Altı yıl önce, İsveç'in Göteborg kentinde, belgesel yapımcısı Orlando von Einsiedel'in yanına bir Nobel Ödülü etkinliğinde yaptığı konuşmanın hemen ardından iki genç geldi ve kendisine bir kitap uzattı. Karl ve Emilie von Schedvin kardeşler, kitabı takdim ederken "Çalışmalarınızı çok seviyoruz ve bu bizim anne babamızın hikayesi. Acaba bunu bir film için değerlendirmek ilginizi çeker mi diye merak ettik." dediler.
Einsiedel, kardeşlere çok nazik davrandığını ancak genellikle "insanların durup dururken harika bir film olacak hikâyeleri olduğunu söyleyerek size yaklaştıklarında, bunun genellikle dünyanın en iyi hikayesi olmadığını" söyledi. Ancak Beyaz Baretliler isimli belgeseliyle Oscar kazanmış olan Einsiedel, tatile çıkarken tesadüfen bu kitabı yanına aldı ve kitabı ilk anda bir kenara koyup ilgilenmediği için çok pişman oldu. Çünkü o zamana kadar İsveçli yazar Per J Andersson'un kaleme aldığı kitap ABD'de yayımlanmış ve kardeşler, anne babalarının hikâyesinin Hollywood versiyonunu çekmek isteyen insanların akınına uğramıştı.
Ardından Einsiedel'in irtibata geçmesiyle kardeşler, onu anne ve babalarıyla tanışmaya davet etti. Einsiedel, "Onlara kelimenin tam anlamıyla hayran kaldım, sohbetimizi sürdürdük ve sonunda hep birlikte çalışmaya karar verdik. Karl ve Emilie filmin yapımcıları oldular." dedi.
Hindistan kastının en altından bir erkek
Hikâyeye göre 1975'in sonlarında, PK olarak bilinen Pradyumna Kumar Mahanandia, Delhi'de yaşayan 26 yaşında bir sanat öğrencisiydi. Büyükbabası bir kabile reisiydi ve kendisi Odisha'daki Kandhapada köyünde büyümüştü. Sevgi dolu bir ailesi vardı ancak Hindistan'ın karmaşık kast sisteminin en alt tabakası olan bir Dalit'ti ve çocukken travmatik bir ayrımcılığa maruz kalmıştı. Ancak Delhi'de güzel sanatlar alanında yüksek lisans yapmak için burs kazanmıştı ve şehir merkezindeki fıskiyenin yanında insanların portrelerini çizerek geçimini sağlıyordu. Hatta yerel bir gazetede onun hakkında bir makale bile çıkmıştı.
Kaderin her şey olduğu PK'ye ailesi tarafından aşılanmıştı: bir astrolog babasına, PK'nin müstakbel eşinin uzak bir diyardan geleceğini, müzikle ilgileneceğini, Boğa burcunda doğacağını ve "bir ormanı olacağını" söylemişti.
Resmini çizdiği İsveçli genç kadına aşık oldu
PK her gün birkaç kişinin resmini ya da taslağını çiziyordu ama İsveçli bir öğrenciyle karşılaştı ve hemen ona ilgi duydu. Adı Lotta'ydı, 20 yaşındaydı ve üç arkadaşıyla birlikte bir VW minibüsle Hindistan'a kadar arabayla gelmişti. İkinci kez geldiğinde, PK ona doğum gününün ne zaman olduğunu sordu; mayıs ayında doğmuş bir Boğa burcuydu. Müzikle ilgilenip ilgilenmediğini sordu; şarkı söylüyor ve piyano çalıyordu. Bir ormanı olup olmadığını sordu; Lotta buna biraz şaşırsa da ona İsveçli bir asilzade olan büyükbabasının Göteborg yakınlarında toprakları ve bir ormanı olduğunu söyledi.
PK'nin kafasında karar verilmişti: Ona, eşi olacağını söyledi.
Lotta, PK ile vakit geçirdikten sonra "hayat arkadaşıyla tanıştığını söylemek için" ailesine mektup yazdı ve PK ile birlikte onun doğduğu köye gittiler; burada ailesi tarafından karşılandı ve babası bir evlilik töreni gerçekleştirdi. Ancak Lotta'nın okumak için İsveç'e dönmesi gerekiyordu.
Çift birbirlerine mektuplar yazdı. PK sanat okulundan mezun oldu ama Lotta'yı özlüyordu. Bir uçuş için fiyat sordu ve bunun 40.000 rupiye (o dönemde Hindistan'daki ortalama yıllık gelirin yaklaşık 18 katı) mâl olacağı söylendi. Bunun yerine, ocak 1977'de 60 rupiye ikinci el bir kadın Raleigh bisikleti aldı; bir uyku tulumu, basit bir çadır ve sanat malzemelerini toplayıp İsveç'e doğru yola çıktı. Yanında bir haritası bile yoktu.
Onun bu olağanüstü yolculuğu, von Einsiedel'in The Cycle of Love (Aşkın Döngüsü) isimli belgeselinin konusunu oluşturdu.
"Gücüm coğrafya bilgimin olmamasıydı"
PK, Lotta'ya bisikletle yanına gideceğini söylediğinde, Lotta ona yalnız gitmemesi için ısrar etti. Ama o yalnız gitti ve böylece yolculuk başladı. Belgeselde PK, "Gücüm coğrafya bilgimin olmamasıydı," dedi. Yolculuğun neredeyse 6 bin mil olduğunu bilen PK, başlangıçta İsviçre'ye gittiğini sanıyordu. İsveç ve İsviçre'yi karıştırmıştı.
PK, "Belçikalı bir hippinin elinde Avrupa haritası vardı ve ona Boras'a gideceğimi söyledim, o da bana Boras'ın aslında İsviçre'de değil, İsveç'te olduğunu gösterdi. Düşündüğümden daha da uzağa gitmem gerektiğini fark etmek biraz hayal kırıklığı oldu." diye konuştu.
Uçağa binmek zorunda kaldı, bisikleti minibüsle Kabil'e götürüldü
Yolculuğunun devamında bir vize sorunu yaşayan PK, o zamanlar Hintlilerin Pakistan üzerinden seyahat etmek için vize alamadığını bilmiyordu ve geri çevrildi. Sınıra yakın Amritsar'da Delhi'den bir tanıdığıyla karşılaştı. Hikâyesinden etkilenen adam, Pakistan'a geçmeden gideceği yere ulaşabilmesi için ona Afganistan'ın Kabil şehrine bir uçak bileti aldı. PK daha önce hiç uçmamıştı. Bisikleti, tanıştığı Alman bir çift tarafından bir minibüsle Kabil'e götürüldü.
Leanne isimli Avusturyalı yaralı bir kadına yardım ederken yolculukta haftalar geçiren PK, kadınla iyi bir arkadaşlık kurdu ve yola tekrar koyulduktan günler sonra İstanbul'a ulaştı ve Lotta'dan bir mektup olup olmadığını görmek için postaneye gitti. Lotta'nın mektubuyla beraber onu bekleyen başka bir zarf daha vardı: Leanne, onun için Viyana'ya bir tren bileti göndermişti.
Yola çıktıktan 133 gün sonra sevgilisine kavuştu
PK'nin İstanbul'a ulaşması uzun zaman almıştı, bu yüzden Viyana'ya vardığında Leanna, Hindistan'a gitmişti, ancak kız kardeşi onu Leanna'nın çalıştığı galeriye götürdü.
Ancak PK, "sahibi ve karısı tablolarımdan bazılarını satın aldılar ve bana Viyana'dan Göteborg'a tren bileti verdiler" diye anlattığı yolculuğunun son aşamasında daha fazla sorunla karşılaştı.
Alman sınırında, Lotta'dan aldığı mektupları ve evli olduklarını belirten bir Hint dergisindeki makaleyi gösterene kadar muhafızlar onu tutuklamakla tehdit ettiler ancak daha sonra yoluna devam etmesine izin verdiler.
Yola çıkışından 133 gün sonra, 23 Mayıs'ta Göteborg'a vardı ve Lotta'yı aradı. Lotta, o anı "Onu almaya arabayla gittim. Uzun süre neredeyse hiç konuşmadı - sadece bana sarılıp ağladı." diye anlattı.
Aynı yılın ilerleyen aylarında resmi bir İsveç düğün töreni yaptılar. PK İsveççe öğrendi ve kısa süre sonra resim öğretmenliği işine girdi; Lotta ise müzik öğretmenliği yapıyordu. İkisi de yıllar boyunca yoga eğitmenliği yaptı.




