MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP hakkında verilen mutlak butlan kararının ardından partide yaşanan tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkgün Gazetesi'nden Yıldıray Çiçek'e konuşan Bahçeli, CHP'de yaşanan sürecin yalnızca partiyi değil, devlet ve milleti de ilgilendirdiğini öne sürdü.
Bahçeli, mutlak butlan kararından sonra sağduyu ve itidal çağrısı yaptıklarını ancak yaşanan gelişmelerin parti içindeki ayrışmayı daha da derinleştirdiğini söyledi. CHP'nin Cumhuriyet ile yaşıt bir siyasi kurum olduğunu hatırlatan Bahçeli, partinin tarihsel sorumluluğunu yerine getirmekte zorlandığını belirtti.
Özgür Özel’e eleştiri: CHP’nin tarihsel sorumluluğuna uygun hareket etmiyor
Bahçeli, şunları kaydetti:
"Ne Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ne de Sayın Özgür Özel söylem ve eylemleriyle CHP’nin tarihsel sorumluluğuna uygun bir görüntü ortaya koyamamaktadır. Hatta tavır, tutum ve kullandıkları üslup ile sosyolojilerini kendi içlerinde kutuplaştırmaktadır. Zaman bölünme değil birleşme vakti olsa da sürecin seyri ayrışmanın somut adımlarıyla şekillenmektedir.
Sayın Özel’in Yargıtay’ın kesin kararını beklemeden CHP’nin içinde bulunduğu krizi sürekli olarak derinleştirmesi hukuki süreci baltaladığı gibi kurucu değerleri de aşındırmaktadır. Her ne kadar Sayın Özel, hukuki bir meseleyi, siyasi bir mesele şeklinde tartışıp yaşanılanları araçsallaştırarak kendi lehine menfaat sağlama amacı gütse de bu yol doğru yol değildir.
Millete ait olan değerleri, ortak aklımızdan süzülerek gelen ve maddi somut varlıklarımız olan hafıza mekânlarını, müşterek kimliğimizi ve kişiliklerimizi amacı için araçsallaştırmak hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi haddi de değildir. Mahkeme kararları elbette ki eleştirilebilir, hukuki yollardan değiştirilmeye de çalışılabilir. Ancak aksi karar çıkıncaya kadar mahkemenin verdiği kararlara her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının uyma zorunluluğu vardır.
“Mahkeme farklı bir karar verinceye kadar genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dur”
Dolayısıyla ilgili mahkemeler yeni veya farklı bir karar verinceye kadar CHP’nin Genel Başkanı’nın Sayın Kılıçdaroğlu olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda sağduyu ile hareket edip ortak bir anlayış ile parti içerisindeki arınma ve durulmanın bir an önce gerçekleştirilmesi gerekirken, görünen o ki kendi içlerindeki hizipleşme günbegün artmaktadır.
Siyasetçi kamunun iyiliğini, devletin istikrarını gözettikçe kıymetlidir. Düşünceler aklın mayasıyla yoğruldukça anlamlıdır. CHP’de filmlerde veya kumar masalarında şahit olunabilecek, “restine rest” replikleri sorun çözme kabiliyetinden uzak, sanal ve gerçeği birbirine karıştıran, kitleleri manipüle etmeye yarayan, mahkemenin verdiği kararları hafife alan algı yönetimi ve propaganda faaliyetinden başka bir şey değildir.
Unutulmamalıdır ki CHP’nin iç sorunu gibi görünen meseleler aynı zamanda devlet ve milletin de sorunudur. Toplumsal huzuru bozan, siyasal istikrarı tehlikeye atan, hukuka güveni sorgulayan bu tavır sürdürülebilir değildir. Bunun için devlet ve milleti ilgilendiren her konu gerçekliğin ve sağduyunun zemininde tartışılmalı, istikrar ön planda tutulmalıdır.
Özel ve Kılıçdaroğlu’na öz eleştiri çağrısı
Siyaset kurumu, toplumsal meselelere çözüm üretme sorumluluğunu göz önünde bulundurmalı, kabiliyetini ve buna sarf etmesi gereken enerjisini boşa harcamamalıdır. Meselenin sebeplerine eğilmeden, olayın seyrini göz önünde bulundurmadan sadece sonuç üzerinden yel değirmenleri ile kavga etmek ancak hakikati örtmenin ve saklamanın bir yöntemi olarak görülebilir.
Ortada duran soruna cevap veremeyen iddialar sadece temelsiz değil, aynı zamanda zihni bir kopuşu da ifade eder. Her iki taraf açısından da hayali kurbanlar belirleyip suçu kurbana yükleyerek ve gerçekliği reddederek varılacak yer yalnızca hüzündür. CHP aktörleri tarafından negatif bir dil üzerinden, asıl olana şiddetli bir hücum ile ayrışmanın meşruiyetine zemin hazırlanmaya çalışılmış, kurumsallık zayıflatılmış, bu da bölünmeyi hızlandırarak, istikrarı imkânsızlaştırmıştır.
Oysa meşru ile gayri meşru, yasal ile yasa dışı olan arasında yapılmayan sağduyulu analiz meselenin bu boyuta ulaşmasının ana nedenidir. Güvensizliği, belirsizliği, emniyetsizliği sürekli ve olağan bir durum haline getirmek, buradan “bir toplumsal muhalefet üreteceğine” inanarak siyaset yapmak ancak olgunlaşmamış bir aklın heyecanıdır.
Hep ifade edilegelmiştir, “Bir oyunun birinci perdesinde duvarda asılı bir tüfek varsa, o tüfek üçüncü perdede mutlaka ateşlenmek zorundadır.” Sürekli olarak bize operasyon yapıldı demek yerine biz birinci perdede ne yaptık sorusu çözüm için daha iyi bir kılavuz olacaktır.
Sayın Özel ve Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen şapkalarını önlerine koyarak samimi bir özeleştiri yapmak ve hakikati perdelemeden soruna çözüm bulmaya çalışmaktır. Lakin şu ana kadar yaşanılanlar göstermektedir ki bir uzlaşı arayışı, bir konsensüs zemini oluşturma çabasından daha ziyade adım adım bölünme gerçekleşmekte, sürekli yeni parti isimleri zikredilmekte ve yeni adresler aranmaktadır."





