Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlen basın toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e mal varlığını açıklaması yönünde çağrıda bulunarak, “Bu milletin karşısına çıkalım, hesabımızı açalım. Bu toplam maaşın iki katı kadar olan para nereden gelmiş, gösterelim. Haydi bakalım. Ayrıca arkadaşlar, 4 isim verdim: Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç ve RTÜK’teki emekli polis Selim Bozkurt. Bunlardan biri çıkıp “Benim bu beyefendiyle adım geçti, üzerime tapu alındı ya da onun için pazarlık yaptım, senet ödemişliğim yoktur” demez mi?” ifadelerini kullandı.
“100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor”
Özel’in konuşması şöyle:
Vatandaşların çoğu bayramı şeker pancarı tadında geçiremedi. Eskiden kalabalık ailelerin bereketli sofraları kurulurken, kriz ve geçim sıkıntısı bayramın ana gündemiydi. Her alanda sorunlar var çünkü karşımızda dış politikada ilkesiz, ekonomide basiretsiz, hukukta adaletsiz bir iktidar var.
Ekonomideki son durumun en bariz örneğini dün açıklanan bütçe rakamları gösteriyor: Yılın ilk iki ayında bütçeden tarıma verilen destek iki milyar, faize ayrılan para 640 milyar. Ocak ve şubat ayında tarıma ayırdığımız paranın 320 katını faize ödüyoruz.
Yani sadece iki ayda ödediğimiz her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor.
Çiftçimiz toprağa küstü; ürettiğiyle maliyetini karşılayamıyor, hakkı olan desteklemeyi alamıyor, vatandaş ucuz ve sağlıklı gıdaya erişemiyor.
Böyle olunca ne oluyor? Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeni bir aşamaya daha geldik: Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünya üçüncülüğüne çıkması.
Türkiye’den gıda enflasyonu daha yüksek olan iki ülke var: Biri savaşta olan İran, diğeri büyük bir iç savaşın içinde olan Güney Sudan. Onların ardından Arjantin geliyor. Arjantin’in arkasında Burundi var.
Ve bu ülkelerin birçoğunda bile Türkiye’den daha düşük gıda enflasyonu var. Bu gidiş, gidiş değil.
Eğer çiftçinin durumu düzelmezse, hayat pahalılığının yanı sıra yeni bir gıda krizi çıkacak. O yüzden acilen, dünyada birçok ülkenin başladığı gibi, mazot ve gübre desteği verilmelidir. Çünkü Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sıkıntı hem akaryakıt fiyatlarını yükseltti hem de gübre üretiminde büyük bir kriz yarattı.
Türkiye’nin tam da ekim zamanına girerken çiftçisine mazot ve gübre desteğini bir an önce hayata geçirmesi gerekiyor. Çiftçilerin geçen seneden kalan borçları, borç faizleri bitmedi.
Bir kez daha çiftçilerin tarım için kullandıkları kredilerin faizlerinin silinmesini, ana paraların yapılandırılmasını öneriyorum. Bunu sadece çiftçilerimizin geçim sıkıntısından kurtulması için değil; ülkenin daha da katlanılamaz bir gıda krizine sürüklenmemesi için söylüyorum.
Amerika ve İsrail’in İran’a saldırılarını birazdan konuşacağız. Ancak savaşın akaryakıt fiyatlarına etkisine yeni önlemler almak zorundayız.
“Hürmüz Boğazı kapandı, dolar fiyatları fırlıyor”
3 hafta önce burada, bu kürsüde hatırlatmıştım ve uyarmıştım. Demiştim ki: “Bu akşam mazota büyük bir zam gelecek. Bu zam uygulanırsa yarın daha büyüğü, öbür gün daha büyüğü gelebilir. Akaryakıt fiyatlarına gelen zamlar yeni bir enflasyon yükselmesini ve kaçınılmaz olarak fiyatlarda yeni zamları gündemimize getirebilir. Buna tedbir almak lazım.”
Hürmüz Boğazı kapandı, dolar fiyatları fırlıyor. Eğer siz bu gelen mazottaki, petroldeki artışı direkt pompaya yansıtırsanız bu bütün fiyatlara yansır. Petrol fiyatları geri gelse de diğer fiyatlar geri gelmez; onları geriye çekmek çok daha zordur.
Türkiye’de bir ürüne zam gelip de fiyatının düştüğünü zaten görmedik. O yüzden bunu yapmayın, sadece vergi gelirinden vazgeçin. ÖTV %40’a varan oranlarda alınıyordu. O zaman mazot fiyatının içindeki ÖTV’yi düşürmek gerekir.
Buna “eşel mobil sistemi” deniyor. Böylelikle hiç olmazsa sadece vergi kaybıyla karşı karşıya kalırız ama yeni bir enflasyon baskısı görmeyiz.
O gece bütün pompaların önünde, benzin istasyonlarının önünde kuyruklar oluştu. Son yarım saatte zammı uygulamaktan vazgeçtiler. Ertesi gün de eşel mobil sistemini dörtte üç oranında, yani fiyat artışının %75’i ÖTV’den, %25’i vatandaş tarafından karşılanacak şekilde düzenlediler.
Bu önerimizin bu ölçüde dikkate alınması kıymetliydi. Ekonomi eşgüdüm konseyimizin zamanında yapmış olduğu bu önerinin hayata geçirilmesi önemliydi.
Şunu söyleyeyim: O gün 60 lira olan mazot bugün 80 lira. Eğer eşel mobil sistemine geçilmeseydi 96 lira olmuş olacaktı. Bugün sabah da 104 liraya uyanmış olacaktık. Bu önerimizin doğru olduğu, kısmen de uygulansa doğru bir işin yapıldığını ortaya koyuyor.
Ama kötü haber: ÖTV bitti. O yüzden dünden itibaren petrol fiyatına gelen zam doğrudan pompa fiyatına yansıtılmaya başlandı.
Burada arkadaşlarımızın yeni bir çalışması var. ÖTV doğrudan yüzdeyle değil sabit para olarak alınıyordu. O günün mazot fiyatının %40’ı vergiydi; bugüne gelince bu oran geriledi ama halen %20 KDV var.
Bir kez daha uyarıyoruz: Sayın Erdoğan’ın bir imzasıyla, çünkü Bütçe Kanunu ona bu yetkiyi veriyor, KDV’yi %1’e indirebilir. Eğer KDV %1’e indirilirse hem bugünkü pompa fiyatları %20 ucuzlar hem de ÖTV’den daha esnek bir müdahale alanı oluşur. Belli bir süre daha mazot ve akaryakıt fiyatlarını kontrol altında tutabiliriz.
Bu çok kritik bir konu. Çünkü ÖTV’den vazgeçmek belli bir süre vergi kaybı yaratır ama KDV’den vazgeçmek de benzer şekilde geçici bir kayıp oluşturur. Buna rağmen bu adım, tüm taşımacılıktan gıdaya kadar her şeye yansıyan zam dalgasını frenler.
Mazotla taşınan domatesten salatalığa, ayakkabıdan hırkaya kadar tüm ürünlerde maliyet artışı olur. Esnaf ve sektörler fiyatlarını buna göre ayarlar. Bizim bu dalgayı kontrol etmemiz gerekir.
Eğer sorun çözülürse, fiyatlar normale döndüğünde normal vergi sistemine geri dönülür. Ama hiç olmazsa enflasyon baskısından kurtuluruz.
“Yargıya güven yüzde 18”
Üç hafta önce olduğu gibi bugün de uyarıyoruz: KDV’den feragat ederek zamların enflasyona etkisine karşı tedbir alınmalıdır.
Yargıya güven %18’e düşmüşse, orada ilk düğmenin yanlış iliklendiğini görmek gerekir. O ülkede kimse sisteme güvenmez, herkes kendini korumaya çalışır.
Bu yüzden Türkiye’ye kalıcı yatırım girişi olmamasının nedeni de budur. AK Parti döneminde servet biriktirenlerin bile parayı yurt dışına taşıması da bundandır. Gençlerin “fırsat bulursam yurtdışına giderim” demesi de bundandır.
Adalet Bakanlığı bu noktada kritik bir makamdır. Hukukun, yargının ve yürütmenin dengeli çalıştığı bir yerde adalet, devletin temel direğidir. Adalet Bakanlığı doğru çalıştığında hem yargı saygınlık kazanır hem siyaset güven kazanır hem de ülke istikrar kazanır.
Ama maalesef ne siyasetten gelen ne de siyaseti bilen; aksine siyasete özenen ama paçasından acemilik akan, gözünü hırs bürümüş bir atanmışla muhatabız.
Atandığı gün soru şuydu: “İstanbul’a ayrılan zulmün sonuna mı geldik, yoksa o zulmü Türkiye’nin tamamına yaymaya mı geldik?” Herkes dikkatle işin bu tarafına bakıyor.
Siyasette iktidarın tükenmişliğinin simgesine dönüştü bu adam. Çünkü siyasi mücadele partilerle, partinin ana kademesi kadın kolları ve gençlik kollarıyla yapılırken; “yargı kolları” kuruldu, başına bir siyasetçi kondu. Çalıştı, çabaladı ve sonunda kendince ödülünü aldı; Adalet Bakanlığına geldi, oturdu.
“Ak Toroslar çetesi Adalet Bakanlığına yerleşti”
Maalesef AK Parti yargı kolları kurulduktan sonra o yapının kendi içinde nasıl “ak Toroslar çetesine” dönüştüğünü adım adım hep birlikte yaşadık. Çok acılar çektik, çekenlerimiz var. Bedel ödeyenlerimiz var. Çok kişinin kul hakkına girildi.
Şimdi o ak toroslar çetesi geldi, Adalet Bakanlığına yerleşti. O çetenin ilk önce yargı operasyonu diye başlayan süreç, sonra milletin özgürlüğüyle ya da malının mülkünün geri verilmesi için nasıl pazarlıkların yapıldığı; avukat bürolarında nelerin konuşulduğu ve bunların nereden nereye geldiğine ilişkin kamuoyunda güçlü bir kanaat var. Öyle başlangıçta lazım olan basit bir şüphe değil; çok önemli miktarda şüpheler ve deliller var. Bunların bir kısmını kamuoyuna sunduk, doğrulandıkça sunacaklarımız da var.
Ama öyle bir noktadayız ki; hatırlayalım, memur maaşıyla geçinmesi gereken çok değerli hukukçular var. Geçmişte savcılık yapmış kişiler… Bu mesleklerin gereği şudur: Başka bir yerden para kazanamazsın. Devletin de görevi, bu insanları başka bir şeye tenezzül etmeyecek bir gelir seviyesinde tutmaktır.
O konu bugünlerde ne kadar yerine geliyor ayrı bir tartışma. Ama geçinemeyince tenezzül etmek yerine onuruyla mücadele eden dünya kadar hâkim var, savcı var.
Bugün hayat şartlarında bir yanda 190 yıl boyunca alacağı maaşla edinilmiş mal varlıkları olduğu iddia edilen yapılar var.
“ID numaralarının gerçek olmadığını söyleyen yok”
Hatırlayalım: burada 8, burada 8, burada 16 tane… Her birinin ID numarası sizlerle paylaşıldı. Geçen hafta Ankara’dakilerin ID’lerini vermedik, “atlayanlar oldu” denildi. Demek ki Ankara’dakiler yokmuş, yalanmış.
Hepsinin ID numaraları burada. Ve buradan açık bir hatırlatma yapıyorum: Bu ID numaralarının yalan olduğunu, gerçek olmadığını söyleyen yok. Hatta bir gazeteci arayıp sorduğunda “ID’lere bir şey demiyorum” deniyor.
Bu ID numaralarının her biri, kendisine ait olduğu iddia edilen taşınmazlarla ilişkilendiriliyor. Bakın bunu yalanlayan yok.
Sadece bir tapu kaydı gösteriliyor. “Dört tane var elimde” deniyor. Biz diyoruz ki bazı filtrelemelerle sayı değişiyor, ama mesele bu değil.
Bu ID numaraları için bir kez daha sesleniyorum: Özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na… Açıklama yaptığımız günden bugüne yalanlamadığınız bu ID numaralarından herhangi bir eksiklik varsa açıklayın.
Bizim itirazımız da bu zaten. Biz diyoruz ki, “ömrü boyunca aldığı maaşla biriktirse bile mümkün değil” düzeyinde bir tablo var.
Şimdi gösterilen tapular içinde olmayan Tema İstanbul’daki ev… Bu kadarını görmüştünüz.
Aynı numarayla, isim, tarih, tüm işlemler, imzalar ve mühürlerle birlikte kayıtlar var. Ama gösterilen tapu kaydında bu yok.
Tema İstanbul’un açıklamasına göre ise, kendisine uygulanan satış fiyatı diğer müşterilere uygulananlardan farklı değildir.
Yani bir yanda resmi açıklama var, diğer yanda tapu kayıtlarında görünmeyen bir işlem tartışması var.
Bir başka örnek gösteriyorum: Senfoni Evleri, 96 milyon lira satış sözleşmesi… İmzalar, mühürler, isimler, tamam burada. Tapu yok çünkü bitince tapu verilecek; ama böyle resmi bir belge var.
Sayın Murat Kurum’a bağlı bakanlığa bağlı çalışan Emlak Konut… Bir haftadır yalanlama yok. Varsa bu öğleden sonra duyalım. Varsa 16 tapunun ID’lerine ilişkin bir itiraz duyalım. Bunlar yok.
“Hodri meydan”
Ne var? “Dava açacağım” demek var. Açılmış bir dava yok. İyi haber şu: Ben de dava açacağım, hazırladım, açıyorum. Birçok dava açıyorum ama özellikle bu konuda bana verilen yanıta istinaden dava açıyorum.
O davada ben mi doğru söylüyorum, o mu doğru söylüyor, nereye gideceğiz biliyor musunuz? Bu millet yargı önünde kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor görecek. Hodri meydan.
Şimdi Tema 2 projesi ortada, Senfoni projesi ortada. Gizlenmeyen Mahal projeleri var: Ankara’da bir tane, İzmir’de iki tane Mahal var.
Bu mahal projelerini yapan firma Türkerler İnşaat. Yıllar önce başka bir inşaat firmasıyla ihtilaf yaşamış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmış, 2021’de dosya takipsizliğe uğramış. Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olunca birden dosya yeniden açılmış ve Türkerler İnşaat lehine karar verilmiş.
Şimdi Mahal projelerinde bu tapular alınıyor ya, verilen paraların hesap hareketlerini görelim. Hani maaş yatıyor ya bir banka hesabına; ben şu anda 27’şer milyon lira olan bu evlerin parasını “aha da şu havale ile ödedim” diye göstereceksin.
“Milletin karşısına çıkalım, hesabımızı açalım”
Ben hayatım boyunca aldığım bütün gelirleri—eczane varsa SGK’dan yatan, milletvekili maaşı varsa Halkbank şubesine yatan—ne ödendiyse oradan ödedim.
Şimdi bu milletin karşısına çıkalım, hesabımızı açalım. Bu toplam maaşın iki katı kadar olan para nereden gelmiş, gösterelim. Haydi bakalım.
“Turbun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan'dır”
Kayyım kalksın diyorlar. Defalardır söylüyorsunuz. Kayyımın davasını yapan da, kayyımları atayan da, hatta geçmişte Sırrı Süreyya'ya haksızca ceza veren de, Demirtaş'ı içeride tutan da bu Akın Gürlek.
Bir iddianame varsa, o iddianameden inandırıcı olan Ekrem İmamoğlu'nun suç örgütü değil, Akın Gürlek suç örgütüdür. Turbun büyüğü Recep Tayyip Erdoğan'dır.




