Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fon soruşturmasının detaylarını açıkladı, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

"Ekonomimizin temelleri sağlam. Makroekonomik görünümümüz son derece sağlam. Özellikle de dünyayla mukayese ettiğinizde, büyümemiz devam ediyor." diyen Yılmaz, istihdam artışının devam ettiğini, 410 milyar dolarlık bir ihracat hacmine ulaşıldığını söyledi.

Yılmaz, cari açığın yönetilebilir düzeyde olduğunu belirterek, "Deprem harcamalarına rağmen, savaşın etkilerine rağmen, savaşın getirdiği bu enerji fiyatlarını sınırlamak için uyguladığımız eşel mobil sistemine rağmen bütçe açığımız oldukça yönetilebilir, iyi seviyelerde. Bankacılık sistemimiz sağlam. Sermaye yeterlilik oranı uluslararası gerekliliklerin ve yasal gerekliliklerimizin oldukça üstünde. Dolayısıyla makroekonomik görünümümüz böyle. Ekonomik temellerimiz sağlam, yolumuza bu şekilde devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Fon soruşturmasına ilişkin "Şimdi adli bir süreç devam ediyor. Öncelikle bu adli süreç hangi aşamada? Sorumluların tespiti tam olarak yapıldı mı? Çünkü bu fonları kuranlar, yönetenler var. Bir de denetim ve düzenleme sorumluluğunda olan kurumlar var. Bir de mağdurlar var. Burada hangi aşamadayız? Bütün sorumluluğu olanların tespiti yapıldı mı? Mağdurların tespiti yapıldı mı? Bu süreci bize biraz özetleyin." sorusuna yanıt veren Yılmaz, bu konuda kamunun son bir yıl içinde attığı adımlar olduğunu kaydetti.

Yılmaz, SPK tarafından yayımlanan bir fon rehberinin bulunduğunu belirterek, "Bu fon rehberiyle birlikte, SPK'nin yayımladığı bu rehberle birlikte yeni kurallar, yeni kaideler geldi. Şeffaflık artırıldı, çok daha güven veren bir piyasa yapısı oluşması için kurallar kondu. Bu çok olumlu bir adım aslında. Yani bu şartlara uyan fonlar için, uyan finansal enstrümanlar için çok olumlu bir adım. Bu kurallarla birlikte sorunlu olan yapılar da açığa çıkmış oldular. Sorunlu olan fonlar da açığa çıkmış oldular ve buralarda bir sıkıntı yaşandı." diye konuştu.

Sorunlu fonlara yönelik hızla tedbir alındığını dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:

"Burada yaşanan, fon piyasasının belli bir alanında yaşanan bu hadisenin genele sirayet etmemesi için, genel yapıya zarar vermemesi için çok hızlı bir şekilde tasfiyelerine karar verildi. Bir anlamda bir karantinaya alınmış oldu bu sorunlu fonlar. Bunu şuna benzetebiliriz: Vücutta bir hastalıklı yapı veya işte ne diyelim, bir sorunlu yapı var, bunu vücuttan almak istiyorsunuz ama vücuda da zarar vermeden bunu başarmanız önemli. Dolayısıyla bunlar karantinaya alındı. 7 şirkete ve bunun altındaki 131 fona tedbir getirilmiş oldu. Tasfiye kararı alınmış oldu. Ondan sonra süreçte de adli mekanizmalar devreye girdiler. Bu işin sorunlu hale gelmesinde, bu süreçte rolü olan, birçok yatırımcının olumsuz etkilenmesine sebebiyet verenler hakkında biliyorsunuz çok etkili bir şekilde adli mekanizmalar işlemeye başladı.

Şu anda birçok kişi ya tutuklu ya gözaltında ya soruşturma aşamasında, ifadesi alınan birçok insan var. Dolayısıyla bir adli süreç başlamış durumda ve yürüyor. Mal varlıklarına tedbir konmuş durumda. Yurt dışı yasakları getirilmiş durumda. Yani öyle bu ana sorumlulara baktığınız zaman yurt dışına kaçan, giden pek fazla bir isim hatırlamıyorum ben doğrusu. Şirketlerin sahipleri adli mekanizmada zaten işlem görüyor. Bağlantılı birtakım yapılarla ilgili yine adli mekanizmalar işliyor. İşte çok yüksek, fahiş getiriler elde etmiş veya hukuka aykırı işlemlerle haksız kazanç elde etmiş kişilerle ilgili yine önemli soruşturmalar, incelemeler devam ettiriliyor."

"Çok hızlı aksiyon alındı"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, idari tarafta SPK, BDDK'nin çeşitli kararlar verdiğini anımsatarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başından itibaren bu sürece çok hassas bir şekilde yaklaştığını, hükümetin de bu süreci başından beri çok yakın bir şekilde takibe aldığını vurguladı.

Bu süreçte kurulan Fon Koordinasyon Kurulu'nun 4 kez toplantı yaptığını ve çok önemli prensip kararları aldığını aktaran Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) görevlendirildiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, DDK'nin çok geniş yetkilere sahip bir denetleme kurulu olduğunu dile getirerek, "Şu anda, toplam 15 civarında denetmenle, müfettişle Devlet Denetleme Kurulumuz çok yönlü bir şekilde, bütün ilgili kurumları kapsayacak bir şekilde bu çalışmasını sahada başlatmış durumda. Bağımsız finansal otoriteler, bütün bu kurumlar denetim altında incelenecek, soruşturulacak. İdarelerin açıkları da kişilerin sorumlulukları da bu süreçte ortaya konmuş olacak." dedi.

DDK'nin yoğun şekilde sahada çalıştığının altını çizen Yılmaz, şunları kaydetti:

"Tabii bu doğrudan görevlendirdiği kişiler, bir de Devlet Denetleme Kurulunun tüm kurumların uzmanlarından istifade etme imkanı da var. Dolayısıyla bu geniş imkanlarla çok güçlü bir şekilde bu süreci idari yönden Devlet Denetleme Kurulumuz da denetliyor. Diğer yandan biliyorsunuz bir kanun hazırlandı. Çok hızlı aksiyon alındı gerçekten. Bu olaydan etkilenen 455 binden fazla yatırımcı var bu sorunlu fonlarda. Toplam baktığınız zaman bu fonlar, 131 fon, toplam fonlarımızın yüzde 4,6'sını oluşturuyor. Toplam fon portföyümüzün yüzde 7,7'sini oluşturuyor. Tekil kişi olarak baktığımızda 455 binden fazla yatırımcı bu fonlarda. İşte bunların hakkını, hukukunu gözetecek şekilde bir kanun teklifi de Fon Koordinasyon Kurulumuzda tartışıldı. Genel prensipler itibarıyla, ana çerçeve itibarıyla. Meclis grubumuzla bunu konuştuk.

Sayın Abdullah Güler de geçtiğimiz cuma günü biliyorsunuz bunu açıkladı. Toplumumuzla paylaştı bu yeni kanun teklifini. Burada da şunu öngörüyoruz: 7 tane şirket ve altında 131 sorunlu fon var. Bunlarla ilgili 3 tane şirket olağan tasfiye koşullarını kabul etti ve tasfiye edildi. 8 Ekim itibarıyla da bu gerçekleşti. 44 bine yakın, bu 455 binden 44 bine yakın vatandaşımızın ödemeleri gerçekleştirildi. Ziraat Bankası bu tarafı yönetiyor. Bu fonlar arasında bir Tera dediğimiz büyük bir fon var. Bir de 6 tane diğer fon var. Tera'nın tasfiyesinin yönetimi İş Bankasında. Çünkü Tera, İş Bankasıyla çalışmış bugüne kadar. Diğer fonların yönetimi Ziraat Bankamızda. Onlar Ziraat Bankasıyla çalışmışlar. Ziraat Bankasının tasfiyesini yönettiği 3 fon olağan şartlarla tasfiye edildi. Ne demek olağan şartlarla? Mevcut kurallarımız içinde. İşte bunların bütün ödemeleri yapılmış oldu yatırımcıların. Oradaki hak ve yükümlülükler yerine getirilmiş oldu. 17 fon böylece devreden çıkmış oldu."

Şirketler ile bunların altındaki sorunlu fonlar ve olağan tasfiyelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, kapalı fonlarda da olağan tasfiye edilen 3 kuruluşta 2 binden fazla kişi bulunduğunu, bu fonların kendi tabiatı ve özellikleri içinde tasfiye edileceğini bildirdi.

Yılmaz, "Dolayısıyla burada, aşağı yukarı 46 bin kişinin olağan yöntemlerle tasfiye sürecine girdiğini söyleyebiliriz. A1 Capital, Bulls ve Pardus bu üçü tasfiye edilmiş oldu. 7 şirketten 3'ü ayrılmış oldu bir kenara, 4 şirket kaldı." dedi. Yılmaz, bu şirketlerde mağdur kalmadığını, 46 bin kişinin bu sistemden çıktığını söyledi.

Dört büyük fon olduğunu, bunlardan en büyüğünün Tera Finansal Yatırımlar Holding, diğerlerinin Pusula, Hedef ve Atlas olduğunu dile getiren Yılmaz, "Atlas ile ilgili de şu anda müzakereler devam ediyor. Atlas'la ilgili de olağan tasfiye mümkün. Bunu bu hafta herhalde görmüş oluruz. Sahipleriyle görüşmeler yapılıyor, müzakereler yapılıyor. Atlas da devreye girerse olağan tasfiyeye tabi olursa orada da 58 bin civarında bu işten olumsuz etkilenen yatırımcı var. Bunlarla ilgili de olağan tasfiye uygulanmış olacak. Bunu bugün yarın, bu hafta içinde herhalde netleşmiş olur diye tahmin ediyorum." diye konuştu.

"Kamu kaynağının kullanılması söz konusu değil"

Fon soruşturmasının ekonomik boyutu ve olağan tasfiyede zarar görmüş yatırımcıların nasıl finanse edildiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne olağan tasfiyede ne olağanüstü tasfiyede kamu kaynağının kullanılması söz konusu değil. Kamu kaynağı, hazine dediğiniz milletimizin, vatandaşımızın kaynağı. Dolayısıyla bunları kullanmak söz konusu değil. Neden değil? Fon piyasalarında, sermaye piyasalarında devletin bir güvencesi yok. Bankacılık sisteminde var, belli bir miktara kadar bir devlet güvencesi var. Onun için de TMSF diye bir yapımız var orada biriken bir kaynak var, bir sorun çıktığı zaman o devreye giriyor ve tazminatları ödüyor. Burada öyle bir durum söz konusu değil, bir kamu garantisi söz konusu değil. Serbest fonlara giderken profesyonel yatırım ve nitelikli yatırımcı sözleşmesi imzalanıyor. Bu sözleşmede hem kazanç hem de kayıp bir anlamda kabul edilmiş oluyor. Dolayısıyla burada bir kamu kaynağı kullanımı söz konusu değil. Bu 3 fonun tasfiyesi de kendi kaynaklarıyla. Olağanüstü fonda da en önemli prensibimiz kamu kaynağının kullanılmaması."

Olağanüstü fonda toplanması beklenen paraların mağduriyetleri giderip gideremeyeceğine ilişkin soruya Yılmaz, şu yanıtı verdi:

"Burada bizim esas aldığımız ana para, net yatırım tutarı diyoruz buna. Bu net yatırım tutarını iyi çerçevelemek lazım. Nedir bu net yatırım tutarı? Basit bir örnekle, siz gittiniz diyelim bir fondan bir pay aldınız, bir milyon para yatırdınız. Ana paranız bir milyon. Sonra iki milyon da kar ettiniz diyelim. Arada o iki milyonunuzu çektiniz, bir milyon kaldı hesabınızda. Bir vesileyle o karınızı çektiniz diyelim, bir milyon kaldı. Biz size bu olağanüstü ödemede bir milyona kadar ödeme yapmayacağız. Çünkü siz ana paranızı zaten aldınız. Net yatırım tutarı üzerinden ana parayı ödeyecek bir sistem kurguluyoruz. Bu kanunumuzdaki teklif bu. Meclisimizden henüz geçmedi tabii.

Net yatırım tutarını alıp çıkanlar bir de hukuk dışı işlemler yapanlar, bu iki kesim bu bir milyona kadar şeyi alamayacaklar. Haksız kazanç elde etmiş, hukuk dışı soruşturmalara, kovuşturmalara konu olmuş şahıslar tabii ki faydalanmayacak. Bir şekilde net yatırım tutarıyla baktığınızda ana parasını almış olanlar yine yararlanmayacaklar. Ama bu geçici bir durum. Ana hükümler devam ediyor."

"Özellikle küçük yatırımcıyı ve para piyasası fonlarını önceliklendiren bir yaklaşım var kanunda"

Yılmaz, olağanüstü tasfiyenin bir milyon liraya kadar insanların ana parasını ödemeye imkan sağlayacak bir sistem olduğunun altını çizdi.

Cevdet Yılmaz, şunları kaydetti:

"Yani zamanı geldiğinde işte bütün bu kaynaklar toparlandığında kime ne düşecekse yine alacak. Orada bir mahsuplaşma olacak. Yani bu bir milyona kadar almış olanların aldığı miktar nihai hakları ve yükümlülükleri hesaplanırken, mahsuplaşmayla oraya hesaba girmiş olacak. Ama biz istiyoruz ki özellikle küçük yatırımcıyı ve para piyasası fonlarını önceliklendiren bir yaklaşım var bu kanunda. Küçük yatırımcılar bir an önce bu kaynaklara kavuşsunlar. Sosyal açıdan bunun önemli olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla büyük bir kitle de burada zaten. 450 bin dediğimizin çok büyük bir kısmı burada, nihai rakamlar netleşecektir kısa sürede ama ben şuna inanıyorum, bu olağanüstü tasfiyeye ilişkin kararlar Meclisimizden geçerse ve gerçekleştirilirse muhtemelen burada konuştuğumuz yatırımcı sayısı 100 binin altına düşmüş olacak."

"Her bir fon için 131 tane hesap açıldı"

Yılmaz, haksız kazançların iadesi kapsamında kaç kişi ve şirketin gönüllü iade yaptığı, iade edilen toplam tutarın ne olduğu ve ödemenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmadığına ilişkin soruyu yanıtladı.

SPK'nin 131 fonla ilgili bir karar aldığını ve TMSF bünyesinde her bir fona özel bir hesap açıldığını aktaran Yılmaz, "Çünkü her fonun hukuki durumu farklı. Her fona birebir bakmak durumundasınız. O fona girmiş yatırım yapmış olanlar var, o fonun ilişki biçimleri var. Dolayısıyla her bir fon için 131 tane hesap açıldı. Bir tane de genel hesap açıldı. O genel hesap da fon bazında değil, hisse senedi bazında hukuk dışı işlem yapanlarla veya haksız kazanç, fahiş gelir elde edenlerle ilgili bir hesap. Veya mal varlıklarının satışından elde edilecek gelirlerin konacağı bir hesap. 132'nci hesap da bu genel hesap." bilgisini verdi.

Mevcut durumda bir sürecin başladığını belirten Yılmaz, kanun çıkarsa bu sürecin çok daha sağlıklı bir zemine oturacağını vurguladı.

İsteğe bağlı olarak fahiş kazançları iade edenler, hukuk dışı işlemler yapmış, haksız kazanç elde etmiş şirketlerin veya kişilerin mal varlıklarının satışından gelecek gelirlerin bu hesaplarda toplanacağını kaydeden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir fona özel bir gelirse o fonun hesabına girmiş olacak. Değilse genel hesaba gelecek. Genel hesaptan da belli kriterlerle yine bu fonlara bu kaynak dağılmış olacak. Olumsuz etkilenmiş yatırımcılara, bu kaynakları iade ederken kullanacağımız 3 kaynak var. Birincisi bu fonda kalmış varlıklar, halen içinde belli değere dönüştürülebilir varlıklar var. İkincisi bu hesaplara yapılacak iadeler, üçüncüsü yine sorumlu birçok kişinin mal varlığına tedbir konmuş durumda. Şirket, kişi bu süreçte rolü olduğu düşünülen. Dolayısıyla bu kanunda TMSF'ye bu olaya özgü olarak çok ciddi yetkiler veriliyor.

TMSF'nin bu konudaki çalışmalarıyla bu varlıkların nakde dönüşmesi, bu varlıkların değerlendirilmesiyle gelecek kaynaklar var. Dolayısıyla bu yatırımcılara verilecek tutarlar bu kaynaklardan finanse edilmiş olacak. Herhangi bir kamu kaynağı söz konusu olmayacak. Bu hesaplar açılmış, süreçler başlamış durumda. Belli sayıda yatıranlar olduğunu da duyuyoruz ama asıl bundan sonra bu kanunla birlikte bu süreç daha hızlanacaktır."

Fonlardan olumsuz etkilenen yatırımcılara yapılacak iadelerde kullanılacak kaynaklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, bu kapsamda üç ayrı kaynak öngörüldüğünü söyledi.

Bunların fonlarda kalan ve nakde dönüştürülebilecek varlıklar, haksız veya fahiş kazançların iadesiyle oluşturulacak kaynaklar ve sorumlu kişi ya da şirketlerin mal varlıklarının değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler olduğunu anlatan Yılmaz, iadelerde herhangi bir kamu kaynağının kullanılmayacağını vurguladı.

Yılmaz, ilgili hesapların açıldığını ve sürecin başladığını belirterek, TBMM'ye sunulan kanun teklifinin kabul edilmesiyle çalışmaların daha sağlıklı bir hukuki zeminde hızlanacağını ifade etti.

Kazançların iade edilmesinin hukuki sorumlulukları ortadan kaldırıp kaldırmayacağına ilişkin soruya da yanıt veren Yılmaz, hukuk dışı işlem yapmak ile fahiş gelir elde etmek arasında ayrım yapılması gerektiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Fahiş gelirden dolayı hukuk dışı bir işlem yapmamış olsa bile iade olmuşsa orada tabii söyleyecek bir şey yok. Ama hukuk dışı bir işlem söz konusuysa hukuk dışı işlemde sorumluluklar elbette ortadan kalkmaz." dedi.

Piyasa bozucu faaliyetlerin nihai olarak yargı süreçlerinde belirleneceğini aktaran Yılmaz, bağımsız otoritelerin karar ve analizlerinin de sürecin netleşmesinde etkili olacağını belirtti.

Yılmaz, sermaye piyasalarının Türkiye'nin kalkınması, üretimi ve finansmanı açısından büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, "Yıllardır, bakın planlarımızda, programlarımızda, hükümet politikalarımızda sermaye piyasalarımızı her zaman öncelikli gördük, destekledik. Bundan sonra da en güçlü şekilde desteklemeye devam edeceğiz." diye konuştu.

Yatırımcılarla piyasa bozucu faaliyetlerde bulunan kişilerin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Yatırımcı ayrı, manipülatör ayrı, spekülatör ayrı. Bunun altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum." dedi.

Yılmaz, "Hiç kimse bu piyasalara genel anlamda gölge düşürmesin. Buralara yapılan yatırımı sanki suçmuş gibi göstermesin. Bunu yapanlar bu ülkeye zarar verirler. Bir defa bunun altını çok net çizmek istiyorum. Burada 455 bin insan var. Yatırım yapmışlar. Biz bunlara suçlu diyebilir miyiz hepsine? Böyle bir mantık olabilir mi? Bunlar gelmiş yatırım yapmış. Bir getiri elde etmeye çalışmış. Makul bir getiri elde etmişse de buna da söyleyecek hiçbir şey yok." değerlendirmesinde bulundu.

Hedeflerinin piyasa bozucu işlem yapan, manipülatif faaliyetlerde bulunan ve yatırımcıların zarar görmesine neden olan hukuka aykırı davranışları ortaya çıkarmak olduğuna işaret eden Yılmaz, yatırımcıların müsterih olması gerektiğini bildirdi.

Yılmaz, şunları kaydetti:

"Yeni Fon Rehberi'yle birlikte, sorunlu fonların bu sistemden çıkmasıyla birlikte, sermaye piyasalarımız eskisinden de daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek, bunda hiç tereddüt yok. Biz hastalıklı bir yapıyı, tabiri caizse bir virüsü sistemden çıkarma gayreti içindeyiz ve bu, bünyeye çok daha güç katacak. Sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, aksine daha da güçlendirecek. Yeni Fon Rehberi ile birlikte bu yapılar, bu sorunlu yapılar ortaya çıktığı gibi, kalan yapılar için de çok daha ek bir güvence sağlanmış oldu aslında. Şu anki fonlar için, şu anki borsamız için çok daha sağlıklı bir zemin oluşturulmuş oldu. Dolayısıyla şu an biz borsamıza da sermaye piyasalarımıza da güveniyoruz."

"Tasfiye süreçleri borsamızı olumsuz etkilemeyecek şekilde sürdürülecek"

Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) yürüttüğü incelemelere de değinen Yılmaz, hazırlanacak raporun hem sorumluların belirlenmesi hem de sistemdeki yapısal eksikliklerin ortaya çıkarılması açısından önem taşıdığını belirtti.

Yılmaz, incelemelerin devlet kurumları ve bağımsız kurumlar dahil ilgili bütün kuruluşları kapsayacağını ifade ederek, rapor doğrultusunda ihtiyaç duyulması halinde yapısal iyileştirmelere yönelik yeni yasal düzenlemelerin de TBMM'nin takdirine sunulabileceğini kaydetti.

Fon Koordinasyon Kurulunda tasfiye süreçlerine ilişkin bir prensip kararı aldıklarını bildiren Yılmaz, olağan ve olağanüstü tasfiye işlemlerinin borsa üzerinde olumsuz etki oluşturmayacak şekilde yürütülmesine önem verdiklerini vurguladı.

Yılmaz, "Borsadaki gelişmelerin tamamını bu fon piyasalarındaki durumla izah etmek mümkün değil ama tabii ki bu fon piyasalarındaki gelişmeler, bunun etrafındaki tartışmalar ister istemez yatırımcı davranışlarına da yansıyabiliyor." ifadesini kullandı.

Borsanın seyrinde birçok gelişmenin etkili olabildiğine işaret eden Yılmaz, küresel faiz oranları ve güvenlik riskleri gibi birçok unsurun da piyasaları etkilediğine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Borsamızı olumsuz etkilemeyecek bir anlayış içinde bu tasfiye süreçleri sürdürülecektir. Bu konuda Fon Koordinasyon Kurulumuzun da tüm kurumlarımıza yönlendirici bir yaklaşımı söz konusudur." ifadesini kullandı.

TBMM gündemindeki fonların tasfiyesine ilişkin kanun teklifini değerlendiren Yılmaz, düzenlemenin yasalaşması durumunda süreçten olumsuz etkilenen yatırımcılara, küçük yatırımcılar ve para piyasası fonları öncelikli olmak üzere 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının öngörüldüğünü belirtti.

Ödemelerde net yatırım tutarının esas alınacağını belirten Yılmaz, anaparasını daha önce geri alanların uygulamadan yararlanamayacağını, parası fonda kalan yatırımcıların ise 1 milyon liraya kadar olan kısmı alabileceğini ifade etti.

Yılmaz, 1 milyon liranın üzerinde alacağı bulunanların da ilk aşamada bu tutara kadar ödeme alacağını, hesapların büyük bölümünün ise belirlenen sınırın altında olduğunu söyledi.

"Özellikle küçük yatırımcımızın bir an önce bu şartlardan kurtulması için çok hızlı bir aksiyon almış durumdayız." diyen Yılmaz, kanun teklifinin kısa sürede hazırlanarak TBMM'ye sunulduğunu hatırlattı.

"Bu kanun çıkar çıkmaz gereği yapılacaktır"

Teklifin çarşamba günü TBMM Komisyonunda ele alınacağını, ardından Genel Kurulda görüşüleceğini aktaran Yılmaz, yasanın ekim ayında çıkması halinde ödemelerin aynı ay içinde yapılabileceğini değerlendirdiklerini belirtti.

Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank, Ziraat Bankası ve İş Bankası dahil ilgili kurumların teknik hazırlıklarını tamamladığını anlatan Yılmaz, "Bu kanun çıkar çıkmaz gereği yapılacaktır, bu ödemeler yapılacaktır." dedi.

Cevdet Yılmaz, şöyle devam etti:

"Bir iki fonda, birkaç fonda 'Belki 1 milyon ödeyecek para oluşmayabilir.' diye bir endişe var bir taraftan. Yani genelinde bir sorun yok ama bazı fonlarda 'İçi tamamen boş kalmışsa bir sıkıntı olabilir mi?' diye bir tartışma var sadece. Orada da iki tedbirimiz var: Birincisi, bu geriye aldığımız kaynakları bir an önce alıp, o fonlara aktarıp, bu 1 milyona kadar ödemeleri oralarda da gerçekleştirmek. İkincisi, diyelim ki bir fonda yeterli para olmadı, para neyse, orada ulaşabildiğimiz kaynak neyse, onu en düşük alacaklıdan başlayarak yukarıya doğru ödemeleri gerçekleştirmek şeklinde bir yaklaşım söz konusu. Tabii bütün bunlar dediğim gibi kanun Meclis'ten çıktıktan sonra çok daha netleşmiş olacak."

Yılmaz, kanun teklifinin henüz yasalaşmadığını, açıklanan takvimin bu nedenle Meclis'in değerlendirmesine bağlı olduğunu hatırlattı. Tasfiye süreçlerinin dünyadaki örneklerde uzun zaman alabildiğine işaret eden Yılmaz, Türkiye'de özellikle küçük yatırımcıların mağduriyetinin daha kısa sürede giderilmesi için idari hazırlıkların hızlandırıldığını söyledi.

Dördüncü Fon Koordinasyon Kurulu toplantısında kurumlara hazırlık durumlarını ayrıca sorduklarını aktaran Yılmaz, kanun çıkar çıkmaz uygulanabilecek bir mekanizma oluşturduklarını kaydetti.

Kanun teklifinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) bu sürece özgü ilave yetkiler verilmesinin de öngörüldüğünü belirten Yılmaz, el konulan varlıkların daha hızlı değerlendirilerek yatırımcılara ödeme yapılmasının amaçlandığını ifade etti.

"Her iki bakanımız da ithamlara gerekli cevabı verdiler"

Yılmaz, fonlara ilişkin tartışmalarda yapıcı eleştiri ve önerilere açık olduklarını ancak konunun siyasi amaçlarla istismar edilmesini, haksız ithamları ve itibar suikastı girişimlerini doğru bulmadıklarını söyledi.

Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale'nin iki bakana yönelik iddialarına değinen Yılmaz, Özlale'nin TBMM'de isim vermeden bazı iddialar ileri sürdüğünü, kendisinin ise isimlerin açıklanmasını istediğini anlattı.

Özlale'nin daha sonra isimleri kamuoyuyla paylaştığını belirten Yılmaz, "Her iki bakanımız da çok açık ve net bir şekilde, çok detaylı bir şekilde bu ithamlara gerekli cevabı verdiler." ifadesini kullandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın babasına ilişkin iddianın isim benzerliğinden kaynaklandığını anımsatan Yılmaz, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a yönelik iddiaya yönelik ise şunları kaydetti:

"Ömer Bey'in sukuk hesaplarında bir tasarrufu söz konusu. Bundan çıkmadığı, buradaki yapılan işlemlerin işte yapılan işlemlerin toplanarak birtakım rakamlar hesaplandığı yani bir çarpıtma olduğu ortaya çıkmış oldu. Her iki konuda da gerçekten büyük bir mahcubiyet hissedilmesi gereken bir durum ortaya çıktı. Ama maalesef bir özür bile dilenmediğini gördük."

Özlale'nin daha önce kendisine yönelik bir ithama sert şekilde tepki verdiğini hatırlatan Yılmaz, başkalarına yönelik iddialarda da aynı hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.

Eleştirinin demokratik toplumlarda gerekli olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Eleştiriye her zaman açığız, onda hiç tereddüt yok." dedi. Yılmaz, olayın ayrıntıları incelenmeden oluşturulan algıların hem kişilerin itibarına hem de piyasalara zarar verebileceğini ifade etti.

"Suç mahiyetinde bir işlem yapan varsa en yakınımız da olsa gereği yapılır"

AK Parti'nin geniş bir kadroya sahip olduğunu, bu kadrolar içinde yanlış yapan kişilerin de bulunabileceğini anlatan Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki tutumunun açık ve net olduğunu söyledi.

Yılmaz, bu anlayışın siyasi kimliğe veya kişisel yakınlığa göre değişmeyeceğini, suç teşkil eden davranışlar karşısında herkes için hukukun gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Suç mahiyetinde bir işlem yapan varsa en yakınımız da olsa, partimizde de olsa, bürokraside de olsa gereği yapılır, AK Parti'nin anlayışı budur." diye konuştu.

Gerçekten detayları bilinen konuların belgeleriyle birlikte adli makamlara intikal ettirilmesini isteyen Yılmaz, "Suçlu kimse, suçlu cezasını görsün. Orada hiç tereddüt yok. Benim yakınımmış, onun yakınıymış, diğeri şu partidenmiş, bu partidenmiş. Hiç fark etmez. Gereği yapılır, yapılmak durumundadır. Suç suçtur, suçlu suçludur." değerlendirmesinde bulundu.

Yatırım yapmakla suç teşkil eden bir faaliyette bulunmanın birbirinden ayrılması gerektiğine işaret eden Yılmaz, yatırımcıların yalnızca fonlarda para bulundurdukları gerekçesiyle suçlanmasının kabul edilemeyeceğini kaydetti.

Yalnızca yatırım yaptığı için kişilerin hedef haline getirilmesine tepki göstererek, borsaya veya sermaye piyasalarına yatırım yapmanın tek başına suç anlamına gelmediğini belirten Yılmaz, yatırımcının kazanç veya kayıp yaşayabileceğini, asıl değerlendirilmesi gerekenin suç teşkil eden bir fiilin bulunup bulunmadığı olduğunu ifade etti.

Suç işlendiğine ilişkin bilgi veya belge bulunduğu takdirde adli makamlara iletilmesi çağrısını yineleyen Yılmaz, "Yani yatırım yapabilir insanlar. Borsaya da yatırım yapar, sermaye piyasalarına da yatırım yapar. Suçunu delillendirerek bir şey ortaya koyarsanız, bir belge koyarsanız eyvallah. Buna kim ne diyebilir? Lütfen bunu da yapın. Yani bir belgesine, bilgisine ulaştığınız suç, suç işlemiş biri varsa iktidar olsun, muhalefet olsun hep birlikte bunun hesabını soralım." değerlendirmesini yaptı.

Yılmaz, sermaye piyasalarının ve borsanın bütün ülkeye ait olduğunu vurgulayarak, tartışmalarda hukuki ölçütlerin esas alınması, siyasi çekişmeler nedeniyle ekonomiye ve yatırımcılara zarar verilmemesi gerektiğini kaydetti.

Enflasyonla mücadele programında 3'üncü yılın geride bırakıldığı hatırlatılarak, enflasyonda gelecek yıl belirgin bir düzelme görülüp görülmeyeceğine ilişkin soruya Yılmaz, eylül ayında enflasyonun yüzde 29,7 olarak açıklandığını anımsattı.

Enflasyonun bu şekilde olmasının savaşa ve enerji piyasalarındaki olağanüstü yükselişe rağmen gerçekleştiğini vurgulayan Yılmaz, bu durumun sevindirici olduğunu söyledi.

Merkez Bankasının ABD-İran savaşının enflasyona 7 puan civarı yansıdığını hesapladığını aktaran Yılmaz, buna rağmen enflasyonun yüzde 30'un altına düştüğünü ifade etti.

Enflasyonu yukarı çekenin hizmet kalemleri olduğunu dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:

"Orada da bir aşağı doğru gidiş var ama henüz tam arzu ettiğimiz noktada değiliz. Hizmet derken kira ve eğitim gibi kalemler. Eğitim boyutu toplumun yüzde 10'unu aşağı yukarı ilgilendiriyor. Yüzde 90 parasız devlet okullarından istifade ediyor ama o yüzde 10 da olsa eğitimdeki o artışlar 'manşet enflasyon' dediğimiz enflasyonu yukarı çekmiş oluyor. Kira daha geniş bir sosyal boyuta sahip. TÜİK'in yine rakamlarıyla toplumun yüzde 28'i kirada oturuyor. Özellikle metropollerde bu önemli bir unsur. Burada çok yönlü politikalarla mücadelemizi sürdürüyoruz. Özellikle 500 bin sosyal konut ve kiralık sosyal konut projelerimizle bir taraftan para politikası, diğer yandan da arz yönlü politikalarla mücadeleyi devam ettiriyoruz. İnanıyorum ki bir süre sonra kiralarda da çok daha farklı bir döneme geleceğiz.

Gıda konusunda olumlu gelişmeler var. Bu sene çok şükür bereketli bir yıl oldu. Geçen yıl biliyorsunuz hem don hem kuraklık yaşamıştık. Bu da gıda fiyatlarında olumsuz bir etkide bulunmuştu. Büyümemizi de olumsuz etkilemişti. Bu sene ise hem büyüme üzerinde hem de enflasyon üzerinde tarım sektörünün olumlu bir etkisi söz konusu. Gıda fiyatları da oldukça iyi geldi. Son enflasyon rakamının beklentilerin altında oluşmasında gıda fiyatlarındaki düşüş çok etkili bir yere sahip. Bu da sosyal açıdan çok önemli."

"Kararlılığımızdan en küçük bir ödün vermiş değiliz"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut, gıda ve kent içi ulaşımın genel enflasyon başlığını ilgilendiren en kritik kalemler olduğunu belirtti.

Kent içi ulaşımın "manşet enflasyonu" yukarı çeken bir husus olduğuna dikkati çeken Yılmaz, "Orada yerel yönetimlerin sorumluluğu söz konusu. Yerel yönetimlerin maliyetlerin ötesinde gerçekleşen kent içi ulaşım fiyatlarındaki artışları da enflasyona olumsuz yansıyor. Bu yönüyle buna 'yönetilen yönlendirilen fiyatlar' da diyoruz. Bu konuda da bir yaklaşımımız var. Burada bir sınır oluşturma, o sınırın ötesine geçmeme. Eğitimde bunu yaptık biliyorsunuz, kurallar kondu. Önümüzdeki döneme ilişkin eğitimde bu anlamda daha olumlu bir süreç bekliyoruz." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:

"Aslında kent içi ulaşım konusunda da mutlaka birtakım kuralların gelmesi lazım. Enflasyonun çok üstünde artışlar yapılmaması lazım. Bir taraftan bu kurallar, bir taraftan arz yönlü politikalar, diğer taraftan para politikaları.... Bütün bunların bütüncül bir etkisiyle önümüzdeki yıl biz yüzde 21 diye ifade ettik Orta Vadeli Program'da. Orta vadede de tek haneli enflasyona yeniden dönüş. Gerçekçi bir çerçeve çizme gayreti içinde olduk. Çünkü dünyanın hali de bölgemizin hali de ortada. Ama hiçbir şekilde kararlılığımızdan en küçük bir ödün de vermiş değiliz. Bizim enflasyonla mücadele politika çerçevemiz olduğu gibi duruyor. Buna bağlıyız ve istikametimiz belli. Enflasyonu daha düşük seviyelere indirme, halkımızı bu anlamda rahatlatma. Belli bir yere geldik, yüzde 75'lerden şimdi 29 küsurlara gelmiş durumdayız. Daha da iyi bir noktaya gideceğiz. Bundan hiç şüphesi olmasın halkımızın. Kontrolümüz dışında gelişen dünyadan, bölgemizden gelen etkiler söz konusu. Ama her zaman şunun da altını çizmek gerekiyor. Asıl olan programınızdır. Programınız doğruysa, sonuç veriyorsa aşama aşama hedeflerinize yürürsünüz. Dışsal etkiler sizi bir miktar geciktirebilir, bir miktar etkileyebilir ama bu etkiler geçicidir. Sonuçta o etkileri geride bırakırsınız ve istikametinizde yürümeye devam edersiniz."

Enflasyonla ilgili kararlı adımlarla yollarına devam ettiklerini vurgulayan Yılmaz, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından depremin yaralarını sarmak için 5,4 trilyon lira para harcadıklarını dile getirdi.

Bu miktarın 104 milyar dolara denk geldiğine dikkati çeken Yılmaz, "Bu yıl sonu itibarıyla 104 milyar doları Türkiye Cumhuriyeti koca bir bölgenin yeniden inşası için harcamış oldu. Savaşlar bir taraftan, depremin etkileri diğer taraftan. Bütün bunlara rağmen programımız sonuç üretti ve üretmeye devam edecek ve inşallah hedeflerimize ulaşacağız." diye konuştu.

"Tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Terörsüz Türkiye sürecindeki son durumun sorulması üzerine, süreç kapsamında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un 467 gibi tarihi bir oyla yasalaştığını bildirdi.

Uzun süren bir komisyon çalışmasının ardından Türkiye'ye özgü bir modelin ortaya çıktığını anlatan Yılmaz, "Meclis'imizin iradesi, Cumhurbaşkanı'mızın liderliği ve bu işin bir devlet politikasına dönüşmesi ve bu çerçevede yürütülen çalışmalarla Terörsüz Türkiye, mecrasında ve olumlu bir şekilde ilerliyor." dedi.

Bunun kolay bir konu olmadığını, on yılların birikiminden oluşan bir meseleden söz edildiğini vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'ye, yaptığımız bir hesaba göre en az 2,3 trilyon dolar maliyeti olan bir sorundan bahsediyoruz ama şimdi tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız. Terörün artık gündemden kalıcı bir şekilde çıktığı bir dönemde biz, terörle mücadeleye harcadığımız enerjiyi, kalkınmaya, demokratik standartlarımızı, yaşam standartlarımızı geliştirmeye yönelteceğiz inşallah. Büyük bir fırsat penceresi olarak görüyoruz bunu. Demokrasimiz için, kalkınmamız için yeni bir dönem oluşacak. Türkiye Yüzyılı diyoruz, Cumhurbaşkanı'mız hep altını çiziyor. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda huzurun ve kardeşliğin yüzyılı olacak diyoruz.

Bir taraftan da bölgemizdeki gelişmeleri herkes görüyor, tüm vatandaşlarımız görüyor. Yıllardır etnik kimlikler, mezhebi kimlikler ve inançlar üzerinden bölgemizdeki yaşayan topluluklar birbiriyle tabiri caizse karşı karşıya getirilip, çarpıştırılıp, enerjimizi buralara harcamamız sağlanırken emperyalist birtakım güçler gelip bu bölgenin kaynaklarını alıp kendileri istifade ediyorlar. Terörsüz Bölge derken bizim en büyük vurgularımızdan biri budur. Irak'ın kaynaklarını Iraklılar kullansın, Suriye'nin kaynaklarını Suriyeli kardeşlerimiz kullansın. Bütün bölge için bu geçerli. Niye başkaları gelip bu kaynakları götürsün? Niye burada yaşayan insanlar bunlardan mahrum kalsınlar? Bir taraftan Türkiye'nin huzuru, güveni ve iç yapısının kuvvetlendirilmesi, diğer taraftan bu emperyalist tuzakların boşa düşürülüp bölgemizde bir huzur, güven ortamının tesisi ve bölgenin topyekun refahının yükseltilmesi. Bu vizyon işte Türkiye Yüzyılı vizyonudur ve inşallah bunu adım adım hayata geçireceğiz."

"Tam bir başarıya ulaştığında dünyaya da örnek olacak bir başarı hikayesi olacak"

Yılmaz, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kapsamında kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu kapsamında 4 alt kurulun oluşturulduğunu hatırlattı.

TBMM'de çıkan Kanun'da iki ana aşama bulunduğunun altını çizen Yılmaz, "Birinci aşama silahların bırakılması, bunun sahada tespiti, teyidi ve yine Milli Güvenlik Kurulumuz tarafından bunun teyit edilmesi. Yani silahların bırakıldığının ve örgütün fesholduğunun MGK tarafından teyit edilmesi. İkinci aşama belli suçlarda biliyorsunuz bir geçici denetimli serbestlik dediğimiz bir serbestlik oluşuyor ve gelip bu imkandan faydalanmak mümkün oluyor. Orada da 6 aylık bir süreçte başvurular yapılacak." ifadelerini kullandı.

İkinci aşamada Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu ile Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu'nun devreye gireceğini aktaran Yılmaz, bu kuruluşların ön hazırlıklarını gerçekleştirdiklerini söyledi.

Terörsüz Türkiye sürecinde sahada olumlu gelişmeler gördüklerini belirten Yılmaz, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

"Özellikle sınırımızda hassas birtakım bölgelerde bazı mağaraların boşaltılması, buradaki yapıların artık tehdit olmaktan çıkması söz konusu. Bir diğer yandan Sincar dediğimiz bölgenin de yine Irak hükümetinin kontrolüne bırakılması ve Başika kampının artık görevini tamamlaması gibi birtakım sahada olumlu gelişmeler olduğunu görüyoruz. Olumlu yönde bir ilerleme söz konusu ama zor süreçler bunlar. Sonuçta yılların getirdiği süreçler. Burada biraz sabırla bu süreci takip etmek ve adım adım hedefe doğru yürümek gerekiyor. Şunu da unutmamak lazım, bu süreçte sonuçta fesih kararını ve silahları bırakma kararını veren bizzat örgüt, kendisi. 'Ben artık bu yöntemlerle devam etmek istemiyorum.' diyen örgütün kendisi. Dolayısıyla bu adımları aşama aşama atmalarını bekliyoruz. Biz de sahada gelişmeleri teyit edip, tespit edip bunu ilgili kurullarımıza sunacağız. Meclis'imizde de tüm bu süreçleri izleyecek bir yapının oluşmasını bekliyoruz. Meclis Başkanı'mız bu konuda partilerle bir çalışma başlatmış durumda.

Türkiye kendi sorunlarını başka bir güce, başka bir üçüncü göze, uluslararası bir kuruluşa götürmeden kendi içinde çözen bir ülke. Bu inşallah tam bir başarıya ulaştığında dünyaya da örnek olacak bir başarı hikayesi olacak diye inanıyorum. Bu aynı zamanda başka sorunları çözme kapasitemizi de gösteren önemli bir başarı diye inanıyorum. Yani Meclis'imizle, hükümetimizle, sivil toplumla hep birlikte bunu başarmak durumundayız. Bunun partisi yok, bunun siyasi görüşü yok. Bu prangadan ülkemizi kurtarıp yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Meclis'imize tekrar şükranlarımı sunuyorum. Keşke başka bazı milli konularda da aynı birlikteliği partilerimiz sergileyebilse... Buna ihtiyacı var bu ülkenin, temel konularda en azından. Şunu anlıyorum, demokratik siyaset, bazen polemikler de olur, sert tartışmalar da olur, bir ölçüde siyasi mücadelelerin tabiatında bu var diyebiliriz ama hiç olmazsa temel milli bazı konularda bütün partilerin katkısıyla süreçlerin yönetilmesi elbette bizim de arzumuz. Bunun örneğini Terörsüz Türkiye'de gördük ve gerçekten tüm toplumumuz da takdir etti. Meclis'imizin gücünü de ortaya koydu bu aslında bütün bu gelişmeler. İnşallah yeni anayasa başta olmak üzere başka alanlarda da bu tavrı partilerden görürüz."

Yılmaz, yeni anayasa çalışmaları konusunda daha umutlu olabileceklerini ve Meclis'in temel bazı konularda birlikte hareket edilebileceğini gösterdiğini belirtti.

Yeni anayasa konusunda, 12 Eylül Askeri Darbesi sonucunda oluşmuş bir anayasa ayıbından Türkiye'yi kurtarmak gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Gelecek odaklı bir anayasa yapabilmek ve 21. yüzyılın gerektirdiği anayasal çerçeveyi oluşturmak için bunun zaruret olduğuna inanıyorum." diye konuştu.

"Türkiye bunu yapabilecek olgunlukta"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu konuda kendi iç hazırlıklarını uzun zamandır yaptıklarını belirterek, "Bu sadece AK Parti'nin veya Cumhur İttifakı'nın yapabileceği bir iş değil. Hem Meclis'te hem sosyal, toplumsal düzeyde en geniş mutabakatı gerektiren bir süreç. Türkiye bunu yapabilecek olgunlukta." değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz, Türkiye'nin, "Terörsüz Türkiye" sürecinde bunu gösterdiğinin altını çizdi.

Terör örgütü PKK'nın silah bıraktığının tespit edilmesinin ardından Milli Güvenlik Kurulu tarafından bunun teyit edileceğini belirten Yılmaz, "Önümüzdeki MGK'ye yetişir mi?" sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:

PKK, Kuzey Irak'taki dört kampı boşalttı
PKK, Kuzey Irak'taki dört kampı boşalttı
İçeriği Görüntüle

"Bizim burada önemli gördüğümüz şu. Doğru istikamette gidiyor muyuz, ilerliyor muyuz, olumlu yönde gelişiyor mu bu hadise. Evet, doğru yönde gelişiyor, olumlu yönde gelişiyor, ilerlemeler var ama kesin takvim verip bu takvimde bitecek demek bana doğru gelmiyor. Ne zaman biterse bu olağan MGK toplantısını da beklememiz gerekmiyor doğrusu. Ne zaman bu süreç sona ererse teyit ve tespit süreci bu Milli Güvenlik Kuruluna arz edilebilir ve o zaman da ikinci aşamaya geçilmiş olur. Temenni ederiz ki en kısa süreçte olsun."

"Provokatif söylemlere, eylemlere hiçbirimiz prim vermeyelim"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bu süreçlerde dezenformasyonun çok olduğunu, provokasyona gelinmemesi gerektiğine işaret ederek, "Vatandaşlarımızı uyarmak isterim. Türkiye'nin bu beladan kurtulmaması için, bu sorunun Türkiye'nin ayağına pranga olarak kalması için gayret eden çeşitli çevreler provokasyonlar yapabilirler. Vatandaşımızın kafasını karıştırmak için dezenformasyonlar yapabilirler. Lütfen bunlara karşı da uyanık olalım. Çok güçlü, tecrübeli bir liderimiz var. Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli de son derece tecrübeli, devlet, siyaset insanı. Dolayısıyla yine Meclis'imizin buradaki gözetimi söz konusu. Lütfen provokatif söylemlere, eylemlere hiçbirimiz prim vermeyelim." şeklinde konuştu.

Liderliğin her zaman önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, özellikle sorunların karmaşıklaştığı dönemlerde çok daha önemli olduğunu söyledi.

Bu anlamda Türkiye'nin şanslı konumda olduğunu dile getiren Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çeyrek asra yaklaşan devlet yönetme ve uluslararası tecrübeye sahip olduğunu, ayrıca tecrübeli kadrolar bulunduğunu kaydetti.

Yılmaz, bu çerçevede hiç kimsenin tereddüdünün olmaması gerektiğini, milletin birliği, beraberliği, kardeşliği için ülkenin güç kazanması, dünyada çok daha etkili bir konuma gelmesi için her türlü gayreti sarf etmeye devam edeceklerini vurguladı.

"Yarım asırdan fazla bir süredir Kıbrıs'ta huzur var"

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde düzenlenen askeri geçit törenine ABD, Fransa, İngiltere ve Mısır'dan askeri birliklerin katıldığının anımsatılması üzerine Yılmaz, şunları kaydetti:

"Bu çok üzüntü verici bir durum. 1974 Barış Harekatı'yla Türkiye Cumhuriyeti, garantör ülke olarak Kıbrıs'a sadece Türk tarafına değil tüm Kıbrıs'a huzur ve barış getirdi. Yarım asırdan fazla bir süredir Kıbrıs'ta huzur var, güvenlik var. Bu ortam Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yaradığı gibi Rum tarafına da yaradı ve her iki taraf bu süreçte demokrasilerini geliştirdi, kalkınma süreçlerini geliştirdi. Güvenliğin olmadığı yerde ne demokrasi olur ne kalkınma olur. Bütün ada bu süreçten istifade etti ve şu anda geçmişe göre çok daha müreffeh, çok daha gelişmiş bir konumda Kıbrıs adası. Rum tarafı tabii istismar ederek bu süreci Avrupa Birliği adaylığına kadar da uzanmış oldu."

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Rum tarafının yaptıklarının bütün adanın güvenliğini riske ve tehlikeye atma boyutu taşıdığını belirterek, "Kıbrıs Rum kesimi soykırım suçuyla uluslararası mahkemeler önünde yargılanmakta olan bir yönetimle iş tutuyor. Şu anda yaptıkları o. İsrail Netanyahu hükümeti. Dolayısıyla soykırım suçundan yargılanan bir yönetimle iş tutan bir zihniyetin yarın Kıbrıs Türk'üne nasıl bakacağını herkes tahmin edebilir. Dolayısıyla bir taraftan uluslararası alana çıkıp, 'Biz çözüm istiyoruz, barış istiyoruz.' deyip sonra da adanın tüm adanın güvenliğini riske atacak şekilde birtakım maceralara girmeleri, tutumlar, ilişkiler geliştirmeleri hiçbir şekilde kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yanındadır ve yanında olmaya da devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu anlamda da endişe edecek hiçbir durum görmediklerini vurgulayan Yılmaz, "Rum kesiminin attığı adımların ne kendilerine ne adaya bir faydası olmadığını, tüm adanın güvenlik risklerini artırdığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Biz, Kıbrıs Türklerinin yanındayız. Kıbrıs Türklerinin ada üzerinde egemen eşit bir devlet olarak varlıklarını savunmaya devam edeceğiz." dedi.

Kaynak: AA