Şebnem Korur Fincancı kimdir? Şebnem Korur Fincancı nereli ve kaç yaşındadır? Sorularının cevabı merak ediliyor. Şebnem Korur Fincancı'nın kim olduğu merak ediliyor. Arama motorlarında Şebnem Korur Fincancı kimdir? Şebnem Korur Fincancı kaç yaşında, nereli, mesleği ne? Sorgulamaları yapılıyor. Şebnem Korur Fincancı'nın biyografisini haberimizde derledik…

Ankara Keçiören'de 3+1 daire mahkemeden satılıktır Ankara Keçiören'de 3+1 daire mahkemeden satılıktır

Şebnem Korur Fincancı kimdir?

Şebnem Korur 1959 yılında, İstanbul ’da, Kartal’da doğar. Aktivist, okumaya meraklı, politika ile ilgili annesinden oldukça etkilenir. Hukuk fakültesi mezunu babasına oldukça düşkündür. Şebnem Korur’un ilk farkındalığı da babasının öyküleri ile olur.

1970-1977 yılları arasında Kadıköy Maarif Koleji’nde okur. Sayılar ve matematik ile arası çok iyi olmasına rağmen öğretmenlerinin yönlendirmesiyle 1977 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girer. Üniversite gençliğinin oldukça hareketli olduğu o yıllarda, otoriteye karşı mücadelesinden taviz vermez; üniversite öğrenci kulüplerinin açılması ve tıp eğitiminin geliştirilmesi çabalarında her zaman ön saflarda yer alır.

1983 yılında mezun olur olmaz meslek örgütüne üye olur. Gaziantep Tabakhane Verem Savaş Dispanseri’nde mesleğe başlar. 1985 yılında Konya’da birinci basamak tanı ve tedavi hekimi olarak zorunlu hizmetini tamamlar. Birçok hekim gibi mecburi hizmet süresince eşinden uzakta yaşamak zorunda kalır. Mecburi hizmet yıllarında kızının bakımı için ailesinden destek alır.

Hekimliğin bir meslek değil, onun çok daha ötesinde bir yaşam biçimi olduğunu savunur. İnsandan yana tutum almayı bu yaşam biçimini seçtiğinde öğrendiğini söyler. Gaziantep’te hekimlik yaptığı yıllarda çok sayıda deneyim ve öykü biriktirdiğini, ancak hekim olarak deva bulamadığı durumlarda hissettiği çaresizliği anlatır. Ömründe yaptığı en iyi şeyleri; kızının annesi olmak ve insan hakları alanında çalışmak olarak tarif eder.

Uzmanlık eğitimini 1985-1987 yılları arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu’nda yapar. Haksızlığa boyun eğmeyen kişiliği nedeniyle asistan hekimliği sürecinde de mobbing ile karşılaşır. 1992 yılına kadar Adli Tıp Kurumu’nda adli tıp uzmanı olarak çalışır. Hakikat ve adaletin iyileştiriciliğine inanır, hekimlerin tanı koyarak hakikati açığa çıkarmada büyük sorumluluk üstlendiğini düşünür ve tüm hekimlik pratiğini bu değerlerle yürütür.

1990 yılında adli tıp doçenti olur. İki yıl sonra İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başlar. Görevi boyunca insan hakları ihlalleri, işkencenin tanılanması, kimyasal silahların neden olduğu sağlık sorunları, açlık grevleri, aile içi/partner cinsel şiddeti, çocuk istismarı, post-mortem interval (ölüm zamanı) başta olmak üzere adli bilimler alanlarında çalışır. Sonraki yıllarda da kurumun birçok kurulunda ek görevler alır.

İçinden çıkılmaz denilen ölüm olaylarında, adli tıbbın rolünü, toplumsal sorumluluğunu, adli tıp uzmanının yükümlülüklerini sorgular, yaranın hakikatini ve hafızasını arar, standart denilen kalıpların bilimsel literatürle çelişkisini bıkmadan usanmadan anlatır.

Hastaları ve öğrencileri çalışma yaşamının en kıymetlileri; kitapları yaşamla bağı; çay ise vazgeçilmezidir. Genç hekimler kendisinde her zaman merak uyandırır. Hekimlikten bahsederken gözlerindeki ışıltıyı görmemek mümkün değildir. Kadına yönelik şiddete tıbbi yaklaşımda önemli çalışmaları olan bir bilim insanıdır.

Arkeoloji sevgisi nedeniyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nde lisans eğitimi alır. İşi nedeniyle, yurtiçinde sayısız şehirde ve sayısız ülkede geçen hayatında hep memleketi İstanbul’a, Kadıköy’e, evine ve kedilerine bir an önce dönmeyi özler.

Kamuoyunda “Barış Bildirisi” olarak bilinen, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı metnin 2.122 imzacısından biridir. Ocak 2019’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan zorunlu olarak emekli olur, çok sevdiği öğrencileri ve asistanlarından ayrılır.

Meslek yaşamı boyunca hem ülkede hem de dünyada sayısız insan hakları ihlalleri, işkence, kötü muamelenin belgelenmesi, toplu mezarların açılması ve kimliklendirme için önemli sorumluluklar almıştır.  Bunlardan birkaçı şöyledir:

  • Birleşmiş Milletler denetiminde PHR (Physician for Human Rights) tarafından Bosna’da yürütülen otopsi ve kimliklendirme çalışmalarında yer alır.
  • IRCT (İşkence Mağdurları için Uluslararası Rehabilitasyon Konseyi) tarafından oluşturulan Uluslararası Adli Uzman Grubu’nun bir üyesi olarak, Filipinler’de hapishanelerde yaşanan işkencelerle ilgili tıbbi değerlendirme görevlerini gerçekleştirir.
  • IRCT (İşkence Mağdurları için Uluslararası Rehabilitasyon Konseyi) adına gittiği Bahreyn’de turist kılığına bürünerek, denizde cesedi bulunan ve polise göre boğularak ölen gencin vücudundan doku örnekleri alır. Örnekleri Türkiye’ye getirir ve yaptığı otopside gencin ailesinin de iddia ettiği gibi gözaltında işkence ile öldürüldüğünü tespit eder.
  • PCATI (İsrail İşkence Karşıtı Komite) ile birlikte İsrail’de işkence sonucu ölümü belgeler.
  • Yeni Zelanda’da geri gönderilmeye çalışan sığınmacıların işkenceye maruz kaldığını belgeler.
  • Irak’ta ABD ordusu tarafından Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki mahpuslara yapılan işkencenin belgelenmesinde görev üstlenir.
  • Mavi Marmara gemisinde şiddet ve ihlallerin belgelendirilmesinde sorumluluk alır.
  • İşkencede öldürülen Baki Erdoğan, Süleyman Yeter ve yaşam hakkı ihlali yaşanan diğer davaların yanı sıra; “Manisalı Gençler” gibi işkence uygulanan sayısız davada hakikatin aydınlatılmasını ve sorumluların yargılanmasını sağlar.
  • Adli Tıp Uzmanları Derneği adına 1999 Marmara Depremi sonrası deprem bölgesinde yaşamını yitirenlerin kimliklendirilmesi ve defin süreçlerinde adli tıp uzmanlarının çalışmalarının koordinasyonunu yürütür.
Kaynak: Haber Merkezi