Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congresium'da 2. İletişim Şurası'na katıldı. Burada gündemi değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haluk Levent’in tutuklandığı Ahbap Derneği soruşturmasına değindi.

Erdoğan, “Son haftalarda ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 53.000'den fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşandığını, hangi oyunların çevrildiğini, devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini, deprem bölgesine ayak basmamış terbiye yoksunu tiplerin nasıl hariçten gazel okuduklarını hepimize çok net biçimde gösteriyor. Kimlerin kimlerle, hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor” dedi.

“Uydu ve haberleşme teknolojilerinde her gün yeni bir ilerleme kaydediliyor”

Erdoğan'ın konuşması şöyle:

Değerli arkadaşlar, öncelikle bir hususun altını çizmek isterim. İletişim birimlerinde sıkça atıf yapılan şu sözü herhâlde en iyi sizler biliyorsunuz: "Araç, mesajın kendisidir."

Bakarız, bugün bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar hızlandığı, kolaylaştığı, yaygınlaştığı dinamik bir dönemin içindeyiz. Uydu ve haberleşme teknolojilerinde neredeyse her gün yeni bir gelişme, yeni bir ilerleme kaydediliyor.

Dünyanın bir ucunda meydana gelen herhangi bir hadise, dakikalar hatta saniyeler içerisinde milyarlarca insana ulaşıyor. Yeni medya araçları ve dijital platformlar, bilginin üretim ve ulaşım hızını çok önemli ölçüde artırmış durumda.

Eskiden saatlerimizi, günlerimizi, haftalarımızı alan işler artık yalnızca dakikalar içerisinde, tek bir tuş veya komutla halledilebiliyor. Özellikle yapay zekâ modellerinin devreye girmesiyle eğitimden medyaya, ulaşımdan ticarete, sağlıktan tarıma her alanda bu teknolojilerin sağladığı avantajlardan azami surette istifade ediyoruz.

Fakat az önce ifade ettiğim araç ve mesaj bahsi tam da burada giderek büyüyen bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor. Merkezinde bilgi ve enformasyonun yer aldığı bu teknolojiler, aynı zamanda bizim düşünme ve olayları ele alma biçimlerimizi de etkiliyor.

Bilhassa sosyal medya mecraları, hangi konunun üzerinde ne kadar duracağımızı, meseleye nereden ve nasıl yaklaşacağımızı, çoğu zaman hangi tepkilerin verileceğini ciddi oranda belirlemektedir. Hatta bunlar sadece bugünü değil, geçmişi de tahrif etmekte; muhayyel bir tarih, cansız, ruhsuz, derinliksiz bir kimlik inşa etmektedir.

Dolayısıyla bu yeni vasat, bireysel plandan toplumsal ölçeğe psikolojik ve sosyolojik tesirleriyle hem değerlerimizi hem de kültürümüzü tahrip etme riski taşımaktadır.

CHP'nin etkinliğine giden figüran: 'Ücret aldığımız ajans video çekmemizi istedi'
CHP'nin etkinliğine giden figüran: 'Ücret aldığımız ajans video çekmemizi istedi'
İçeriği Görüntüle

Sizlerin de çok iyi bildiği gibi günümüzde olgu ve algı arasındaki makas giderek açılırken kitleler, algoritma faşizmi denilen bir cendereye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte en fazla zarar gören kavram ise hiç şüphesiz hakikat oluyor.

Oysa iletişimin temel amacı, doğru ve güvenilir bilgiyi muhatabına en kısa yoldan ve en kısa sürede ulaştırmaktır.

Dezenformasyon ve manipülasyonun mevzuyu büyük miktarda yer aldığı yeni iletişim ortamı, bilgiyi güç olmaktan çıkarıp ona yeni bir elbise giydirerek güçsüzlüğün kaynağı hâline getiriyor.

“6 Şubat depremlerinde sinsi operasyonlarla karşılaştık”

Şimdi bakınız değerli dostlarım, biz bu acı gerçekle özellikle COVID-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde hem çok yakından yüzleştik. O süreçte hem içeriden hem de dışarıdan çok yoğun iletişim saldırılarına muhatap olduk. Yalan haberlerden provokasyonlara, karalama kampanyalarından beşinci kol faaliyetleri ve algı oyunlarına uzanan geniş bir alanda son derece sinsi operasyonlarla karşılaştık.

Milletimizin iyi niyeti açıkça istismar edildi. Resmî kurumlarımız iftiralarla töhmet altında bırakıldı. Halkımızı paniğe sürüklemeye dönük tezviratlar üretildi. Haftalar boyunca canları pahasına sahada görev yapan personellerimizin emeği, mücadelesi, fedakârlıkları yok sayıldı.

Sırf hükümeti yıpratmak adına, siyasi iradeye zarar vermek adına her türlü ahlaksızlık sergilenerek devlet ile millet karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Yine bu süreçte sosyal medya fenomeni, sanatçısı, oyuncusu, gazetecisi, siyasetçisi ile çok farklı kesimlerin yıpratma savaşına müdahil olduğunu, adeta aynı merkezden düğmeye basılmışçasına topa girdiğini gördük.

Devlet olarak bir taraftan tüm imkânlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken, diğer taraftan da bu çevrelerce köpürtülen dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kaldık.

“Kimlerin kimlerle çarpık ilişkiler içinde olduğu ortaya çıktı”

Son haftalarda ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 53.000'den fazla canımızı toprağa verdiğimiz 6 Şubat depremleri sürecinde neler yaşandığını, hangi oyunların çevrildiğini, devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini, deprem bölgesine ayak basmamış terbiye yoksunu tiplerin nasıl hariçten gazel okuduklarını hepimize çok net biçimde gösteriyor.

Kimlerin kimlerle, hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.

Bir defa şunun bilinmesini isterim: Suçun misali emsal olmaması için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız. Bundan son derece kararlıyız. Ucu nereye varırsa varsın, bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkânları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.

Şurası da çok önemlidir: Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir millî güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Çünkü günümüzde dezenformasyon, yanlış bilgi yaymanın ötesine geçmiş; biz dâhil toplumların birlik ve güven duygusunu zayıflatan, tehdit eden asimetrik bir unsura dönüşmüştür.

Dezenformasyonla mücadelemizi bu anlayışla, meselenin taşıdığı hayati önem doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.

Çok değerli dostlarım, şu gerçeğin inanıyorum ki hepimiz gayet farkındayız: Askerî anlamda ne kadar güçlü, ne kadar caydırıcı olursanız olun; aile ve toplum yapınız ne kadar köklü, kurumlarınız ne kadar sağlam, doğal kaynaklarınız ne kadar zengin olursa olsun; ekonominiz ne denli dirençli, tarım ve sanayiniz ne ölçüde gelişmiş olursa olsun; eğer hakikati tam anlamıyla ve tüm yönleriyle muhafaza edemiyorsanız müreffeh ve huzurlu bir geleceği inşa edemezsiniz.

Kaynak: Haber Merkezi