CHP lideri Özgür Özel, Pendik’te düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik açıklamalarda bulundu.
Özel, Erdoğan’ın kendisine yönelik “Ankara’da siyaset yap, partinde otur, beni elleme” çağrısına tepki göstererek, “Hadi oradan, ne Ankarası, Ankara’da da varız, Ardahan’da da, Iğdır’da da, İstanbul’da 9 ilçede 98. eylemdeyiz. Sen önce insan merkezli siyaset yap, ondan sonra karşımıza çık” ifadelerini kullandı.
CHP lideri ayrıca, Erdoğan’ın emeklilere bayram ikramiyesinin bayramdan önce verileceğini müjde gibi açıklamasına tepki göstererek, “Müjde diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye!” dedi.
Özel, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun “yeni dünya düzeni” girişimlerine karşı çıkılması gerektiğini belirtti. Açıklamasında, bu iki lidere sessiz kalanların milletin desteğini kaybettiğinde meşruiyet arayamayacağını ve kabul edilemeyeceğini vurguladı.
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından düzenlenen mitinglerin İstanbul ayağı Pendik’te gerçekleştirildi. Özel, burada halkı insan merkezli, vicdan ve ahlak odaklı siyaset yapmaya çağırdı.
Özel'in açıklamalarından satır başları şu şekilde:
"Pendik'te 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama Pendik'e küsmedik. Kusuru kendimizde aradık, doğru adayı aradık, eksik yanlarımızı aradık, çabaladık ve bu seçimlerde Pendik'i yine kazanamadık ama çok büyük bir başarı yakaladık. yüzde 43 oy aldık, küçük bir farkla Pendik'i kaybettik. O günkü adayımız bugün Tarık Balyalı bizimle beraber; ona sahip çıkan sizlere ve müthiş bir kampanya yapan Pendik örgütünün tüm neferlerine teşekkür ediyorum.
O Tarık Balyalı bir kitap yazdı, bir kitap. O kitap elimde. Öncelikle şunu söyleyeyim; 19 Mart darbesinden sonra 'Millete Emanet' kitabını (Ekrem Başkanla birlikte birimizin önsözünü, birimizin sonsözünü yazdığı kitabı) size emanet etmiştim. Gelirini sevgili Yavuz Oğhan yazmıştı kitabı, gelirini 'Aile Dayanışma Ağı'na, ayrıca tüm mücadele sürecinde yurdundan olana yurt bulmaya, bursu kesilene burs bulmaya ve maaşları kesilen arkadaşlara sahip çıkmak için fona bu geliri söylemiştik. Sizler kitaba, 'Millete Emanet' kitabına sahip çıktınız. Aldınız, okudunuz, hediye ettiniz, kitabın satılmasını sağladınız. Bugün o kitabın altıncı ayında ilk telif ücretleri geldi, yerlerine ulaşıyor. Kitaba sahip çıkan herkese yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız!
Siz bu ülkenin en büyük, dayanışmayı en iyi bilen, birlikten güç alan, güç veren, yan yana durup tarihin akışını değiştiren milyonlarsınız. İyi ki siz varsınız, iyi ki siz varsınız!
Sonrasında Sayın Balyalı yazdığı kitapların gelirlerini aynı fona söz verdi, önümüzdeki aylarda aktarılacak. Şimdi Pendik'in son adayı Tarık Balyalı bir kitap yazdı, adı 'Hesap'. Bu kitabın da bütün geliri, bütün geliri olduğu gibi 'Aile Dayanışma Ağı'na, adaya ve bu mücadeleden zarar gören herkesin karınca kararınca mağduriyetinin giderilmesine aktarılacak. Tarık Balyalı'nın 'AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları' kitabını, adı 'Hesap' olan kitabı sizlere emanet ediyorum.
Değerli Pendikliler; bozuk düzende sağlam çark olmaz. Adalet olmazsa refah da olmaz. AK Parti’nin kara düzeni ülkeyi fakirleştirmeye devam ediyor. Bugün açlık sınırı 32.000 lira, yoksulluk sınırı 105.000 lira. Asgari ücret 28.000, en düşük emekli maaşı 20.000 lira. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor; bırakın zenginliği, yoksulluktan kurtulamıyor beş emekli. Böyle bir gelir adaletsizliği görülmemiştir.
İşte maaşla kendileri gelmeden önce o çok eleştirdikleri üçlü koalisyon hükümeti, 2002 yılının eylül ayında verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 20.000 lira, bir buçuk çeyrek altın alamıyor. Emekliye geçen 23-24 yılın sonunda yoksulluğu kanıksattılar. Öyle bir noktaya geldi ki emekli şimdi dediğinde 8 çeyrek altın sanki hayalmiş gibi geliyor.
Ya da o dönem en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Biz bugünkü 28.000’lik asgari ücreti katiyen kabul etmiyoruz ama ona bile uygulasan 42.000 lira yapıyor. Yani bugün AK Parti’nin düşük asgari ücreti bile bir buçuk asgari ücret hesabıyla 42.000 lira yapıyor emekliye ama 20.000 lira veriyorlar. Biz 39.000 lira asgari ücret taahhüt etmiştik; bir buçuk emekli maaşı dediğinde otomatikman 60.000 liraya çıkıyor. Nerede 20.000 lira, nerede 42.000 lira? Nerede 20.000 lira, nerede 60.000 lira? Altın hesabına vurursan nerede bir buçuk altın, nerede 8 çeyrek altın?
Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kırmıştır. Herkesin boynunu eğmiş, emeklinin boynunu kırmıştır. AK Parti’nin kara düzeninde en büyük vefasızlık emekliye yapılmıştır.
Emekli dediğin; bu devlet için, bu millet için, çoluğunu çocuğunu büyütmek için avucu nasırlanmış, dirseği çürümüş, gözlük camları büyümüş, çalışmış, namusuyla çalışmış kişidir. Emekliye 20.000 lira vermek ya da memur emeklisini bile asgari ücretin altına düşürmek, her emekliyi fakir yapmak, açlık sınırının altına düşürmek büyük bir insafsızlıktır.
Şimdi bu insafsızlığın, bu haksızlığın mimarı, yoksulluğun Türkiye’deki banisi Recep Tayyip Erdoğan bugün çıkmış diyor ki; 'Emeklilere bir müjdem var, emeklilere bir müjdem var.' Utanmadan, sıkılmadan emekliye müjde diye ne söylüyor biliyor musunuz? Hani 2015’te söz verip de ta 2018’de ancak sözünü tutup verdiği 1.000 lira emekli ikramiyesi var ya... Hani Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 seçiminde 'her emekliye bir maaş ikramiye dini bayramlarda' dediği, bunların 'önce olmaz' deyip 1 Kasım’a giderken 'biz de vereceğiz' dediği, 2018’de 1.000 lira verdikleri emekli ikramiyesi...
O gün 24 kilo dana kuşbaşı alan, bugün 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesi... O gün 1.000 lira, 24 kilo dana kuşbaşı alıyordu; bugün verdikleri 4.000 lira, 4 kilo alıyor. Bu 4.000 lirayı bu sene 5 yapacaklardı güya, 'az' dedik, 'daha yüksek olsun' dedik; 5’i bile vermediler. 4 verdiler ve bugün müjde diye ne söylüyor beyefendi biliyor musunuz? Bu 4.000 lirayı bayramdan önce verecekmiş! Müjde diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye!
24 kilo kuşbaşıyı 4 kiloya düşür, o zaman bir ikramiyeyle, 4.000 lirayla bir kurbanlık koyun alınıyordu, bugün bir but bile alınamıyor. Bir de utanmadan 'bu parayı bayramdan sonraya bırakmıyorum, bayramdan önce veriyorum, emeklime müjdeler olsun' diyor. Olmaz olsun öyle müjde, olmaz olsun öyle ikramiye!
Ey Erdoğan hani diyorsun ya 'Ankara'da siyaset yap, sus, partinde otur, beni elleme' diyorsun ya. Ben de sana 'hadi oradan, ne Ankarası, Ankara'da da varız, Ardahan'da da, Iğdır'da da, İstanbul'da 9 ilçede 98. eylemdeyiz' diyorum. Sen önce insan merkezli siyaset yap, ondan sonra karşımıza çık. Erdoğan istediğini yap, seni götürüyor bu öfke!
Ben 97. kez çarşamba akşamı ya da hafta sonu Anadolu'da, milletin içindeyim. Bugün Pendik'in bağrındayım. Pendiklilerin yüzüne bakarak, gözünün içine bakarak meydanlardayım. Sen neredesin Erdoğan? Sen neredesin?
Hadi kendine güvenen meydana çıkar! Hadi haftaya çarşamba bu meydana gel, bu meydanı doldur, doldur da göreyim bakalım. Hodri meydan! Hodri meydan!
Buradan Erdoğan'a bir kez daha sesleniyorum: Korkaklar başaramaz. Korkmayacaksın! Bu kadar laf ettin, cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın. 25 milyon kişi imza attı, imza attı 25 milyon kişi. Diyorlar ki:
'Ey Erdoğan! Adayımı bırak! Sandığı getir! Adayımı yanımda, meydanlarda görmek istiyorum.
Millet kimi göndereceğine karar vermiştir. Erdoğan iktidarda kaldığı her gün, dünyanın en adaletsiz vergi sistemini uygulamaktadır.
Tayyip Erdoğan iktidarda kaldığı her gün dünyanın en adaletsiz vergi sistemini uygulamaktadır. 100 liralık verginin 65 lirasını dolaylı vergilerden —yani fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi alarak; giyimden, kuşamdan, elektrikten, sudan, telefondan, kırtasiyeden herkesten aynı vergiyi alarak— yüzde 65 vergi toplamaktadır. Çalışanların maaşlarından ya da bankadaki stopajdan alınan gelir vergisi de yüzde 23’tür. Geriye kalan yüzde 11 sadece ve sadece kurumlar vergisinden, yani para kazanan, kâr eden zenginlerden alınmaktadır.
Dolaylı vergi ve gelir vergisi bu meydanın verdiği vergidir, yüzde 89’dur; kurumlar vergisi kazanan zenginin verdiği vergidir, yüzde 11’dir. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu iktidar değişecek; vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacaktır. Biz iktidara gelmeye ve bu adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye talibiz. Tayyip Erdoğan kaldığı her gün AK Partili, MHP’li demeden; DEM’li, İyi Partili, CHP’li ayırmadan herkesten yüzde 89 orta direkten ve fakirlerden vergi toplamaktadır. Bunu altüst etmek sadece iktidar değişikliğiyle mümkündür.
Öğrencilere okulda bir öğün ücretsiz okul yemeğinin verildiği, içilebilir suyun, okul suyu, okul sütü uygulamasına geçeceğiz. 100 bin öğretmeni ilk yıl atayacağız. Kapanmış okul ve hasteneleri tekrar harekete geçireceğiz. Sağlıkta, 'farkını ver ilacını al' dönemini bitireceğiz. Söz veriyoruz herkesin yüzünü güldüreceğiz.
Sanki azıcık verilen sosyal destekler lütufmuş gibi gösterildi. Oysa en görülmeyen emek, evdeki emek. Biz kadının gelecekte emekli olmasının önünü açamıyorsak bu Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet olamaz. İktidarımızda kadın mutlaka işe yeleşecek istemiyorsa, evde emek gösteriyorsa mutlaka emekli olacak. Bunların hiçbirisi ülkenin ekonomisinin kaldıramayacağı yükler değil. Biz vergiyi tabana değil tavana yayacağız. Yeşil dönüşümle, mor dönüşümle nasıl bir kalkınma sağlayacağız bunu tüm Anadolu'ya anlatacağız.
19 Mart darbesinin üzerinden 355 gün geçti. Türkiye'de iç cepheyi zayıflatan da tartışmalarla enerjimizi sömüren de bu iktidardır. Erdoğan bana bir çağrı yapmış, ben de kendisine sesleniyorum: Biz bu ülkenin birliği için, beraberliği için her şeyi yapmaya hazırız, ancak bu kadar haksızlık bu kadar eşitsizlik olmaz. Çiftçisine, işçisine sahip çıkan, öğrencisinin elinden tutan politikaları hep birlikte yapabiliriz. Tutuksuz yargılama tansiyonu düşürür. Bu milletin en çok meşgul edildiği konu arkadaşlarımızın uğradığı iftiralardır. Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz. Kendine güveneni, kanun teklimizi desteklemeye, duruşmaların canlı yayınlanması çağrısında bulunuyoruz.
Şeyi duyduz mu, ben sizin 'diplomasız Erdoğan' sloganınıza eşlik ettim diye soruşturma başlattılar. Benim gencecik 26 yaşındaki avukatım, Erdoğan'ın çirkin avukatlarının karşısına çıktı. Duruşmada da Hulusi Kentmen gibi bir hakim. Bunlar dedi ki şikayetçiyiz, tazminat isteriz. Paraya da doyamıyorlar. Benim avukat dedi ki, 'Diplomanız var mı?' Hulusi Kentmen de dedi ki dosyaya diplomayı sunun. Bunlar dedi ki sunmayacağız, dilekçe sunacağız. Sonra dediler ki 'bu hakim müvekkilimize husumet duymaktadır, başka hakim istiyoruz.' Bu olaydan 1 ay geçti, Erdoğan'a sesleniyorum, diploma varsa diplomayı sun, diploma yoksa sus, olmayan diplomanla olana kumpas kurma!
Amerika ve İsrail yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. İstiyorlar ki, istiyorlar ki istedikleri her ülkeye saldırabilsinler. İstiyorlar ki istedikleri yeri işgal etsinler. İstiyorlar ki kimi istiyorlarsa o ülkenin başına onu getirsinler. Bunun için gecenin bir yarısı devlet başkanlarını yatak odalarından alıp götürüp New York’ta kafesle gezdiriyorlar. Bir başka yere dünyanın füzesiyle saldırıyorlar. Ama İsrail ve Amerika son saldırılarda 160 tane küçücük kız öğrenciyi, masum sivil insanları öldürdü. Buna karşı bu düzenin adı Trump ve Netanyahu’nun yeni dünya düzeni değildir. Düzen böyle bir düzen değildir. Dünya öyle bir dünya değildir.
Bu ikisine sessiz kalan, bundan meşruiyet arayan, milletin desteğini kaybedince desteği Trump’tan arayan bizden değildir, bizim kabul edeceğimiz birisi değildir. Bunun için Oval Ofis merkezli siyaset yapanları Anadolu merkezli, Filistin merkezli, vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum.
Trump’ın 'Gazze’yi gördüm çok güzel, orada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Gazze’ye yüksek yüksek oteller, kumarhaneler dikeceğim. Önünde plajlarda turizm yapacağım. Önündeki hidrokarbonları, doğal gazı çıkaracağım. Gazze’yi istiyorum' diyen Trump’a susmak, sessiz kalmak olmaz. Onun kurduğu masaya Avrupa’nın, dünyanın tutarlı, ilkeli liderleri —örneğin kardeşim Pedro Sánchez— oturmamıştır. 'Filistin Filistinlilerindir' demiştir. Ama Filistin’in olmadığı masaya Netanyahu ile birlikte oturanları, Erdoğan’ı, Hakan Fidan’ı uyarıyorum ve buradan sesleniyorum: Biz durduğumuz yerdeyiz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü genel başkanımız Karaoğlan Ecevit’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne, Yaser Arafat’a sahip çıktığı yerdeyiz. Sen neredesin?"
Trump'tan gelecek meşruiyetin Allah belasını versin, meşruiyet sokaktan, sandıktan, milletten alınır. Yeter ki otokrata karşı birleşsin. Selam olsun bütün demokratlara!"




