Dilek İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu'nun 'İmamoğlu siyasi tutuklu değil' sözlerine tepki!
Dilek İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu'nun 'İmamoğlu siyasi tutuklu değil' sözlerine tepki!
İçeriği Görüntüle

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, tahliye edildi. Mızraklı’yı eşi Zeynep Mızraklı ile DEM Partili isimler, Edirne Cezaevi önünde karşıladı.

Karşılama heyetinde DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan ve Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar yer aldı.

İstanbul ve Diyarbakır'a gidecek

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan Mızraklı’nın tahliyesinin ardından İstanbul’a gitmesi bekleniyor. Mızraklı’nın burada yazar İsmail Beşikçi’yi ve Sırrı Süreyya Önder’in mezarını ziyaret edeceği belirtildi.

Mızraklı daha sonra Diyarbakır’a geçecek. Kentte ilk olarak annesi ve babasının mezarlarını ziyaret edeceği kaydedildi. Ardından Mehdi Zana, Tahir Demirtaş, Tahir Elçi, Mehmed Uzun ve İlhan Diken’in mezarlarına gitmesi bekleniyor.

"Önümüzü görebilmemiz için süreç şeffaflaşmalı"

Selçuk Mızraklı, Edirne Cezaevi'nin önünde ilk açıklamasını yaptı:

"Hep tek yürek olmuş kocaman bir kitle görüyorum burada. Birbirimizden ayrı simalarımız olabilir ama yüreğimizde tek bir duygu var: daha iyi bir gelecek, daha özgür bir yaşam, daha eşit, kardeşçe ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu.

Usuldendir arkadaşlar, ben es geçmeyeceğim. Ben, bizler, şu anda cezaevinde, arkada duran onlarca yoldaşımız; sizlerle beraber yürek bulduk, güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlandıran, misliyle artıran bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak, hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.

Bunu sadece ben değil, benim gibi duran gencecik 17-18 yaşındaki çocuklardan 80 yaşındaki arkadaşlarımıza, dedelerimize kadar, ben bütün arkadaşlarımızda bu iradeyi, bu duruşu gördüm. Kendimden önceki kuşaklardan aldığım terbiye de buydu. Evet, birçok hukuksuzlukla karşılaştık ama bugün Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik.

Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin, özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözeterek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor. Birinci gözlemimi bu şekilde ifade etmiş olayım.

İkincisi; “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde ararsınız” derler. 2015 ve sonrası geçmişin, yüzyılın muhasebesine girmiyorum. 2015’in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılığı, hukukun dışına çıkmaktır. Bunu rahmetli Demirel sanırım 95 veya 96 yılındaydı, yaşı uygun olanlar hatırlarlar. O dönem de hatırlarsınız, faili meçhuller yaşanıyordu. Köy baskınları, sokak ortasında cinayetler, işkencelerde insanların katli söz konusuydu. O vakit Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olarak şunu demişti: “Devlet hukukun dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” demişti. Bunu tarihin belgelerinde, gazete haberlerinde de bulabilirsiniz.

Bu dönem, 2015 ve sonrası, hukuk dışılığın artık zirve yaptığı, şahikasına vardığı bir dönem oldu. Şimdi kaybettiğimiz şey bir: hukuk. İkincisi: demokrasi. Zaten cılız olan demokrasinin bütün değer ve kurumlarını aşındıran bir süreç yaşadık. Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara’ya, merkeze kadar, bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazımızdır.

Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle “Hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz” deme durumu değildir. Hafızası olan, geçmişi olan, telafi edilmesi gereken başlıkları olan bir süreçten bahsediyoruz. Dolayısıyla barışın kalıcı olabilmesi için; yüreklerde, zihinlerde, hafızalarda karşılık bulabilmesi için olması gereken şey, bunu hakikaten samimi hale getirmektir.

Burada da kritik nokta, özellikle başta İmralı’da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış... Arkasından adeta o Demokratik Toplum ve Barış Bildirgesiyle, adeta Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti olan Fatiha’sı okunmuştur. Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür, geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha’dır, yeni bir dönemdir.

Dolayısıyla bunun gereklerini genel olarak toparlamak istiyorum. Bu anlamda hukuka dönüşün, demokratikleşme adımlarının, toplumun o kaygı ve korku koridorlarının giderek telafi edilebileceği; güven katsayısının, destek katsayısının artırılacağı adımlara ihtiyaç var. Bunun da en önemli, en önemli faslı şeffaflaşmadır.

Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor, e ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.

Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformatif çoğaltılması gerekiyor.

"Selahattin Demirtaş’ı almak için buraya gelmek istiyorum"

Tabii arkadaşlar, ben şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim; ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi, sevgili Selahattin Demirtaş’tır.

Ve eğer, ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkanımızı almak için buraya gelmek istiyorum.

Arkadaşlarımız zaten bu siyasi görevi fazlasıyla, yetenekli bir şekilde yerine getiriyorlar. Ama hani içeriden çıkmış birisi olarak, “Dünyayı daha sen berrak görüyordun, orada senin kulağını çok fazla tırmalayan şeyler olmadan yüreğin ne hissediyordu, zihninde neler oluşuyordu?” soruları için de ileride buluşuruz, ileride haberleşiriz, ileride konuşuruz ve uzun uzadıya söyleşiler yaparız.

Birbirimize, birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte, daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.

Demirtaş’ın mesajı şudur: Demirtaş, her zaman verdiği haliyle, ben hani söyleyeyim; ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm. Mesajı her zaman bu oldu. Bunu defalarca yazdı, çizdi.

Ama ben de sizlerden, bütün basın mensuplarından bir ricada bulunuyorum. Artık Türkiye’de, sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı’da Sayın Öcalan başta olmak üzere, hepsiyle dışarıda, özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın o, ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim"

Kaynak: Haber Merkezi