DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Nefes'ten Memduh Bayraktaroğlu'na çözüm sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Salı günü TBMM’de partisinin gurup toplantısını “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” sözleri ile tamamlamıştı. Sayın Bahçeli’nin bu çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekim 2024’ten beri MHP’nin çıkışları oldukça cesur. Yedi kilitli kafesin içinde hapsolmuş hukuka, özgürlük ve demokrasiye hasret bu toplumun her bir ferdi artık huzura kavuşmak istiyor. Anadolu ve Mezopotamya huzura kavuşmak istiyor. Devlet bey haklı; biz onları anlamakta bazen zorluk çekebiliriz. Onlar da bizi anlamakta zorluk çekiyor. Birbirimizi anlayarak inşallah bu işi çözeceğiz. Elbette düşüp kalkacağız, elbette bazı yol kazaları yaşanabilir. Sonuçta yüz yıllık virajları keskin olan bir yolculuktan bahsediyoruz. İçinde inkar ve şiddetin olduğu bir asırdan bahsediyoruz. Son yıllarda giderek artan bir ayrışma ve çatışma halinden söz ediyoruz. Türk milliyetçiliğinin kurucu partisinin lideri ilk defa ezber bozan bir yaklaşımla bakıyor. Bunun kıymeti ve önemi kelimelerle tarif edilemez. Öcalan’ın 40 yıldır arayıp bulamadığı bir muhatap var karşısında. Bu muhataplık Sayın Erdoğan’ın iradesi ve Sayın Bahçeli’nin ezber bozan yaklaşımlarıyla kuruluyor. Sayın Bahçeli buzları, duvarları kırdı. O badireli yolun önünü açtı. Şimdi bu yolu tüm Türkiye için gerekli olan hukuk, adalet ve demokrasiyle döşeme zamanı. Biz de diyoruz ki ‘coğrafyamız barışa, hukuk rayına, sandık iradesine, siyasi tutuklular özgürlüğe ve bu halk hak ettiği bahara kavuşuncaya kadar bizim de sözümüz nettir ve arkasındayız.’ Sayın Bahçeli’nin ‘dediğimizin arkasındayız’ cümlesini önemsiyoruz. Bu perspektifi artık hayata geçirmek iktidarın sorumluluğundadır.

-Öcalan’ın görüşmeler ilk başladığında kendisiyle ilgili tahliye, af gibi konuları hiç düşünmediğini açıklamasından sonra partinizin Öcalan o talepte bulunmamış gibi sürekli kendisiyle ilgili af istemeniz gerçekçi miydi? Yoksa yanlış mı anlaşıldı?

Bizim dediğimiz şuydu: Sayın Öcalan bu süreci yürütecek en yetkili kişidir ama orada tutulduğu sürece bu müzakereleri sağlıklı yürütebilmesi mümkün değildir o nedenle kendisine müzakereleri bizzat yönetebileceği özgür yaşam ve özgür çalışma koşulları/imkanları verilmelidir.

Türkiye bizim ülkemiz onu kimseye vermeyiz

-Türkiye içinde özerk bir Kürt bölgesi kurma hayaliyle yaşadığınız iddiası için ne diyeceksiniz?

21. Yüzyıldaki küresel ve ulusal düzenin aksine dünyada ve Türkiye’de yeni bir merkez-yerel ilişkisine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç sadece Kürtlerin yaşadığı kentler için değil tüm Türkiye için ve belki de en çok İstanbul gibi metropoller için gereklidir. Merkez ile yerel arasında yeni bir formülasyon hem merkezin yıpranmışlığına çözüm bulur hem de yerelin nefes almasını sağlar. Türkiye’yi bölmek değil demokrasiyi büyütmek istiyoruz. “Özerk bölge” tartışması da yok. Talebimiz güçlü yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve ortak vatan içinde hukukun güvencesiyle birlikte yaşamdır.

Cumhuriyet’in 102. yılını geride bırakırken, kendimize şunu sormalıyız: “Bu cumhuriyet gerçekten hepimizin cumhuriyetine nasıl dönüştürebiliriz?” İşte bugün tam da bunu yapma fırsatımız var. Cumhuriyeti tekrar kurmak zorunda değiliz ama onu demokratikleştirmek, herkesi kucaklayan bir yaşam biçimine dönüştürmek zorundayız.

-İlginç... Türkçülük ve üniter yapı konusuna hassasiyeti olan çevreler bu konuda sizin bu söylediklerinizle örtüşmüyor... Onlar partinizin de örgütün de Türkiye’yi bölmeyi hedeflediğini, yeni bir devlet kurmak istediğinizi iddia ediyor.

Belki biz de yeteri kadar kendimizi anlatamadık. Bir de yıllarca bize dair yanlış algılar oluşturuldu. Bahsettiğiniz çevrelerin öyle düşünüyor olmaları bizim asıl hedefimizin az önce söylediklerim gibi olduğu gerçeğini değiştirmez. Biz bu toprakların evladıyız, misafiri değil. Kürtler binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, burada doğuyor, burada ölüyor. Bizim Türkiye’yi bölme gibi bir hedefimiz yok. Bu ülkede onurlu, eşit ve özgür yaşamak istiyoruz. Türkiye bizim de ülkemiz, bunu kimse bizden alamaz, biz de kimseye vermeyiz. Hukuk dışına itilen Kürtlerin hakkının ve hukukunun korunması gerektiğine inanıyoruz. Sadece Kürtlere de değil hepimiz hukuk ve demokrasi lazım.

Anayasada etnik kimlik olmasın

-Peki ya vatandaşlık? O konuda anayasada değişiklik talep ettiğinize ilişkin haberlerin kaynağı nedir?

Yüz yıl önce ulus-devlet inşa edilirken, imparatorluk bakiyesinden devlet hakim bir ulus inşası gerçekleştirmek istedi. O günden bu yana Türkiye’de Türklük, bir kesim dışında hep etnik bir kavram olarak kabul edildi. Bugün de böyle. Türklük kavramının etnik değil, Kürtleri ve diğer halkları kapsayan kültürel-tarihsel bir içerikte olduğu iddiası sosyo-psikolojiye ve bilimsel ölçütlere aykırıdır. Bu konuda yanlış anlaşılıyoruz. Biz vatandaşlık tanımında ‘Türk’ün yanına Kürt’ü koyalım ve devam edelim’ demiyoruz. Bakın Memduh Bey, TBMM Komisyon Raporumuzda da bu konu var. Oradaki önerimiz de “Anayasal vatandaşlık tanımının etnik vurguya girmeden kapsayıcı bir şekilde gözden geçirilmesi ve barış odaklı düzenlemelerin yapılabileceği” üzerinedir. Biz ‘herhangi bir etnik kimlik vurgusu olmasın, herkesi kapsayan Türkiye yurttaşlığı vurgusu olsun’ diyoruz. Etnik anlamda nötr bir vatandaşlık tanımıyla herkes kendisini bu ülkenin anayasasına, birlikte yaşamına, ortak değerlerine daha fazla ait hisseder.

Türkçe kendi dilimiz!

-Son günlerdeki açıklamalarınızda Türkiye’deki Kürtlerde bir duygusal kırılmanın ve ırkçılığın giderek arttığını söylüyorsunuz. Bunu izah eder misiniz?

Türkiye’de son dönemde hem siyasi hem iktisadi nedenlerle ciddi bir ırkçılığın geliştiğine ve Kürtlerin bundan çok rahatsız olduklarına dikkatinizi çekmek isterim. Bu ırkçılığın Türkiye toplumunun tümünde olmadığının farkındayız ama biliyorsunuz, ırkçı söylem kışkırtıcıdır. Aslında ırkçılığı büyüten şey, ırkçı söyleme karşı iktidar başta olmak üzere siyaset kurumunun yeterli tepkiyi göstermemesi ve çoğunluk nüfusun sessiz kalmasıdır. Bu sebeple, ırkçılığa karşı duralım.

-Sizin partinizin ve örgütün de bu konuya sadece Kürtlerin hakları penceresinden bakması da bir tür Kürt ırkçılığı değil mi?.. Mesela Kürtçenin de bir anadil olarak resmi dil kabul edilmesi konusundaki ısrarınız bir tür Kürt ırkçılığı değil mi?..”

Kürt halkının haklarını savunmak ‘ırkçılık’ değil eşit yurttaşlık mücadelesidir. Irkçılık, hakları gasp edip kimliği inkâr etmektir. Kürtçe anadil eğitim hakkı kimseye üstünlük değil ayrımcılığın bitmesi, devletin tüm dillerine eşit mesafede durmasıdır. Öncelikle aracılığınızla bir şeyi net ifade edeyim. Türkçe resmi dildir, Türkçeyi kendi dilimiz olarak görüyoruz, bu asla bir tartışma konusu değil. Türkiye’nin resmi ve ortak dilinin Türkçe olmasıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Elbette iletişimi standardize ederken ortak bir dil gerekiyor. Bu da Türkiye için Türkçedir. Ama bu ülkenin vatandaşı olan Kürtlerin de ana dilinde eğitim hakkı analarının ak sütü gibi helaldir. Biz buna saygı duyarak herkesin kendi anadilini öğrenmesinin sağlanması ve desteklenmesini öneriyoruz. Kürtçe, Lazca, Çerkesce ve diğer dillerin öğrenilmesi kimse için tehdit değildir ve ana dilde eğitim istemek de ırkçılık değildir.

Suriye’deki istikrar Türkiye’yi güçlendirir

-Gündemin en önemli maddesi Suriye’de SDG ile merkezi yönetim arasına yapılan anlaşma ve atılan imzalar olduğuna yani, çok klasik ifadeyle “üniter Suriye” hedeflendiğine göre ben bu konuyu sormak istiyorum… Bugünkü Sırbistan, Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ ve Makedonya’nın olduğu topraklarda eski Yugoslavya’yı yeniden kurmak mümkün mü? Bunu açar mısınız?

Suriye’de Kürtler ‘çözümü Şam’da görüyoruz’ diyorlar. Üniter yapıdan yanalar. Suriye’nin birliğinin demokratik olmasını arzuluyorlar. Suriye meselesi Türkiye’yi sadece güvenlik açısından değil, kendi iç barışı, demokratik tutumu ve bölge dinamikleri açısından da ilgilendiriyor. Suriye’nin demokratik karaktere ve istikrara kavuşması Türkiye’yi siyasi olduğu kadar coğrafi ve iktisadi olarak da güçlendirir. Bu sebeple Türkiye, Suriye iç barışına yatırım yapmalı halkların haklarının yanında yer almalıdır. Bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt’ün, Çerkez’in, Türkmen’in, Alevi’nin kardeşi Suriye’de. Onların da hakkı korunsun.

-Yeni bir Orta Doğu mu kuruluyor? Ve kuruluyorsa nasıl bir Orta Doğu?

Orta Doğu’daki gelişmeler çoğunlukla devletlerin pozisyonları ve etnik kimlikler üzerinden konuşuluyor ama önemli bir eksen de yaşam biçimleriyle ilgilidir. Yeni Orta Doğu’ya dair temel kaygılardan biri seküler yaşamın korunması ve yaşam biçimlerine müdahale edilmemesi üzerinden kurulmalı diye düşünüyoruz.

-İsrail ile ilişkileriniz nasıl?

Feti Yıldız: Öcalan’a ‘umut hakkı’ konusunda uzlaştık
Feti Yıldız: Öcalan’a ‘umut hakkı’ konusunda uzlaştık
İçeriği Görüntüle

Bizim DEM Parti olarak İsrail ile herhangi bir ilişkimiz yok.

-Tuncer Bey, temsili bir silah yakım eyleminden sonra aslında örgütün tam olarak silahsızlanmadığı iddiaları için ne diyeceksiniz?

Örgüt mayıs ayında sembolik olarak silahlarını yaktı. Bu konuda yasal bir düzenlemenin olması durumunda Türkiye’ye siyasi ve toplumsal yaşama dahil olmak istediklerini, silah bırakma kararını taktik değil stratejik olduğunu defalarca açıkladılar. Maalesef yasal düzenlemeler konusunda iktidar gecikti. En kısa sürede PKK ve sonuçlarına ilişkin bir yasa çıkarılmalı. Türkiye’nin gündeminde artık şiddet ve silah değil demokrasi, hukuk ve adalet olmalı.

-Ya, alınan kararlara sadakat gösterilmezse?

Türkiye’nin barışı ve huzuru için alınan karara kim riayet etmezse 86 milyon affetmez, tarih affetmez.

Süreci başarıya ulaştırmalıyız

-Son gelişmelerden ve karşılıklı açıklamalardan sonra süreçle ilgili öngörünüz değişti mi?

Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Bu süreci başarıya ulaştırmalıyız. Süreçlerde bazen iniş ve çıkışlar olabilir. Ayrılıkları değil müştereklerimizi çoğaltmalıyız. İktidar sözcülerinin ve yöneticilerinin zaman zaman sürece zarar veren açıklamaları oluyor. Bütün partiler siyasi istikballerinden önce halkın istikbalini düşünmeli.

-Bu tarz eleştiriler tavrınızı olumsuz etkilemiyor mu yani?

Bizim barışa olan inancımızı etkilemez. Ama partimizde ve tabanımızda rahatsızlık yaratıyor. Ülkenin ve halkın da en temel ihtiyacı bu sürecin mutlaka başarıyla sonuçlanmasıdır.

Kaynak: Nefes Gazetesi