DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'nin barıştan ekonomiye, hukuktan toplumsal huzura kadar birçok başlıkta ağır bir kriz yaşadığını belirterek iktidar ve muhalefete ortak zemin çağrısı yaptı. Bakırhan, siyasi kutuplaşmanın derinleştiği, yargının siyasetin alanına çekildiği ve ekonomik tablonun geniş kesimleri daha da yoksullaştırdığı bir dönemde "Türkiye'de siyasi iklimin normalleşmesi için bir araya gelelim" çağrısını öne çıkardı. Konuşmada barış sürecinde eşzamanlı adımlar, AİHM kararlarının uygulanması, kayyımların kaldırılması, KHK'lıların ve Barış Akademisyenleri'in yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi, belediyelere dönük uygulamalardaki çifte standardın son bulması ve ekonominin bilimsel, demokratik bir yaklaşımla ele alınması başlıkları öne çıktı.
"Türkiye yüz yıllık tarihinin en stratejik sürecini yaşıyor"
Bakırhan, Türkiye'nin kritik bir dönemeçten geçtiğini vurgulayarak siyasi gerilimi büyüten değil, çözümü hızlandıran bir anlayışın gerekli olduğunu söyledi. "Türkiye yüz yıllık tarihinin en stratejik ve kıymetli sürecini yaşıyor. Bu önemli süreçte önce-sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba, sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski ortaya çıkarır" sözleriyle sürecin ertelenmesine karşı çıktı.
Aynı çerçevede, barışın zamana yayılan değil karşılıklı adımlarla kurulacak bir zemin olduğunu vurguladı: "Bugün Sayın Devlet Bahçeli, dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Barış, eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Geç kalınmamalıdır. Hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları uygulanabilir, kayyımlar kaldırılabilir. Barış, hukukun söze değil; sözün hukuka bağlandığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur; güven oluşursa yol açılır."
İktidar ve muhalefete ortak zemin çağrısı
Konuşmanın merkezine siyasi iklimin normalleşmesi yerleşti. Bakırhan, "DEM Parti olarak, iktidar ve muhalefet partilerine teklifimiz şudur: Türkiye'de siyasi iklimin normalleşmesi için bir araya gelelim. Oyu, sandığı, makamı, mevkiyi, popülizmi ve polemiği değil; 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasi iklimi normalleştirelim" çağrısını yaptı.
Bu çağrıyı yalnızca siyasal partiler arasındaki ilişkiyle sınırlı tutmayan Bakırhan, "adalet ve hukuk krizinin" toplumsal hayatın tamamını etkilediğini söyledi. "Bugün Türkiye'nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey, demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun bir avuç dışında herkes elinde fenerle adalet ve hukuk arıyor. İktidar, hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür" diye konuştu.
"İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz"
Yolsuzluk iddialarına karşı sessiz kalmadıklarını söyleyen Bakırhan, hukukun eşit uygulanmadığını vurguladı. "Biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Fakat hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz" sözleriyle yargı mekanizmasının siyasal ayrım gözetmeden işlemesi gerektiğini belirtti.
Bakırhan, bu bölümde "Siyasi Etik Yasası" çağrısını da öne çıkardı: "Bizim çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle, kişiye göre değil herkese göre işleyecek güçlü bir Siyasi Etik Yasası artık ertelenemez. Siyasi Etik Yasası, siyaset ile akçeli işler arasındaki bağları kesmelidir. Siyaseti, bürokraside yükselme basamağı olmaktan çıkarmalıdır. Seçilmişlerin, siyaset yapma dışındaki tüm imtiyazları kaldırmalıdır."
Belediyelere dönük uygulamalarda çifte standart eleştirisi
CHP'li belediyelere dönük operasyonları da değerlendiren Bakırhan, tablonun yolsuzlukla mücadele değil, siyasi tasfiye olarak görüldüğünü söyledi. İçişleri Bakanlığı verilerini hatırlatarak "31 Mart 2024'ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472'si AKP'li belediye, 217'si CHP'li belediye, 78'i MHP'li belediye, 16'sı DEM Partili belediye. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden biri AKP'li" ifadelerini kullandı.
Ardından şu soruları yöneltti: "Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AKP'li ise, Allah aşkına neden kayyım DEM Partililere, görevden uzaklaştırma CHP'li belediyelere uygulanıyor? Aynı kararlılık neden iktidar belediyelerinde uygulanmıyor? Bunun adil, hakkaniyetli bir açıklaması var mıdır Sayın Bakan? İktidardan olunca yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük serbest. Muhalefetin nefes alması bile yasak."
"Millî irade" vurgusundan da bahseden Bakırhan, "Son yerel seçimlerden bu yana yaklaşık 90 belediyede yönetim değişti. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Nerede milli iradeye saygı? Sandıkta çıkan iradeyi yargı masasında dizayn etme hevesi, ülkeye istikrar getirmez; güvensizlik üretir" dedi.
Konuşmada KHK mağdurları ve Barış Akademisyenleri de özel olarak yer aldı. "Bakın! Aramızda KHK mağduru arkadaşlarımız var. Siyasi normalleşmeyi sağlayabilirsek ilk önce haksızlık ve hukuksuzluklara uğrayan ve bugün aramızda bulunan KHK'li arkadaşlarımızın derdine derman olabiliriz. Sizin derdiniz bizim derdimizdir. Hangi gündeminiz varsa, DEM Parti oradadır; orada olmaya devam edecektir" diyen Bakırhan, ihraçlara ilişkin uygulamaların son bulmasını istedi.
Bakırhan, "Ülkeyi demokrasiyle buluşturmak için ihraç edilenlere uygulanan düşman ceza hukuku son bulmalıdır. Ayrıca Barış Akademisyenleri lehine AYM kararı uygulanmalıdır. Bütün Barış Akademisyenleri amasız fakatsız görevlerine iade edilmelidir" sözleriyle çağrısını sürdürdü.
Romanlar Günü mesajı
8 Nisan Romanlar Günü'nü de anan Bakırhan, konuşmasının başında Roman yurttaşlara ilişkin eşit yurttaşlık vurgusu yaptı. "Ayakta gömün beni; bütün hayatım dizlerimin üstünde geçti" atasözünü hatırlatan Bakırhan, bu sözün Roman olmanın tarihsel yükünü, maruz kalınan eşitsizliği, haksızlığı ve direnci anlattığını söyledi: "Bu ülkenin, başta Romanlar olmak üzere, hiçbir vatandaşının ikinci sınıf vatandaş olmasını istemiyoruz. Roman halkına yönelik barınma, eğitim, sağlık ve istihdam alanlarında süren eşitsizlikler ortadan kaldırılmalı. Roman yurttaşlarımızın eşit, onurlu ve güvenceli yaşam hakkını birlikte savunduk, savunmaya devam edeceğiz."
İran ve Orta Doğu başlığı
Bakırhan, bölgedeki çatışmalara da enerji yolları ve hegemonya mücadelesi üzerinden değindi. "Dünya artık yalnızca enerji kaynakları için kavga etmiyor. Asıl büyük kavga, o enerjinin ve ticaretin geçtiği yollar üzerinde veriliyor. Güç savaşları boğazlarda, limanlarda, koridorlarda, geçitlerde yaşanıyor. Kapitalizm tarihi boyunca üretim ve tüketim krizleriyle milyonların hayatına karabasan gibi çöktü. Şimdi de dolaşım kriziyle dünya halklarını tehdit ediyor" diyerek İran savaşını üç ayrı çizgi üzerinden tarif etti.
Bu çerçevede, "Birinci çizgi merkezi ABD-İsrail çizgisidir. Bu, savaşla hükmeden akıldır. İkincisi İngiltere'nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan, statükocu akıldır. Üçüncüsü ise demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum kurmak isteyen akıldır" dedi.
İran'a ve Orta Doğu'ya yalnızca enerji ve ticaret ekseninden bakmadıklarını vurgulayan Bakırhan, "Burası medeniyetin mayalandığı, halkların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Bu gerçeği gözetmeyen her hegemonik ve bölgesel güç yanılgı yaşar. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil; barış ve demokrasi eksenli akılcı bir siyasetle bölgeye bakmalıdır" ifadelerini kullandı.
İran'daki halklara ve kadınlara ilişkin şunları söyledi: "Biz tüm Orta Doğu'da olduğu gibi İran'da da demokrasiyi ve ortak yaşamı savunuyoruz. Sadece Kürtlerin hakkını değil, Azerilerin, Belluçların, Lurların, Türkmenlerin ve en çok da Jin Jiyan Azadi diyen İranlı kadınların haklarını hukuklarını savunuyoruz."
"Gelelim soframıza, gelelim cebimize"
Ekonomi başlığında ise doğrudan hayat pahalılığı, işsizlik ve gelir kaybı vurgulandı. "Gelelim soframıza, gelelim cebimize. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında derin bir uçurum var. İktidar masalında ekonomi uçuyor diyorlar. Ama gerçekte emeklinin de emekçinin de sofrası her gün biraz daha eksiliyor. Bir tatile gitmeyi, sinemaya gitmeyi, torunlara harçlık vermeyi geçtim. Gıda ihtiyacı bile giderilemiyor. Türkiye dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkedir" sözleriyle tabloyu özetledi.
Ardından, "Savaştaki ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonumuz var. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza gelen zam çarşıdaki pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yiyip ne içecek?" diyerek iktidarın ekonomi anlatısıyla halkın yaşadığı gerçek arasında derin bir fark bulunduğunu söyledi.
İşsizlik ve üretimdeki daralmaya da değinen Bakırhan, "İşsizlik büyüyor. İşsizlik yüzde 30'a dayandı. Amed'de, Batman'da tekstil fabrikaları, Ege'de üretim fabrikaları kapanıyor, atölyeler sönüyor, emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da düşük ve güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Sadece Manisa'da Vestel'de son 1 yılda 5-6 bin insan işten çıkarıldı" dedi.
Ekonomi için sıralanan öneriler
Bakırhan, çözüm başlığında ise şu maddeleri öne çıkardı: "Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri ortadan kalkmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olmalı. Ekonomik alan demokratikleştirilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmeli, üretici üzerinden faiz borcu kaldırılmalıdır."
Konuşmasının ekonomi bölümünü, "Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalı; demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı, tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir" sözleriyle tamamladı.




