Dünya genelinde doğum oranlarındaki düşüş, demografik dönüşümün beklenenden daha hızlı ilerlediğine işaret ediyor.

Pennsylvania Üniversitesi'nden Jesus Fernández-Villaverde ve Northwestern Üniversitesi'nden Patrick Norrick'in 236 ülke ve bölgenin 1950-2023 dönemindeki verilerini incelediği yeni bir çalışma, 219 ülkede doğurganlığın gerilediğini ve düşüşün henüz belirgin biçimde durmadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, dünya genelinde nüfusun kendini yenilemesi için gerekli doğurganlık oranını yaklaşık 2,2 olarak hesaplıyor. Mevcut eğilimin sürmesi halinde küresel doğurganlığın bu seviyenin altına çoktan inmiş olabileceğini belirten ekonomistler, dünya nüfusunun 2056 civarında yaklaşık 9 milyara ulaşarak zirve yapabileceğini öngörüyor.

Uzmanı açıkladı: Dövme yaptırmak cilt kanseri riskini artırır mı?
Uzmanı açıkladı: Dövme yaptırmak cilt kanseri riskini artırır mı?
İçeriği Görüntüle

Bu tahmin, Birleşmiş Milletler'in 2024 yılı projeksiyonundan farklı. BM, dünya nüfusunun 2080'lerin ortalarında yaklaşık 10,3 milyara ulaşmasını ve sonrasında gerilemesini bekliyor.

Uzun süredir doğurganlığın ekonomik kalkınma, kentleşme ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle azalacağı biliniyor. Ancak yeni analiz, düşük doğurganlığın artık yalnızca gelişmiş ülkelerin sorunu olmadığını gösteriyor.

Araştırmacılar, konut maliyetleri, çocuk bakım giderleri, iş güvencesizliği ve eğitim masraflarının bazı ülkelerde doğum oranlarını etkilediğini belirtiyor. Akıllı telefonlar ve dijital teknolojilerin de sosyal ilişkileri ve aile kurma biçimlerini değiştirmiş olabileceği ifade ediliyor.

Nüfusun azalmasının ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği, özellikle çalışma çağındaki nüfusun küçülmesinin emeklilik ve sağlık sistemleri üzerinde baskı oluşturabileceği belirtiliyor. Ancak araştırmacılar, bunun kişi başına düşen refahın mutlaka azalacağı anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.

Japonya örneğinde olduğu gibi, çalışan nüfusun azalmasına rağmen kişi başına ekonomik performansın toplam ekonomik büyümeden daha güçlü seyretmesi mümkün. Daha küçük bir nüfusun konut ve altyapı üzerindeki baskıyı azaltabileceği, çocuk başına daha fazla yatırım yapılmasını sağlayabileceği ve çevresel baskıları hafifletebileceği de ifade ediliyor.

Kaynak: Haber Merkezi