Yaklaşık bir ay aranın ardından yeniden görülmeye başlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını izlemek üzere İstanbul’a gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

T24’ten Şirin Payzın, AP Türkiye Raportörü Amor ile gündemdeki konu başlıklarını konuştu. Payzın’ın Amor’a yönelttiği soru ve yanıtları şöyle:

- Silivri’deki davaları izlemek için bir kez daha buradasınız. Önce duruşmalara ve yeni mahkeme salonuna dair gözlemlerinizi sorarak başlamak istiyorum. Silivri’ye, duruşmalara dair bir ilerleme raporu yazacak olsanız, raporda bugün itibariyle hangi tespitleriniz yer alırdı.

Öncelikle buraya, Silivri’ye Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Belediyesi’nin yöneticileriyle dayanıştığımızı göstermek, destek vermek için geldim. Ve bir kez daha “Bu davanın siyasi bir dava" olduğunun altını çizmek istedim. Yeni mahkeme salonlarına gelirsek; içinde giderek küçülen, daralan adalete rağmen sürekli genişleyen bir bina buldum. Çok geniş bir salon ama daha az hak barındırıyor. Mahkeme salonu son derece kullanışsız. Bir tarafında oturduğunuzda diğer tarafta oturanların yüzlerini göremiyorsunuz. Ama Türkiye’de her şeyin kocamanını, en büyüğünü, en gösterişlisini yapmak ama işlevselliğini düşünmemek gibi bir durum var. Savcının oturduğu yer ve pozisyonu Anayasa’nın savcılar için belirlediği rol ve pozisyonun tamamen dışında. Savcının hâkimlerin oturduğu seviyede oturuyor olması bir sorun ama diğer taraftan savcıların konumuyla ilgili yaratılan karışıklığı, hangi siyasi seviyede olduklarını anlatması açısından da çok iyi olmuş. Savcıyı hâkimlerle aynı seviyeye oturtmak mevcut iktidarın devlet anlayışını çok güzel yansıtıyor. Ama yine söyleyeyim, savcıların Anayasa'da tanımlanmış rolü ile kesinlikle bağdaşmıyor.

Bunları söyledikten sonra bir diğer önemli nokta: İddianame çöküyor! Tanıkların üzerine kurulan baskılara rağmen aradan aylar geçtikten sonra mahkemede tek söyleyebildikleri “bana biri dedi ki”, "görmedim ama öyle denildi.” Bu tip ifadelerinin dışına çıkamadılar. İddianamede yer alan suçlamalarla ilgili deliller yok. Bu nedenle tanıklardan birini, savunmasını yaptıktan sonra hapse atmakla tehdit etmek zorunda kaldılar. Çünkü iddianamenin çöktüğünü biliyorlar ve diğerlerine mesaj vermek istiyorlar. Eğer ilk ifadeniz alındığında söylediklerinizden, anlattıklarınızdan geri adam atarsanız sizi tutuklatırım, mesajı bu. Bu da iddianamenin nasıl geçersiz olduğunun en açık kanıtı. İddianamenin gerçekler ve kanıtlar üzerine kurulmadığının, ifadelerin baskı altında alındığının göstergesi. Bunu Ekrem İmamoğlu’nun babası Sayı Hasan İmamoğlu ve diğer yargılanan isimlerin yaptıkları savunmalarda açıkça gördük.

“AİHM’in sert kararı, ‘yargı bağımsızlığı’ konusunda verilen en net cevap”

- Bugün aynı zamanda Osman Kavala ile ilgili karar açıkladı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi..

Oraya geleceğim. Biliyorsunuz bir süre önce Sayın Akın Gürlek ile Türkiye’deki yargı bağımsızlığı konusunda bir tartışma yaşamıştım. Bugün Türkiye’deki yargı bağımsızlığı konusunda kendisine en net cevap Kavala davasında ikinci kararını açıklayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden geldi. Benim bu zamana kadar gördüğüm, Strazburg’dan gelen en sert kararlardan biri. Karar Türkiye’deki yargının yapısal sorunlarından, Türkiye’de ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin gözetilmemesinden bahsediyor. Kararın bütünü, ilk cümleden son cümleye kadar Sayın Akın Gürlek’in Türkiye’de yargı bağımsızlı vardır, iddiasını reddediyor. Bunun doğru olmadığını, özellikle siyasi davalarda yargı bağımsızlığından bahsedilemeyeceğini söylüyor. Dün Aziz İhsan Aktaş duruşmasında gördüğümüz gibi, ortada mühendislik var. Aktaş’ı mahkûm etmeyip siyasetçileri mahkûm etmek! Eğer kamu görevlileri ile ilgili yolsuzluk iddiası varsa -öyle mi bilmiyorum örnek veriyorum- o zaman ortada rüşvet veren de olmalı. Ama Aktaş davasının sonucu yolsuzluk yapan serbest ve yolsuzlukla ilgili kanıt olmamasına rağmen kamu görevlileri hapishanede. Bu kabul edilemez. Aktaş davası da bu nedenle siyasidir. Siyasileri cezalandırıyor. Yolsuzluk yapanları koruyor. Bu Türkiye’deki yargının durumu. Pazartesi günü Aktaş davasının sonucu, salı günü Kavala kararı; bunlar Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmalarına verilmiş en açık cevaplar , yargının durumunu anlatan kanıtlar oldu.

- Biraz önce bahsettiniz Adalet Bakanı Akın Gürlek devam eden yargılamalarla ilgili açıklama yapmanıza sert tepki verdi, "Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz" dedi. En fazla tepki duyulan da sanırım Gürlek’in kara liste olarak da adlandırılan Avrupa Parlamentosu’nun ‘yaptırım listesi’ne eklenmesinin talep edilmesi.

Doğrusu Akın Gürlek’in yaptığı açıklamaları hayretle karşıladım, çünkü kendisinin Avrupa’da kara listeye alınması gerektiğini düşünmemiz yeni değil. Adalet Bakanı olmadan önce İstanbul Başsavcısı iken de adı listeye alınmıştı. Bu yıl aslında Türkiye ile yapılan görüşmelerde onun ismini gündeme de getirmedik. Ama tabii onunla ilgili neden böyle düşündüğümüz ortada, nedenleri de ortada. Biz sadece bu yıl geçen yıl çıkmış metni aldık. Bakın ben Silivri’de yargı bağımsızlığı konusunda açıklama yaptığım zaman, bu Sanchez Amor ile Akın Gürlek arasındaki bir mesele değil. Bu bütün dünyaya “Türkiye’de düzgün bir yargı bağımsızlığı" yok demek içindi. Adalet Bakanı olarak o da durumu savunmak istedi ve “Kimse buraya gelip bize bunu söyleyemez, yargı bağımsızlığı yok diyemez” gibi açıklamalar yaptı. Ben de sadece şunu söyledim: Size bu konuda Sayın Trump en iyi cevabı verdi. Türkiye Cumhurbaşkanı ve üst düzey yetkililerle yaptığı telefon görüşmelerinden 24 saat sonra Amerikalı Rahip (Branson) serbest bırakıldı. Bakın bu durum yargının bağımsızlığının ne durumda olduğunun gerçek kanıtıdır. Ama bu sadece benim şahsi görüşüm değil. Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ya da dünyadaki pek çok insan hakları örgütü de böyle düşünüyor. Ama buna rağmen diğer tarafta hâkimler saraya aykırı ya da istenmeyen kararlar verirlerse davadan alınıyorlar ya da sürülüyorlar. (AB ile) Müzakerelerin “hukuk reformu” başlığı altında bulunan maddelerin içinde en önemlisidir. Yargıçları süremezsiniz. Yer değiştirtemezsiniz. Yapamazsınız bunu. Çünkü bu yargı bağımsızlığının temelidir, esasıdır. Yargıç bir hüküm verdiği zaman görevden alınacağı korkusu yaşıyorsa, uzak bir ilçeye sürülürüm diye korkuyorsa, mesleğimden olurum diye düşünüyorsa orada bağımsız yargı yoktur.

“Avrupa’da bütün gözler İBB duruşmalarına odaklanmış durumda”

- Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını yapması konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşandı biliyorsunuz ve tartışmalar da sürüyor... Duruşmalara verilen yaklaşık bir aylık aranın ardından tansiyon düşer mi diye beklendi ama durumda değişiklik şimdilik yok. Savunma hakkı konusunda daha önce de açıklama yaptınız, Silivri’deki duruşmalara da katılıyorsunuz. Özellikle savunma hakkı konusunda iyileşme görüyor musunuz?

Evet, olaylar yaşandığı zaman oradaydım. İmamoğlu sadece zaman istedi. Kendisine yapılan suçlamalara karşı, işlediği iddia edilen suçlara karşı savunmasını yapabilmek için zaman talep etti. Kısıtlama olmadan zamana ihtiyacı var. Bu hak tanınmayınca da itiraz hakkını kullandı. Ama şimdi galiba mahkeme heyeti, İmamoğlu’nun avukatları “müvekkilimiz savunma hakkından vazgeçmedi, sadece daha fazla süre istiyor” deyince galiba durumu yeniden değerlendiriyor. “Tutuksuz yargılananların ifadeleri tamamlanınca durumu gözden geçireceğiz” dediler. Yani sürenin açık bırakılması konusunda bir yumuşama var sanki.

Diğer gözlemim de şu; iddianamede yer alan tanıklar yavaş yavaş 'hayır' demeye başladılar. Biraz önce de söyledim. Burası çok önemli. “Ben görmedim, öyle söylediler, biri bana dedi ki” gibi savunmalar, başkalarından duyduklarını anlatmaları, “para verdim, para aldım” denilip kanıtlarının olmaması teoride yaratılan suçluların soruşturulmasına dönüşmüş durumda. Şunu söyleyebilirim; Avrupa’da bütün gözler bu duruşmalara odaklanmış durumda. Eğer normal bir yargılama olduğunu iddia ediyorsanız garip ve olmadık şeyler yapmaya kalkmayın. Milyonlarca nüfusu olan İstanbul’un Belediye Başkanı‘nı yargılayacaksınız ve kendisine gerektiği gibi savunma hakkı tanımayacaksınız. Avrupa’da, Avrupa Konseyi’nde, Avrupa’nın insan hakları konusunda çalışan bütün birimlerinde gözler son derece sert bir şekilde size dikilmiş durumda. 55 üyeli Avrupa Konseyi’nin en eleştirilen yargı sistemisiniz. Hâlâ Strazburg’a gidip siyasi denemeler yapıyorsunuz. Herkes bunun farkında.

- Ne demek “siyasi denemeler”, neyi kast ediyorsunuz?

Bahsettiğim çok önemli ve riskli siyasi davalar. Bu davaların içeriğinden daha çok bu davaların konusu olan isimlerle ilgileniyorlar.

“Siz otoriter bir ülkesiniz, demokratmışsınız gibi davranmayın, bizimle oyun oynamayın”

- Türkiye’de iktidarın denetiminde olmakla eleştirilen yargı AİHM kararlarını uygulamıyor. Kavala, Demirtaş, Can Atalay... Yaklaşımları daha çok “uygulamıyorum kararları ve günün sonunda bir şey de yapamıyorlar bize” yönünde. Türkiye’ye bu konuda baskı kurulamadığını görmenin rahatlığı diyelim. AB’nin bu konuların üzerine gitmemesi sizce bir sorun değil mi?

Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'dan DEM Parti'ye 'süreç' tepkisi!
Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'dan DEM Parti'ye 'süreç' tepkisi!
İçeriği Görüntüle

Sorun nedir biliyor musunuz? Sorun bir taraftan “dünyanın ne dediği umurumda değil” deyip, bir taraftan da “biz demokrasiyiz” denilmesi. Hayır değilsiniz. Siz otoriter bir ülkesiniz!

Avrupa’nın devlete dair ortaya koyduğu değerleri yok sayabilirsiniz ama o zaman demokratmışsınız gibi davranmayın. Demokrat değilsiniz, çünkü yargınızın kararlarını tanımıyorsunuz. Sizin yargınız derken kararlarına uymak zorunda olduğunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni ve kendi Anayasa Mahkemenizi kastediyorum. O zaman bizimle oyun oynamayın. Otoritersiniz. Hem kararlara saygım yok hem de benim yargım bağımsız diyemezsiniz.

Kaynak: Haber Merkezi