İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü doktorlarından Prof. Dr. Adil Başkıran, Dünya Organ Bağışı Günü dolayısıyla, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Akciğer, karaciğer, böbrek, ince bağırsak, kalp ve pankreas gibi organların yanı sıra kornea, kalp kapakçığı ve deri gibi dokuların naklinin de gerçekleştirilebildiğini ifade eden Başkıran, organ nakillerinin, canlı vericili ve organ bağışıyla gerçekleştirilen kadaverik organ nakli olarak iki tür yapıldığını belirtti.
Organ bağışının önemine dikkati çeken Başkıran, "Organ bağışı, herhangi bir kronik hastalık veya ampütasyon nedeniyle organını kaybeden, hayatla ölüm arasında kalan hastaların yeniden hayata dönme ihtimallerini artırması nedeniyle çok önemli bir yere sahiptir” diye konuştu.
Dünyadaki organ bağışı oranlarının milyon nüfus başına hesaplandığını söyleyen Başkıran, organ bağışında İspanya’nın ilk sırada yer aldığını bildirdi. Prof. Dr. Başkıran, şöyle devam etti:
"İspanya’da bu oran, milyonda 50’dir. Bu, milyon kişi başına 50 kişinin organının bağışlandığı ve bu organların kullanılabilir durumda olduğu anlamına gelir. Amerika, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri maalesef Türkiye’nin önündedir. Türkiye’de bu oran milyonda 3-4 seviyesindedir. Dolayısıyla Türkiye’de organ bağışı oranı maalesef düşüktür. Geçen yıllara baktığımızda, Türkiye’de beyin ölümü gerçekleşen 1.496 hastadan yalnızca 266’sının organları kullanılabilmiştir. Bu da yaklaşık olarak milyonda 3,2’ye denk gelmektedir ve düşük bir orandır.
Karaciğer ve böbrek nakillerine baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bir yıllık ortalamadan söz ediyorum, yaklaşık 3 bin 700 böbrek naklinin yalnızca 266’sı kadavradan gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık bin 700 karaciğer naklinin ise yalnızca 166’sı kadavra bağışıyla yapılmıştır. Maalesef dünyada organ bağışı bakımından çok düşük bir seviyedeyiz.”
Malatya’nın, organ nakli alanında, özellikle bazı yeni yöntemler bakımından önemli bir konumda bulunduğunu belirten Başkıran, "Malatya, çapraz karaciğer nakli sistemiyle ulusal ve uluslararası alanda bütün dünyaya bir yol haritası çiziyor. Ancak Malatya’daki organ bağışı oranlarımız da Türkiye genelinde olduğu gibi maalesef çok düşük seviyededir” dedi.
Organ nakli alanında 3D baskılı organlar, kök hücre tedavileri ve ksenotransplantasyon çalışmalarının öne çıktığını anlatan Başkıran, şöyle konuştu:
“Biliyorsunuz, 2022 yılında Amerika’da ilk kez hayvandan insana kalp nakli gerçekleştirildi. Yine Amerika’da 2024 yılında ilk böbrek nakli, 2025 yılında ise ikinci bir böbrek nakli gerçekleştirildi. Bizim de ilgi alanımız olan karaciğer nakli konusunda ise 2025 yılında Çin’de hayvandan insana karaciğer nakli yapıldı. Bu çalışmalarda genellikle domuz karaciğerleri ve domuz böbrekleri kullanıldı. Çin’de nakledilen karaciğer safra üretti ve bazı fonksiyonlarını yerine getirdi. Ancak bunlar şu anda yalnızca deneme aşamasındadır. Henüz bir organın bütün fonksiyonlarını yerine getirebilecek düzeyde değildir. Günümüzde en iyi yöntem hala canlı vericilerden veya kadavradan bağışlanan organlarla gerçekleştirilen transplantasyonlardır."
Dünyadaki ilk organ naklinin 1954 yılında gerçekleştirilen böbrek nakliyle başladığını belirten Başkıran, kalp ve karaciğer nakillerinin tarihsel sürecine ilişkin şunları kaydetti:
"Daha sonra 1963 yılında Christian Barnard tarafından kalp nakli yapıldı. Yine 1963 yılında Thomas Starzl tarafından ilk karaciğer nakli gerçekleştirildi. İlk başarılı karaciğer nakli ise 1967 yılında yapıldı. Peki, bu süreç Türkiye’de nasıl gelişti? Türkiye’de ilk başarılı böbrek nakli 1975 yılında, ilk başarılı karaciğer nakli ise 1988 yılında gerçekleştirildi. Biz burada, Malatya’da, 2002 yılında karaciğer nakline başladık. Aynı zamanda böbrek nakli de yapıyoruz.”
Prof. Dr. Başkıran, İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü’nde alternatif organ üretimi ve nakli yöntemlerine ilişkin çalışmalar yürütüldüğünü dile getirerek, şunları söyledi:
“Karaciğer nakli konusunda gerçekten dünyanın takip ettiği ve izlediği yolu biz çiziyoruz. Ksenotransplantasyonla hayvandan insana karaciğer nakli, 3D baskı teknolojisiyle organ üretimi veya kök hücrelerden organ geliştirilmesi için yürütülen çalışmalarda elbette bizler de varız. Biz de bu konularda yoğun biçimde çalışıyoruz. Gelecekteki en büyük hedeflerimizden biri, başarılı bir ksenotransplantasyon gerçekleştirilecekse bunu burada yaparak dünyaya göstermektir.
Biz, insandan insana karaciğer nakli işlemini benimsemiyoruz. Keşke başka yöntemler olsa. Bu nedenle alternatif yöntemler için bir altyapı oluşturuyoruz. Bir şeyi oluşturmak ve başarı elde etmek kolay değildir. Şu anda Malatya’da, İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü’nde Sayın Rektörümüz, Prof. Dr. Sezai Yılmaz ve akademik çalışma yürüten bütün arkadaşlarımızla birlikte bir zemin, bir tarla oluşturduk. O tarlaya ekimimizi yaptık. Bundan sonraki süreçte ksenotransplantasyon, kök hücre veya 3D baskılı biyolojik ürünler alanındaki üretimin burada yapılacağına inanıyorum. Malatya’nın yalnızca karaciğerde değil; böbrek, kalp ve akciğer nakillerinde de dünyanın transplantasyon başkenti olacağına inanıyorum.”
Organ bağışının dini, ahlaki ve toplumsal önemine de değinen Başkıran, şöyle devam etti:
“Biliyorsunuz, biz Müslüman bir ülke ve Müslüman bir toplumuz. Dini değerlerimize ve yargılarımıza çok kıymet veriyoruz. Dinimiz, 'Kendin için istediğini kardeşin, komşun ve arkadaşın için de istemedikçe iman etmiş sayılmazsın' diyor. Aslında dinimiz, böylesine ince çizgilerle bize bunları gösteriyor. Maide Suresi’nin 32’nci ayetinde de özellikle, 'Bir canı kurtaran, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur' deniliyor. Dolayısıyla bütün topluma şunu söyleyebilirim: Evet, zamanı gelecek ve hastalarımız yine olacak. Belki 3D baskı teknolojisiyle, kök hücrelerle veya ksenotransplantasyon yöntemiyle birçok organ üreteceğiz. Hatta zamanla bu organların nakledileceği hasta bile bulamayacağız. Ancak şu an için en iyi tedavi yöntemi hala bağışlanan organlarla gerçekleştirilen nakillerdir. Hastanede yatanlar bugün bize uzak veya tanımadığımız kişiler olabilir. Ancak yarın bizim çocuklarımız da hastalanabilir ve hastanede yatabilir. Kendimiz de aynı şekilde bir organa ihtiyaç duyabiliriz. Dolayısıyla organ bağışı, etik, ahlaki, dini ve toplumsal bütünleşmenin çok önemli bir göstergesidir. Bütün vatandaşlarımızı organ bağışında bulunmaya davet ediyorum."





