiyet göstermeye çağırıyoruz.




