CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen grup toplantısında konuşuyor.
Özel'in konuşması şöyle:
Öncelikle önemli bir hafta. Engelliler Haftası. Engelliler Platformu aramızda, partimizde engellilerle ilgili tüm çalışmaları yürüten arkadaşlarımızla birlikte buradalar. Bugün Hemşireler Günü. Özellikle Kovid gibi dönemlerde, afetlerde, depremlerde haklarının ödenmeyeceğini hep söylediğimiz ama maalesef hakikaten hakları da ödenmeyen ve bizleri yaşatmak için her şeyi göze alan çok değerli sağlık emekçilerinin günü. Ayın 14’ünde Eczacılar Günü; benim meslektaşlarımın günü. Yine Çiftçiler Haftası’ndayız, bugün Çiftçiler Günü.
Tüm bu motivasyonlarla ve Atatürk’ün iki büyük eserine birden, hem kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne hem de dolayısıyla ve doğrudan kurduğu cumhuriyete sahip çıkmak için burada olanlara yürekten teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Bayram öncesi, Kurban Bayramı öncesi son grup toplantısı. Hep birlikte son hafta 81 ilimizde yoğun bir haftayı geride bıraktık. Şimdi yine dirençle, mücadeleyle, inançla geçecek yeni bir haftaya başlıyoruz. Hem Meclis’te önemli görevlerimiz var hem yine Meclis kapandığı gün 81 ilde, 973 ilçede saha çalışmalarımız var.
Geçtiğimiz hafta ben arkadaşlarımızla birlikte, arkadaşlarıyla birlikte Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın kabirleri başındaydık. İdamlarının 54. yılında şehitlerimizi mezarları başında andık. Buradan onlara söyleyeceğimiz tek şey, onlardan bize ve tarihe kalan o muhteşem cümle: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye, kahrolsun emperyalizm.”
Pazar günü bu ülkede sadece evlat değil, vicdanı, dayanışmayı, umudu büyüten annelerimizin Anneler Günü’nü hep birlikte kutladık. Bir kez daha tüm annelerin ellerinden öpüyoruz.
Perşembe günü SAHA 2026 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nı ziyaret ettik. Orada yerli teknolojilerimizi inceledik, firmalarımızı ve kurumlarımızı ziyaret ettik. ASELSAN’dan HAVELSAN’a, TUSAŞ’ımızdan TÜBİTAK’ımıza kadar tüm kurumlarımızı ve bu ekosisteme katkı sağlayan, çok önemli görevler yapan şirketleri, pırıl pırıl mühendisleri, gözleri pırıl pırıl gencecik insanları gördük. Çok önemli saatler geçirdik orada.
Elbette savunma sanayini bir partiye, bir döneme mal edenlere rağmen, 1973’te kurulan TUSAŞ’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarında gökleri işaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak, TUSAŞ’taki büyük atılımla birlikte bugünlere kadar nasıl geldiğini de konuştuk. Kimin emeği varsa, katkısı varsa ayırmadan, sakınmadan hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Orada da kimseyi ayırmadan ziyaretlerde bulunduk.
Şöyle karşılaşmalar oldu: “Beni tanıdın mı? Ben Balyoz’da içeride yattım. Siz ziyaretime gelmişsiniz.” “Beni tanıdın mı? Tanıyor gibiyim.” “İzmir Askeri Casusluk davası… Siz olmasaydınız ortaya çıkmazdı. Bizi o iftiradan Meclis’te siz anlattınız, Ali Baba anlattı, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri anlattı.” “Ergenekon’da siz yanımızdaydınız.”
O dönemler pırıl pırıl, Türkiye için çalışan cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi subayları; Türk milliyetçisi subayları birileri, özellikle bir başsavcı olan Zekeriya Öz’ün patronajında, “Arkanda ben varım.” diyen Tayyip Erdoğan’ın haberi ve bilgisi dahilinde, övüne övüne, “Bağırsakları temizliyoruz, darbecileri temizliyoruz.” diye hedef aldı.
O gün biz bu taraftaydık, doğrusunu söylüyorduk. Sayın Erdoğan öbür taraftaydı ve cellatları savunuyordu. Biz, cellatların elinden Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışılanları savunduk ve kurtardık.
Gün oldu, o cellatlar Erdoğan’ın karşısına çıkıp darbeye kalkıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Yapılan zulümleri gördük ama yine de demokrasiye sahip çıktık.
Bugün yeni cellatlar yine Erdoğan’ın arkasında. Yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanlar hedefte. O gün nasıl dönemin Genelkurmay Başkanı’na da Ahmet Tatar’a da Askeri Casusluk davasındaki pırıl pırıl subaylara da sahip çıkarken ne kadar eminseydik, bugün de aynı inançla, aynı kararlılıkla; o gün FETÖ’nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak bugün 19 Mart darbesine ve Akın Gürlek’in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde, aynı taraftayız diyoruz.
Biz o gün doğruları savunurken, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” diye bağıranlar sonra önlerine baktılar, gözlerini kaçırdılar bizden. O kürsülerde biz, “Bir gün gelecek ve haklılığımız ortaya çıkacak.” demiştik.
Bugün bir daha söylüyorum: Bu kürsüden değil; çünkü o gün bu kürsüde olmayacağız, muhalefet kürsüsünden değil ama iktidar kürsüsünden bir kez daha sizlerin ve milletimizin karşısına çıkıp, “Biz yine doğru tarafta durduk, dürüst insanları savunduk, suçsuzları savunduk, iftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse bedel ödedik ama eğilmedik.” diyeceğimiz güne kadar buradan tarihin önüne şerh düşüyorum. Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım.
Tarihin en büyük iftirasına kurban gitmiş Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret edersiniz; kendi dertlerine yanmayıp, “Bizimkiler infaz koruma memurlarının sorunlarını söyleyin.” der.
İçeride yatmışlar, çıkmışlar; fuarda gezdik, en çok şu mesajı verdiler: “Özgür Bey, siz söyleyince etkili oluyor ama söyleyin, aman tekrar edin; askeri sağlık sistemini davet ettiler, askeriyeleri kaldırdılar. Asker vuruluyor, harp cerrahisi bilen kimse yok. Boşu boşuna uzuvlar kaybediliyor, evlatlar kaybediliyor. Yarın bir savaş olur, bedelini ağır öderiz. Aman ha, askeri hastaneleri açsınlar, askeri sağlık sistemini kursunlar.”
Ne diyeyim? Öylesine iyi insanlar ki içlerinde kin değil, yine bu ülke için sorumluluk biriktirmişler. Hepsine selam olsun, önlerinde saygıyla eğiliyorum.
Cumartesi günü Rize tarihinin en büyük mitinglerinden birini gerçekleştirdik ve adalet ve demokrasi için yüz binlerle Rize’de bulunduk. Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı, Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de yıllardır o boyutta dolduramadığı meydanı dolduran kendi hemşehrileri verdi. Teşekkür ediyorum Rizelilere, Karadeniz’in yiğit insanlarına.
Ve şunu söyleyeyim: Bugünkü bu karşılamanız; her hafta sonu bir başka şehirde, eski deyimiyle AK Parti’nin ama yeni haliyle milletin kalelerinde meydan meydan demokrasi büyütenlere, dosta güven, olmayana kaygı verenlere ve Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun.
Hepinizin emeklerine sağlık. 81 ilden görüntüler var arkadaşlar. Sosyal medyada diğer illerimizle ilgili görüntüleri paylaşacaklar. Sizler sahaya gittikçe, milleti dinledikçe, millet söyledikçe onların sesini Türkiye’ye duyurmak ve onların derdini bildiğimiz gibi çözümlerini söylemek ve onlar için iktidara yürümek, iktidar olup bu haksızlıkları sona erdirmek boynumuzun borcudur. Görev bizdedir, sorumluluğumuzun farkındayız.
Bugün Kurban Bayramı öncesi son toplantı demiştim. Artık ne yazık ki vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Hatta “Bayram gelmiş neyime?” sözü, bayramla ilgili umut söyleyen cümlelerin yerine geçmiş durumda.
Yıllık enflasyon %32,4’e yükseldi. Dört ay önce otuzun biraz altındayken yıl sonunda 16’ya düşecek demişlerdi. 30’dan 16’ya doğru düşeceğini iddia ettikleri enflasyonu, 4 ayın sonunda yıllık %32,4’e getirdiler. Son 4 aydaki enflasyon %14,6. Geçen sene bir miktar enflasyonda bu seneyle kıyaslandığında daha fazla düşüş olduğu için bir yıllık enflasyona %2,5 olarak yansıdı. Ancak bu sene her ay üst üste binen enflasyonlar büyük bir tehlikeye dikkat çekiyor. %14,6 ile 1 yılda hedeflenen %16’lık enflasyonu 4 ayda tüketmiş, 4 ayda oraya ulaşmış noktadayız.
Bundan sonra enflasyondaki her artış kar topu gibi büyüyerek fiyatları daha yüksek, maaşları daha yetersiz bir hâle getirecek. Bir aylık enflasyonumuz, nisan ayı enflasyonumuz %4,2 olarak gerçekleşti. Yani dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla.
Hani diyorlar ya, “Enflasyon bütün dünyada sorun.” Dünyadaki 100 ülke, bir yılda bizim bir ayda yaşadığımız enflasyondan azını yaşıyor. O yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir sorun yok. Kaldı ki işsizlikte Avrupa birincisiyiz, yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz, yoksullukta Avrupa birincisiyiz, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz.
Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede; 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Ve bu enflasyon, dört ay önce verilen emekli aylığından, 20 bin liradan 3 bin lirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon, 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücretten 4 bin lirayı aldı götürdü bile.
Ve iğneden ipliğe her şeye zam geliyor, gelmeye de devam ediyor. En önemli sorunlardan bir tanesi de, birazdan çiftçilerimizden bahsederken değineceğim, gıda enflasyonu. Dünyanın 17 katı bir gıda enflasyonuyla boğuşmak durumundayız.
Eğer bu ülkede — bunu Rize’de söyledim, gençler hem beğendiler hem hak verdiler hem de çok tekrar ettiler — anneden ve babadan miras kalmıyorsa artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin, mesleği ne olursa olsun, çok istisnai durumlar ya da yurt dışına gidenler hariç; öğretmen olsun, memur olsun, asgari ücretli olsun, uzman çavuş olsun, özel sektörde çalışan biri olsun, mavi yakalı, beyaz yakalı olsun; çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil.
Onların anneleri babaları, ikisi de çalışıyorsa, beş yılda arabayı alıyorlardı; 10 yılda bir ev, bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan, emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyor, başını sokuyordu.
Öyle bir dönemdeyiz ki anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki hepimizin, bu salondaki herkesin evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı, annelerden daha güzel. Ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği, kendi geleceğinden daha karanlık.
İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil öz vatanlarında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve 100 yıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi.
Bu kara düzende en büyük haksızlıklardan biri vergi sistemi. Geçen hafta tanıtmıştım, bayağı da alkış almıştı, ilgi vardı: “akpden.com”. Bizim akpden.com’da geçen hafta biliyorsunuz; 1 milyon 200 bin liralık bir araç, her şeyiyle yurt dışında üretilmiş, bir sürü masrafı, maliyeti var, firmanın acayip kârı var, üretildiği ülkenin o işten aldığı vergi var. Türkiye’ye satılıyor ve 1 milyon 200 bin liralık araç, Türkiye’ye geliş maliyeti 1 milyon 200 bin ama vatandaşa giderken 2 milyon 750 bin lira oluyor. Aracın 1 milyon 550 bin lirası her çeşit vergisi; KDV’si, ÖTV’si, bandrolü.
Bu sefer gençler… Bu renk hem AK Parti’nin rengi hem o meşhur telefonun lansman rengi. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye’ye geliyor. Bu telefon, dünyanın en büyük teknoloji firması tarafından; dünyanın 6 kıtasında çalışan on binlerce çalışanının katkılarıyla, emekleriyle, yüksek teknolojiyle, içinde kullanılan değerli metallerle ve şirketin ilan ettiğine göre yaklaşık 15 bin lira da kârıyla bu fiyata geliyor.
Gençler sepete eklemeye kalkıyor. “Sepete ekle” deyince bizim akpden.com’da, “Fren, dur bakalım.” diyorlar. “Öyle hemen sepete ekleyemezsiniz. Bu telefonu kullanacağım, bunda Kültür Bakanlığı payı var.” %1, 654 lira ona. %12 TRT bandrol ücreti var, 7 bin 900 lira. “Ne alaka?” deme. Belki açacaksın, oradan TRT’yi izleyeceksin. O yüzden TRT bandrol ücretini vereceksin. Ondan sonra telefonuna vereceksin %20 KDV: 22 bin 194 lira. Bunların hepsine birden %50 ÖTV daha: 36 bin 990 lira.
Vergiler toplamı 67 bin 764 lira. Telefon 65 bin lira, vergisi 67 bin lira. Dünya devi o şirketin, hepinizin bildiği o yarım elmalı şirketin her şeyi yapıp kârını da edip yüksek teknoloji dediği yerde 65 bin liraya gelen telefona, bizimkiler oturdukları yerden 67 bin lira vergi koyuyorlar.
Bizim genç arkadaşım bu telefonu almaya kalksa 133 bin 164 lira ödüyor. akpden.com: Telefon 65 lira, AKP’den aldığında 133 lira.
Gönder AKP’yi, alırsın bu fiyata ama tabii siteye akıl almaz bir şey yaptılar. Allah bunlardan razı olsun, onlar da razı olsun; bu siteye erişim engeli getirdiler. Birazdan hangi sitelere erişim engeli getirmediklerini söyleyeceğim.
Bu siteye erişim engeli geldi saatler içinde, bir gün içinde. Hâlâ girilebilen bilgisayarlar var çünkü birçok başka başka numaraları varmış bu işin. Girilemeyenler için: akpikiden.com, akpiikiden.com, akp2den.com. Öyle değil mi? Onu kapatırlarsa inadına 3’ten.com, 4’ten.com. Hadi engelleyin göreyim.
Ama bu siteye erişim engeli geldi. Şimdi girseniz 10 kişiden 9’u giremiyor. Yarın 10’u da giremez. Erişim engelinin gerekçesi: “Milli güvenliğe tehdit, ulusal çıkarları ve milli güvenliği tehdit.”
Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar? Erişim engelini burada savunuyorlar. Diyorsun ki: “Partizanlık yaparsınız, AK Parti’nin işine gelmeyen siteyi kapatırsınız; işine gelen sitede ne haysiyetsizlik olsa ellemezsiniz.” Yok diyorlar, “Bak, gerekçe yazalım: Milli güvenlik, milli menfaatler ve milli güvenliği tehdit altında olduğu durumlarda biz bu kadar hızlı davranacağız.” diyorlar.
O yüzden ancak o gerekçeyle kapatabiliyorlar. Cep telefonundaki vergiye isyanı milli güvenliğe tehdit görüyorlar. Yazıklar olsun sizin gibilerin milliyetçiliğine de, olmaz olsun sizin getireceğiniz güvenlik de.
Bir devlet bir partinin bu kadar organı hâline getirilirse, biz buna daha ne söyleyelim?
Ayrıca biraz önce söyledim: Bugün Türkiye’de bizi izleyen, dinleyen beyaz yakalılar, mavi yakalılar, mühendisler, teknisyenler var. 60 bin, 70 bin, 80 bin lira maaş bir asgari ücretliye baktığınızda çok büyük maaş gibi görülüyor. Ama bu kişilerin dünyadaki emsallerine, dünyadaki mevkiidaşlarının, meslektaşlarının aldığı maaşlara bakınca dörtte bir maaşlara çalışıyorlar. Ve üç katı fazla çalışıyorlar. Üç katı da pahalı bir ülkede yaşıyorlar.
60 bin lira ücret alan bir işçiden 138 bin lira yıllık vergi kesiliyor. İki maaşı oraya gidiyor. 70 bin lira maaş alan bir teknisyenden 180 bin lira, yani iki buçuk maaş yılda vergi kesiliyor. 80 bin lira maaş alan bir mühendisin 235 bin lirası, yani yılda 3 maaşı vergiye gidiyor.
Ama AK Parti ne yapıyor? AK Parti yeni bir vergi barışı getiriyor, yeni bir varlık barışı getiriyor. Nedir? Dışarıda paran varsa, “Nasıl kazandın?” sormadan; uyuşturucu mu, insan kaçakçılığı mı, silah kaçakçılığı mı, tehdit mi, nasıl kazandıysan kazan, yüzde beşinden biraz hasılat verirsen bize, parayı getirirsin, Türkiye’de istediğini yaparsın.
Geçen hafta söyledim: Uyuşturucu baronu yakalamışlar, “Varlık barışından yararlandım, geldim.” diyor. Önce daire aldım çünkü varlık barışı Türk vatandaşlarına aitmiş diyor. Türkçe bilmiyor. “250 bin dolara daire aldım, vatandaşlık verdiler. Yararlandım, parayı buraya getirdim.” diyor.
Sonra o baron, torbacıları, torbacıların üstündeki dağıtıcıları o paralarla finanse ediyor. Evlatlar zehirleniyor. Öbürünün kurduğu motosikletli suç çetesi, 14-15 yaşındaki yoksul çocuğu TikTok’tan, oradan buradan yakalayıp, ailesine bakmayı taahhüt edip, kendisine içeride bakmayı dâhil edip ona bir kimlik, bir silah verip; örneğin Adana’nın iş insanlarını sıradan tehdit ettiriyor. Sonra birer kurşun sıktırıyor. Parayı ödemeyeni infaz ettiriyor.
Sonra 14 yaşında o çocuk diyor ki: “Benim yaşıtlarım babasının eline bakarken bana abiler, yani çete, içeride bana, dışarıda babama bakıyorlardı.”
İşte AK Parti’nin Türkiye’ye yaptığı kara düzen budur. O dışarıdan hesapsız gelen uyuşturucu parasının ya da çetelerin paralarının nereleri finanse ettiği buradadır. O Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayıp da içeride anasına diklenenlerin, anasını babasını tehdit edenlerin aldığı cesaret kirli paradandır. AK Parti’nin onların önünü açtığı kara düzendir.
AK Parti’nin kara düzeni yıkılmadan hiçbir sorun çözülmez.
Gelelim Kurban Bayramı’na… AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 257 liraydı. Küçük emekli maaşı ve iyi bir koç 150 liraydı. İyi bir koçu, şöyle tuttuğunda ele gelecek koçu 150 liraya alıyordun. Emekli maaşı bir buçuk koç alıyordu.
Bugün aynı koç 45 bin lira. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Bir buçuk koç alan emekli, yarım koç alamayan hâle geldi. İki emekli birleşse bir kurbanlık alamayan duruma geldiler.
AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret emekli maaşından düşüktü ve 187 liraydı. İyi bir koç 150 liraydı. Bir asgari ücret bir kurbanlığın fazlasını alıyordu. Bugün asgari ücretli kurban almaya gittiğinde elinde 28 bin lira var, kurbanlık 45 bin lira.
Ve gelelim emekli ikramiyesine… Çünkü şöyle: 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi “Her emekliye bir maaş ikramiye.” demişti. AK Parti “Veremezsiniz.” dedi. MHP ve o gün BDP, bugün DEM Parti…
7 Haziran’da emekliler AK Parti’yi iktidardan ettiler. 1 Kasım’a giderken o kaotik süreçte “Biz de vereceğiz.” dediler. 2015’te verilen söz, seçim yok ya; 2016’da unutuldu, 2017’de unutuldu. 2018’in seçimden önceki Kurban Bayramı’nda ilk kez tutuldu.
Ve biz itiraz ettik: “Bir maaş verin.” dedik. Bir maaş vermediler ama bin lira verdiler. Bin lira o zaman maaşın %66’sıydı. Ama bugün işte o gün, hani dedim ya iyi bir koç… Emekli ikramiyesi 1000 liraydı ve bir koç alıyordu.
Geçen hafta duydunuz, bakan “Bu bayramda da artış yok.” dedi. Ramazan’da da vermedikleri gibi 4 bin lira olarak verecekler. 2018’de 1000 liraydı, şimdi 4 bin lira. “Artmayacak.” dediler.
2018’de bir koç alan 1000 lira, 2026’da bir but alıyor. Emekliler alabilirse bir but alıyor. Bu emekli ikramiyesinde sadece 8 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin sayesinde AK Parti’nin zorla verdiği bir koç parası vardı. Şimdi koç 45 bin lira, ikramiye 4 bin lira.
Buradaki hesap en basit hesap. 21 kat artarken kesim bedeli… Yani koçu gidip de buradan almazsan, Diyanet İşleri’nin sitesine girersen onlar da kesim bedeli kabul ediyorlar ve kurbanı onlara bırakıyorsun. 2018’de Diyanet İşleri’ndeki kurban kesim bedeli 850 liraydı, ikramiye 1000 liraydı. Bakın, gidip koç alıyor ya da Diyanet İşleri’nde de 850 liraya kestiriyorlar sana.
Bu sene Diyanet İşleri kesim bedelini 18 bin lira demiş. 21 kat artırmış. O Diyanet İşleri Başkanlığı’na atayan bu hükümet, ikramiyeyi sadece 4 kat artırmış. 8 yılda 21 kat artan Diyanet İşleri’nin hesabı, 4 kat artan emeklinin ikramiyesi… Hesap bu duruma getirildi.
Kırmızı ette elbette bir krizin içindeyiz. Son 5 yılda enflasyon %653 artarken et fiyatları %1240 artmış. Burada ne geliyor aklına? Hemen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin protein destekleri, mandıraları, halk etleri ve orada eti %30-40 ucuza sattıkları yerler geliyor. Ama yetişebilir mi? Yetişemez. Bir kilo veriyor ayda, bilemedin 2 kilo veriyor. Kimseye yetişemez.
Bitti mi? Bitmiyor. Onun için ne var? Devlette Et ve Süt Kurumu var. Güya ucuz satacak. Ama biliyorsunuz, et ithalatıyla uğraşan genel müdürleri var ve 2024 yılı verileri açıklandı: 14,3 milyar lira kâr elde etmiş Et ve Süt Kurumu. Biraz ucuz etin, sütün peşine koşan vatandaştan 14 milyar lira kâr elde ederek kurumlar vergisinde ilk 15’e girmişler. Türkiye’nin en çok vergi veren 15 şirketinden biri hâline gelmişler.
Millet ucuz et alacağız diye uğraşıyor. Senin için kâr etmek değil; senin için et ithal edip bilmem ne yapmak değil; senin için Türkiye’de ucuza et ürettirmek, ucuza kestirmek, ucuza ulaştırmak lazım.
Türkiye’nin 15. kâr kurumu hâline gelenler bugün görevlerini yapmayanlardır. Bugün iktidarın liyakatsiz atamaları sonucunda o kurumun başında olanlardır.
14 Mayıs… Biraz önce söyledim, Çiftçiler Günü. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz ama gıda enflasyonunda Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Bizden kötü 4 ülkenin biri işgal altında, biri Amerikan bombardımanı altında, biri yıllardır iç savaşla uğraşıyor. Bir tanesi de Arjantin. Arjantin, Güney Sudan, İran dışında gıda enflasyonu bizden yüksek olan ülke yok.
Son 20 yılda 23 milyon dönüm tarım arazisini kaybetmiş durumdayız. Tam Trakya kadar. Trakya’yı kaybettik tarımda. Biz Trakya kadar tarım arazisini kaybettik.
Ortalama çiftçi yaşı 58. AK Parti geldiğinde 37’lerdeydi. Yani gençler topraktan koptular. 3 gençten ikisi, “Asgari ücretli bir iş bulursam seneye tarlada çalışmam.” diyor. Geldiğimiz tehdidin boyutu burada.
Ve öyle bir nokta ki ortalama çiftçi geliri de 19 bin lira. En düşük emekli maaşından da düşük. 19 bin lira bir çiftçinin ortalama geliri. O yüzden 28 bin liraya sanayide çalışmaya razı. Toprakta işte Manisa’da, Adana’da pamukta, Trabzon’da çay bahçesinde çalışan; Gaziantep’te fıstıktan ekmeğini çıkarmaya çalışan; Antalya’da, güneyde narenciye ile uğraşanlar bir asgari ücretle koşa koşa tarladan kaçacaklar.
Bir beka sorunundan bahsediliyorsa tam da burada var.
Diğer taraftan süt-yem meselesi bütün süt hayvancılığını teslim alacak seviyelere gitti. Büyük kayıplar yaşadık. Ve öyle bir noktaya geldik ki artık çiftçi bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemediği için ekmeyi, dikmeyi, hayvancılığı bırakıp kendini büyük şehirde bulabildiği ilk işe atmaya çalışıyor.
Oysa bu olursa hem hepimiz gıda sorununu daha da derinden yaşayacağız hem fiyatlar artacak ve bu işleri asla normale döndüremeyeceğiz.
Yılın ilk üç ayında bu iktidar faize 876 milyar lira ödedi. Çiftçisine 60 milyar lira destekleme verdi. Çiftçiye 60 milyar veriyor, faize 876 milyar lira veriyor.
İşte AK Parti’nin kara düzeninin ve AK Parti’nin Türkiye gemisini karaya oturtmasının, daha da bu kafayla yüzdüremeyecek olmasının en temel sebeplerinden bir tanesi bu.
Kendi çıkardıkları kanun “Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i destekleme olarak verilir.” diyor. Bunlar bütçeye binde 2 koyuyorlar. Beşte birini koyuyorlar. Vermeyi bırak, niyetine bile girmiyorlar. Parayı bütçeye koymuyorlar. Kendi kanunlarına aykırı bütçe yapıyorlar.
Biz elbette öncelikle bu yüzde 1’i hemen sağlamayı; ayrıca çiftçi mazotunu ÖTV’siz, KDV’siz hâle kanunla derhâl getirmeyi; çiftçi borçlarının faizlerini silmeyi, ana parayı yapılandırmayı; planlı bir tarıma geçmeyi; çiftçinin ne ekeceğini, ne dikeceğini, kaça satacağını bildiği bir düzeni kurmayı; elektrik ücretlerini aylık değil hasattan hasada, eskiden olduğu gibi AKP öncesi olduğu gibi tahsil etmeyi mümkün kılmayı ve çiftçinin üretimine, hayvancının süt üretimine alım garantisi vermeyi partimizin programına koyduk.
Şimdiden ilan ediyoruz: AK Parti, “Parayı İngiltere’den bul getir, 25 yıllık gelirini sana bırakacağım. Her geçen arabanın parasını alacaksın, geçmeyenin ücretini benden alacaksın.” diyen bir düzen kurdu. Otoyollara geçiş garantisi, köprülere geçiş garantisi, havaalanına uçuş garantisi, şehir hastanesine hasta garantisi veriyor.
Yandaşa, beşli çeteye, bilemedin 8-10 tane zengine; kendi zengin ettiklerine garanti veriyor. Bizim garantimiz ise süt üreticisine, Türkiye’nin bütün çiftçilerinedir.
Değerli arkadaşlar; bizim bu yeni siyasi hikâyemiz, yani partinin genel başkanının şahsında partinin kurumsal kimliğine, enerjisine, direncine, iktidar yürüyüşüne yaptığınız o bitmeyen alkışlar var ya; o bizden güç alan, bize güç veren enerjiniz var ya; o Rize Meydanı’na sığmayan, taşanlar; Rize’den artık “İktidar değişsin.” isyanını yükseltenler var ya; işte bu yeni bir hikâye.
Ve bu iktidarın değişim umuduyla, 2023’teki büyük üzüntüden sonra büyük silkiniş; değişim, onun yarattığı enerji ve 4 ay sonra gittiğimiz yerel seçimlerde elde edilen büyük zafer… Ege’nin bir tane ilini bile başka bir partiye bırakmadan kazanılan bir zafer… Türkiye’de nüfusun %65’ini kazanan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi partiye, AK Parti dâhil, nasip olmamış bir zafer…
Nüfusun %65’ine, ekonominin %85’ine Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hizmet etme imkânı ve 47 yıl sonra gelen birincilik… Ve buradan iktidara doğru çıkılan yürüyüş…
1 yıl dönümü geldiğinde, daha gelmeden bütün ölçümlerde %45 ile seçilen ortalama belediye başkanlarının %58-59’luk beğeni oranları; kimi illerde Ankara’da, Mersin’de, Denizli’de, Manisa’da %70’e varan vatandaş memnuniyetleri; İstanbul’da “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” diyenin, İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanacağını görmesi…
Ve bu noktada başlayan, Cumhuriyet’in bir sonraki hükümetine mevcut hükümet tarafından, Cumhuriyet’in bir sonraki cumhurbaşkanına mevcut cumhurbaşkanı tarafından girişilen darbe girişimi…
Bir yıldan fazladır her gün saldırı altındayız. Her gün saldırılar; adayımızdan, başkanlarımızdan, bürokratlarımızdan, yani Türkiye’yi yönetecek kadrolardan partimizin kurumsal kimliğine döndü. Ve partiye kapatma davası açacak hadsizliğe kadar ilerledi.
İBB davasının iddianamesiyle CHP’ye kapatma davası yollama, üstüne yapılan 3 kurultaya rağmen açılan bir butlan davası daha var. Hani mahkemenin kale almamasına rağmen, istinafta dili tutulmaya çalışılan bir tehditle birlikte partiye yöneltilen büyük bir taarruzla karşı karşıyayız.
Bunlar daha önce yaşanmamış şeyler. Ama öyle bir noktadayız ki; yaşananlar ne için yaşanıyor, nasıl yaşanıyor, neler planlanmıştır, neler planlanmıştı da buralara gelinmiştir…
Bugün ortaya öyle bir şey çıktı ki… Ankara’ya yeniden yollanan, Ankara’dan yeniden yollanan hâkimken bütün siyasi kararları veren ve hepsi Anayasa Mahkemesi’nde, birçoğu oy birliğiyle bozulan birisinin İstanbul’a gittiğindeki planı…
Kişi kendinden bilir işi.
Ona demişler ki: “Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar, hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar, reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar.” Nereden bildin? “Bilirim ben o işi.” Kişi kendinden bilir.
“O yüzden para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar.” Nereden bildin sen bu işi? Kendinden bilir.
Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar.
Ama ilk başladıklarında “560 milyar lira yolsuzluk” diye anlattıklarında en büyük kısmı hafriyat işiydi. Ve bu işi yaptıkları yer Cebeci Hafriyat dediler.
Allah Allah… İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki: “Oranın bizimle ne ilgisi varmış?” Çünkü orası Enerji Bakanlığı’nın yeri. Döküm muvafakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi de onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor.
Bir protokol var. Bizim Büyükşehir olarak hakkımız var. Dökülen hafriyattan bir pay alacağız. %10 bize, %10 valiliğe verilmiş. Cebeci Hafriyat’tan valilik de pay alıyor.
Ekrem Başkan “Ben anlamadım, neler oluyor?” diyordu. “Hele bir iddianame çıksın.” diyordu.
İddianame çıktı. Durdu durdu bugüne geldi.
Bu arada bu Cebeci Hafriyat’ın ortağı, daha doğrusu döküm yapan kişi Murat Gülibrahimoğlu… AK Parti’nin önceki il başkanının ortağı. Buz gibi AK Partili bir arkadaş.
Demişler ki buna: “Bir plan kurmuşlar. Bu işten bir iftira atacaksın ve etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz, vermeyiz. Ama sen Ekrem’e bir yalan uyduracaksın.”
Adam bu sırada yurt dışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor: “Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti İl Başkanı. Ben AK Partiliyim. Ne yaptıysam Ekrem’e değil, AK Parti’ye yaptım.” diyor.
Bugün bu kıymetli Murat Gülibrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat ve Sanayi Ticaret AŞ’nin sahibi… Cezaevine sokulmadı, canıyla, malıyla, evladıyla tehdit edilemediği için yurt dışında olduğu için itirafçı yapılamamış.
Ama kendisinin şirketindeki birisini alıp itirafçı yapmaya çalışmışlar.
Bakın bugün ne çıktı ortaya…
Ekrem İmamoğlu, Sayın Torun’a soruyor. O şirkette çalışan bir muhasebeciye, şirketin dökümleri çıkmış. Güya oradan bize suç atılacakken Ekrem Başkan yakalamış.
Soruyor:
“Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görülüyor. Var ya BİM, A101 falan… 3 Haziran Savcısı bizim arkadaşlarımızı ‘market kartı dağıtıyoruz’ diye ağır suçluyor, tutuklu tutuyor. Birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor. Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?”
Çünkü bizi suçluyorlar ya, “Rüşvet olarak aldınız.” diye…
Yener Torun cevap veriyor:
“Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere ve AK Parti teşkilatına verdik.”
Soru:
“AK Parti teşkilatı derken tam kurum söyleyebilir misiniz?”
Cevap:
“AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na teslim ettik.”
Soru:
“CHP’ye verdiniz mi?”
Cevap:
“Keşke verseydik ama hepsini AK Parti’ye verdik.”
Bitmedi sanmayın.
Ayrıca elimde bir şey var. Ne zaman gitmişti Akın Gürlek? Ekim 2024… Kasım 2024’te Kuzey İstanbul Modern İnşaat Sanayi Ticaret AŞ, yani bu firma, 4 araç tahsis etmiş. Kime? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na.
Soruyorlar:
“Bu araçları kime verdiniz?”
“Akın Gürlek’e verdik.”
Hani denir ya; savcılık araç alır da belediyeden alır… Ama o 19 Mart operasyonunda, hafriyat işinden Ekrem Başkan’a iftira attırmayı planladığı firmadan “4 araç getir.” diyor, getiriyorlar.
“Bu araçların ikisini İstanbul’da kullanıyordu Akın Bey, ikisini Ankara’da.” diyorlar.
Derler ki: “Nereden bileceğiz?”
Denemesi bedava. İçişleri Bakanı’nın bir talimatıyla bu plakalı araçlar plaka tanımadan, EDS’den nerede görünmüş çıkarılır.
Ama benim elimde kolayı var: Bu plakalı araçların Ankara’da yediği cezalar var. Akın Bey’i taşırken ceza tutanağı “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı” adına kesilmiş. Ankara’ya zırt pırt gidildiğinde binilmiş, Akın Bey içindeyken ceza yemiş.
Bunu da İçişleri Bakanımıza emanet ediyoruz.
Ayrıntılar geliyor…



