Kurum: İklim kriziyle mücadele ve uyum politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz Kurum: İklim kriziyle mücadele ve uyum politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz

Birleşik Arap Emirlikleri‘nin Dubai kentinde gerçekleştirilen 28. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi (COP28) tamamlandı. Yaklaşık iki hafta süren zirveden 10 ayrı deklarasyon çıktı. İklim krizi bağlamında gıda, tarım, sağlık ve enerji sektörlerinin dönüşümlerine odaklanılan deklarasyonlardan yalnızca üçünde Türkiye’nin imzası var.

Küresel Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Taahhüdü

COP28’de Dr. Sultan Al Jaber tarafından açıklanan Küresel Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Taahhüdü ile 1,5°C'yi ulaşılabilir kılmak için 2030 yılına kadar küresel kurulu yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin üç katına, enerji verimliliği hızının iki katına çıkarılması hedeflendi. 2 Aralık itibarıyla 118 ülke, farklı başlangıç noktaları ve ulusal koşulları dikkate alarak, 2030 yılına kadar dünyanın mevcut yenilenebilir enerji üretim kapasitesini en az 11.000 GW'a çıkarmak için birlikte çalışma taahhüdünde bulundu. Ayrıca, 2030 yılına kadar her yıl, enerji verimliliğindeki küresel ortalama yıllık artış oranını iki katına çıkarmayı taahhüt etti.

Türkiye neden katılmadı?

ABD, Avustralya, Brezilya, Polonya ve Meksika gibi fosil yakıta dayalı bir enerji sistemi olan ülkeler bildirgeye imza atarken Çin, Hindistan ve Türkiye’nin yokluğu dikkat çekti. Türkiye'nin katılmamasının arkasında ‘mevcut politikasından kaynaklı gerekçeler olabileceği’ belirtiliyor. İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği üyesi Nuray Çaltı, Türkiye'nin zirvedeki tutumuna dair Elips Haber’e açıklamalarda bulundu.

“Türkiye daha fazla deklarasyona imzacı olabilirdi”

“Türkiye Paris Anlaşmasını imzalamış ve onaylamış ülkeler arasında yer alsa da küresel ısınma ve iklim değişikliği sürecinde tarihsel sorumluluğu en az olan ülkeler arasında olduğuna dair genel bir görüş mevcut” diyen Çaltı, “Bu nedenle özellikle Amerika, Çin, Hindistan gibi küresel sera gazı salımları bakımından önde gelen ülkelerin azaltım ortaklıklarında yer alması gerektiğini ve kendisinin bu anlamda zaten gerekli çalışmaları yaptığına dair bir inanç söz konusu. Önemli çalışmalar yapılıyor ama daha fazlası yapılabilir. Bence Türkiye bu zirvede çok daha fazla sayıda deklarasyonun imzacısı olabilirdi ve taahhütlerde bulunabilirdi” dedi.

“Çok ciddi bir finansman ihtiyacını doğuracaktır”

Fakat Türkiye’nin uygulamayacağı bir taahhütte taraf olmasının bir anlamının olmadığına da dikkat çeken Çaltı sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kendimce taraf olması gerektiğini düşündüğüm bildirilerden bazıları şunlardır; ‘Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Adil Geçişler Bildirisi, İklim, Doğa ve İnsanlara İlişkin Ortak Bildiri, Hidrojen Üzerine COP28 BAE Bildirisi, Kömür Sonrası Temiz Enerji İttifakı’ Bunlar evet çoğunlukla fosil yakıtlardan çıkışla alakalı. İklim ve çevre üzerine çalışmalar yapan Sivil Toplum Kuruluşları veyahut üniversitelerde bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar ve raporlar gösteriyor ki Türkiye mevcut yenilenebilir enerji potansiyeliyle uygun ve gerekli yatırımlar yapıldığı takdirde fosil yakıtları ardında bırakabilir, arz ve talep ilişkisini dengeleyebilir. Ama bu aynı zamanda çok da ciddi bir finansman ihtiyacını doğuracaktır”

“Neredeyse 2030’a kadar Türkiye’de fosil yakıtlardan çıkış öngörülmüyor”

Türkiye’nin mevcut durumda pek çok fondan yararlanamadığını ve kaynakları ülkeye çekmek için önemli bir stratejinin ortaya konulması gerektiğini kaydeden Çaltı, “Türkiye’nin özellikle kömürden uzaklaşma/kömürden çıkış/fosil yakıtları aşamalı terk etme gibi süreçlere imzacı olmak yerine uzak kalmasının en büyük nedeninin “ülkenin hali hazırda yakın vadede fosil yakıtları terk etme ya da kömürden çıkış gibi bir hedefinin olmaması” olduğunu düşünüyorum. Hatta gelecek 5 yılımızı belirleyen mevcut planlarda yerli kömür yatırımlarının desteklenmesi ve mevcut kömürlü termik santrallerin rehabilite edilerek devamlılığının sağlanmasına odaklanan bir yaklaşım söz konusu.  Yani neredeyse 2030’a kadar Türkiye’de fosil yakıtlardan çıkış öngörülmüyor. Türkiye fosil yakıt zengini bir ülke değil ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında başlatılan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması dikkate alındığında fosil yakıtları halen yakan bir Türkiye olmak özellikle çok ciddi ekonomik kayıplara yol açacak. Bu uygulama 1 Ekim 2023'te başladı ve 31 Aralık 2025'e kadar bir geçiş dönemi uygulanacak. Sonrasında daha kapsamlı bir uygulama başlatılacak. Salınan her bir karbon artık daha çarpıcı olarak geri dönecek” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye’nin kayıp ve zarar fonundan faydalanması mümkün görünmüyor”

Çaltı, küresel karbon döngüsünün yıllık bilimsel değerlendirmesi olan 2023 karbon bütçesi raporuna göre, Türkiye’nin 2022 yılında küresel olarak en çok emisyona sebep olan ülkeler sıralamasında 15. sırada yer aldığını söyledi. Yine rapora göre emisyonların yüksek olmasındaki en büyük kaynağın kömür yakımı olarak belirtildiğini dikkat çeken Çaltı sözlerini şöyle sürdürdü;

“Bundan hareketle, Hidrojen üzerine COP28 bildirisi de yine “kömür veya gazdan üretilen fosil bazlı H2'nin mevcut kullanımının yerini alması için yenilenebilir hidrojene öncelik verilmesi taahhüdü” verildiği için imzalanmamış olabilir. Türkiye bu zirvede özellikle kayıp ve zarar fonundan yararlanmayı istedi. Ancak mevcut düzende kayıp ve zarar fonunun çok daha kırılgan ülkelerin, örneğin ada ülkelerin iklim değişikliğinden kaynaklı sorunlarının çözümü için kullanılması düşünülüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin faydalanmasının çok mümkün olduğunu düşünmüyorum”

“COP ilk kez bir fosil yakıt ülkesinde düzenlenmiyor”

COP28 iklim değişikliği zirvesinin en büyük fosil yakıt üreticilerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenmesinin eleştirilmesinin oldukça beklenen bir durum olduğunu dile getiren Çaltı, “Çünkü BAE dünyanın en büyük 10 petrol üreticisi ülkesinden biri ve COP28 başkanı Sultan al-Jaber devlete ait petrol şirketinin genel müdürü ve Abu Dabi'de bir yenilenebilir enerji firmasının da kurucu CEO'su. Ancak COP ilk kez bir fosil yakıt ülkesinde düzenlenmiyor. Doğal gaz zengini Katar 2012 yılında COP18'e ev sahipliği yaptı ya da COP 3 kez kömür yakmaktan vazgeçemeyen Polonya’da gerçekleşti” dedi.

“Manşetlerde görmek istemeyeceğimiz nitelikte bir ifade”

“COP bölgeler arasında dönüşümlü olarak gerçekleşir ve her bir bölgeden ülkeler toplantıya ev sahipliği yapmak için kimin teklifte bulunacağını seçer” ifadelerini kullanan Çaltı sözlerini şöyle tamamladı;

“Bu planın BM iklim sekretaryasının ev sahipliğinde bölgesel temsilcilerden oluşan küresel bir komite tarafından onaylanması gerekiyor. İlgili bölgede hiçbir ülke konferansa ev sahipliği yapmayı teklif etmezse, konferans genellikle sekretaryanın merkezi olan Almanya'nın Bonn kentinde düzenlenir. COP28 bir petrol ülkesinde düzenlenmiş olsa bile dünyanın geleceğine yön veren çok daha iddialı taahhütlere engel değildi, çok sayıda hükümetin temsilcisinin yer aldığı bu kadar geniş katılımlı bir toplantıda çok ama çok ciddi kararlar alınabilirdi. Ancak bu zirvede eleştirilere neden olan bir başka konu daha vardı. Zirvede, COP28 Başkanı Sultan al-Jaber, fosil yakıtların kullanımdan kaldırılmasına yönelik çağrıların arkasında "bilim olmadığı" iddia ettiği bir konuşma da yaptı. Fosil yakıtların yakımının iklim değişikliğinin en büyük nedeni olduğu bilimsel olarak kabul edilen bir gerçektir. 2023 yılı biterken, özellikle biyolojik çeşitlilik kaybını ve klimatik kökenli afetleri bu kadar şiddetli yaşamaya başlamışken manşetlerde görmek istemeyeceğimiz nitelikte bir ifade oldu”

Kaynak: Sümeyye Aksu