3 Mayıs, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1993 yılında aldığı bir karar ile tüm dünyada Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. RSF örgütünün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı. Buna göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 158'inci sırada yer bulabildi. Geçen yıl 165'ıncı sırada olan Türkiye’nin yedi sıralık ilerleyişi, medya özgürlüğü açısından bir iyiye gidiş olarak yorumlanmadı, medya özgürlüğü durumu itibarıyla Türkiye “çok vahim” kategorisinde kaldı. Endekse göre, Norveç ilk sıradaki konumunu korurken son sırada Eritre yer aldı.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günün kutlanmasındaki amaç demokrasiyi korumaktaki rolünü vurgulamak, etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının sansür edildiği ülkelere mesaj göndermek. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şube Başkanı Demet Aran, Türkiye'deki basının ve gazetecilerin durumuyla ilgili Elips Haber’e açıklamalarda bulundu.

“Basının özgür olması çok önemlidir”  

Basın özgürlüğünün halkı doğru bilgilendirebilmesi, halkın da haber alma hakkı açısından çok önemli olduğunu söyleyen TGS Başkanı Durmuş, “Bir ülkede basın özgürlüğü yoksa, gazeteciler haberlerini özgürce veremiyorsa toplum bilgilen uzak, kamuya yönelik yaptırım gücünü kullanmaktan uzak kalır.  Bu yüzden basının özgür olması çok önemlidir” dedi.

“Çeşitli cezaevlerine 16 gazeteci tutuklu bulunuyor”

Türkiye’de basın özgürlüğünün olmadığına dikkat çeken Durmuş, “Daha bir hafta önce gazetecilik faaliyetlerinden dolayı üç meslektaşımız daha tutuklandı. Şuanda Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde 16 gazeteci tutuklu bulunuyor. Basın özgürlüğünün bir ülkede olup olmaması sadece tutuklu gazeteciler ile kıyaslanamaz. Haberlerinden dolayı yargılanan gazeteciler, gözaltına alınanlar, sansür, otosansür, iş güvencesi, adil bir ücret ve kamunun basına yönelik müdahaleleri ile birlikte düşünmek gerekiyor. Maalesef Türkiye'deki gazetecilerin neredeyse yukarıda sıraladığımız başlıklardan birçoğuna maruz kalıyorlar. Dolayısıyla bütün bu sorunların içerisinde çalışılan bir ülkede basın özgürlüğü var diyemeyiz” diye konuştu.

“Habere düşman bir iktidar var”

AK Parti iktidarının, Türkiye’de özellikle iktidarı zora sokacak yanlış politikaların ve icraatların haber yapılmasıyla ilgili bir sorun olduğunu belirten Durmuş, “Habere düşman bir iktidar var maalesef ülkemizde. Dolayısıyla içinde haber olmayan konulara ses çıkartmıyorlar, ancak haber varsa o iktidar için kimin yaptığından bağımsız olarak bir tehlike. Son bir yıl içerisinde bir ülkede 4148 habere erişim engeli geliyorsa, 264 gazeteci yargılanıyorsa,  40 milyon lira para cezası kesiliyorsa, yerli ve milli olsun arayışı olduğunu söyleyemeyiz.  Türkiye'de basın özgürlüğü sorununu çözebilmek için hem gazetecilerin örgütlü olması hem de toplumun haber alma hakkına sahip çıkması gerekiyor. Eğer bu ikili denklem kurulursa, iktidarların politikaları her seferinden boşa düşecektir” ifadelerini kullandı.

“Dürüst ve tarafsız haberlerin paylaşılması çok zor olur”

“Basın özgürlüğünün sürdürülmesi, toplumların özgürlüklerinin korunması ve insanların hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması için çok önemlidir” diyen DİSK Basın-İş Genel Başkanı Dedeoğlu, “Basın özgürlüğünün olmaması, toplumların özgürlüklerinin korunması ve insanların hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması yerine, yalnızca bir tek kişinin ya da otoritenin görüşlerinin kamuoyuyla paylaşılmasının sağlanması anlamına gelir. Böyle bir durumda, kamuoyu bilgilendirilmez ve kamu yönetiminde meydana gelen sorunların çözümleri hakkında dürüst ve tarafsız haberlerin paylaşılması çok zor olur” dedi.

“Basın özgürlüğü, demokrasinin önemli bir bileşenidir”

Basın özgürlüğünün olmaması, toplumun sosyal adalet, güvenlik ve özgürlüklerinin korunmasının önüne geçtiğine dikkat çeken Dedeoğlu, “Bu nedenle, basın özgürlüğünün sürdürülmesi ve korunması çok önemlidir. Basın özgürlüğü, demokrasinin önemli bir bileşenidir. İnsanların kendilerini ifade etme ve bilgiye özgürce ulaşma haklarını güvence altına alan etik bir ilkedir. Bu nedenle, herhangi bir ülke için değerli bir varlıktır. Basın özgürlüğü düşünceyi açıklama özgürlüğünden ayrı bir özgürlük kategorisi oluşturur. Devlet yaşamında insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri sayesinde gerçeklerin ortaya çıkabileceği, bu yolla yanlışlıkların, yolsuzlukların, hukuk dışılıkların, çelişkilerin su yüzüne çıkacağı ve bunda kamu yararı bulunması gerçeği demokratik hukuk devletlerinde bu özgürlüğün kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur” diye konuştu.

“Türkiye en çok gazeteci hapseden ülkelerden biri”

Devlet baskısı ve korkusu ile yaşayan bir basının kamunun avukatlığı görevini yerine getiremeyeceğini ve toplumsal yararları savunamaz hale geleceğine dikkat çeken Dedeoğlu sözlerini şöyle sürdürdü;

“Bu nedenle basın özgürlüğü, basına tanınmış bir ayrıcalık değil, kişilik hakları gibi korunan bir hak olarak değerlendirilir. Türkiye’de geçtiğimiz yıl 320 kişi veya medya kuruluşunun dahil olduğu 236 basın ve medya özgürlüğü ihlali vakası tespit edilmiştir. Türkiye hükümeti ve yetkilileri, gazetecileri baskı altına almak ve eleştirel haberciliği engellemek için ev baskınları, keyfi gözaltı ve tutuklamalar, suç isnatları ve mahkûmiyet kararları uygulamaya devam ediyor. Gazeteciler terörizm, kamu görevlilerine hakaret, cumhurbaşkanına hakaret, kamuoyunu yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve nefrete azmettirme gibi suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Dünya çapında en çok gazeteci hapseden ülkelerden biri Türkiye”

“Siyasetçiler gazetecileri defalarca itibarsızlaştırıyor ve sindiriyor”

Depremlerin ardından afet bölgelerinde haber yapan gazeteciler gözaltına alınıyor ve bazıları hükümetin müdahalesini eleştirdikleri için dezenformasyon yasası kapsamında tutuklanıyorlar” şeklinde konuşan Dedeoğlu, “Siyasetçiler ve hükümet yanlısı medya, bağımsız yayın organlarını ve gazetecileri defalarca itibarsızlaştırıyor ve sindiriyor. Türkiye’de 2023 yılında Dezenformasyon Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle, 6 Şubat depremleri sonrasında gazetecilere, medya çalışanlarına ve medya kuruluşlarına yönelik düşmanca tutum ve hedef gösterme sonucu gerçekleşen saldırılar, seçim sürecinde yaşanan kısıtlamalar zaten zorlu olan koşulları daha da kötü bir hale getirdi” ifadelerini kullandı.

“Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine zarar veriyor”

Gazeteciler üzerinde artan baskı ve soruşturmaların, medyanın bağımsızlığını tehdit eden ciddi bir sorun olduğunu kaydeden Dedeoğlu sözlerine şu şekilde devam etti;

“Gazetecilik mesleğinin bu şekilde zorluklarla karşılaşması, toplumun haber alma özgürlüğüne de zarar veriyor. Gazetecilerin soruşturma altına alınması veya cezaevine gönderilmesi, bazı durumlarda ifade özgürlüğünü kısıtlamak ve medyayı sindirmek amacı taşıyor. Bu tür uygulamalar, demokratik toplum düzeninin temel taşlarından olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine zarar veriyor. İster istemez aklımıza şu soru geliyor: Ülkemizde 'Yerli ve Milli' addedilen, eleştiri gücünden yoksun bir gazetecilik alanı mı inşa edilmeye çalışıyor? Yirmi yılı aşan bir iktidar döneminde yapılan tam olarak bu. Ancak unutmamak gerekir ki, "yerli ve milli" olarak tanımlanan bir medya yapısı eleştiri yapma kapasitesinin azaltılmasını, toplumda çeşitli seslerin duyulmasını ve farklı bakış açılarının sunulmasını engelleyebilir”

“Yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır”

“Gazeteciliğin temel görevlerinden biri, hükümetlerin ve diğer güç odaklarının hesap verebilirliğini sağlamaktır” ifadelerini kullanan Dedeoğlu sözlerini şöyle tamamladı;

AK Partili eski vekilin şirketine soruşturma! AK Partili eski vekilin şirketine soruşturma!

“Eleştirel düşünce ve serbest tartışma ortamının kısıtlanması, bu hesap verebilirliği zayıflatır ve demokratik işleyişi olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla, eleştiriden yoksun bir medya yapısının inşa edilmesi, toplumsal anlamda uzun vadede zararlı sonuçlar doğurabilir. Bu temelde, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla tekrar hatırlatmakta yarar var. Haber alma hakkı, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünün önündeki engeller derhal kaldırılmalı ve yurttaşların temel hak ve hürriyetleri temelinde yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır”

“Demokrasiyi koruma ve güçlendirmek gazeteciler için güçleşmiştir”

Gazeteciler bir yandan iktidarın baskısı altında halkın haber alma hakkı için çabalarken öte yandan çalıştıkları kurumlarda bin bir zorlukla mücadele etmektedir” ifadelerini kullanan Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şube Başkanı Aran, “Türkiye’de gazete bürolarının küçülmesiyle iş bulmakta zorlanan gazeteciler, iş bulduklarında da emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve mobbinge karşısında gazetecileri baskılardan koruyacak yollar azalmıştır, sendikalaşmaşmak isteyen gazetecilerin önüne taş döşenmektedir. Genç gazeteciler meslekten uzaklaşırken, deneyimli gazeteciler de yıllarca gördükleri baskılar sonucunda meslekten elini eteğini çekmiş, meslekte deneyim aktarımı azalmıştır. Durum böyleyken, demokrasiyi koruma ve güçlendirmek gazeteciler için güçleşmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

“Baskı, sansür girişimlerine karşı meslektaşlarımızın yanındayız”

Gazetecilik mesleğinin geleceği tüm toplum için önemli olduğunu kaydeden Aran, sözlerini şöyle tamamladı;

“Demokratik toplumda kamusal yarar gazeteciler eliyle haberle üretilir. Bu nedenle mesleğimizi geleceğe taşımak zorundayız. Mesleğimizin toplumsal sorumluluğunu korumak, genç gazeteci adaylarına taşımak zorundayız. Bu nedenle 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü’nün anlamı bugün bizler için daha önemlidir.  ÇGD olarak, Türkiye’de medya bağımsızlığına yönelik saldırıları, baskı, sansür girişimlerine karşı meslektaşlarımızın yanındayız”

Muhabir: Sümeyye Aksu