Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, deprem sonrası Hatay’daki çalışmalar, emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara değindi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deprem bölgesine yönelik yaklaşımını eleştiren Özgür Özel, “Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım. ‘Ben varım’ desin birlikte gidelim” dedi.

Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye en düşük emekli maaşı konusunda Meclis’te ortak adım atma çağrısında bulundu. Özel, “Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun, değerli büyüğümüz emeklilere bir büyüklük yapsın; iki elimizle destek verelim” ifadelerini kullandı.

Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

"Hatay’ın değerli üç milletvekili ve il örgütümüz, Hatay halkının bir miting istediğini ifade etti. Biz de bunun üzerine geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Hava soğuktu, yağmur vardı; buna rağmen, genel başkanımızın doğruları konuşmak ve Hataylıların duygularına ses olmak için mitingde yer alması gerektiğini düşündük.

Özgür Özel'den Erdoğan'a tepki

Özetle Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili yaklaşımı şöyle: Deprem bölgesindeki tüm sorunlar çözülmüş, sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş; kimsenin derdi, tasası veya endişesi yokmuş. Buna göre, bölgedeki durumu kendi hanesine olumlu yazdırmayı hedefliyor. Deprem haftasında Hatay’a gitmek yerine özel bir program düzenledi, deprem gününe önceden gidip çevre illerden insanları getirtti ve devlet memurlarını yönlendirdi. Daha sonra meydana çıkarak yapılan çalışmaları gösterdi. Yapılanları takdir etmek gerekir; ancak dil öyle bir noktaya geldi ki, sanki her şeyi kendileri yapmış, deprem bölgesine başkası uğramamış gibi bir algı yaratılıyor. Hatta, açıkça muhalefeti eleştirerek 'Muhalefet enkazda yoktu, inşa aşamasında yoktu, taş üstüne taş koymadılar; sadece deprem turisti olarak geldiler' dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Havalimanı sayımızı 58'e çıkardık
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Havalimanı sayımızı 58'e çıkardık
İçeriği Görüntüle

Oysa, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri deprem gününden itibaren bölgeye intikal etti. Ben de o sabah, İsmail Küçükkaya ile Halk TV’de program yapacağım sırada, Malatya İl Başkanımızın telefonu ile uyandım ve tüm ilgilileri bilgilendirerek programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Grup başkan vekillerimiz Engin Altan ve Engin Özkan ile birlikte Ankara’da kısa bir koordinasyon toplantısı yaptık; zaman kaybetmemek adına tüm milletvekilleriyle iletişim kurduk.

Geçen dönem milletvekilleri, sabah 09.21’de en hızlı şekilde deprem bölgesine intikal etti. Hava yolu ile Adana Havalimanı’na varan milletvekilleri, il örgütleri tarafından gruplandırıldı ve hangi ilin hangi milletvekili ile koordine olacağı belirlendi. Pazartesi günü, bölge milletvekilleri dışında CHP milletvekilleri öğle saatlerinden itibaren bölgeye ulaştı. Salı günü öğlen, 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantıları gerçekleştirildi.

Bu süreç boyunca 45 gün boyunca üç grup başkan vekili bölgede koordinasyonu sağladı; illerdeki CHP milletvekilleri görevlerini rotasyonlu olarak sürdürdü. Her ilin sabit milletvekilleri, o ildeki CHP çalışmaları ve katkıların koordinasyonunu organize etti. Örneğin Adıyaman’da, belediye başkanı ile birlikte o dönemdeki tek CHP milletvekili adayının belirlenmesi için ekipler gönderildi.

“Bölgeye selam vermediler diyen Erdoğan'a söylüyorum”

Bakmayın Hatay'da bizim hatamızdan, çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden 2500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, utanmadan sıkılmadan konuşanlara söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi... Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker üstümüze düştü yaptık... Toplamda diyor ya ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan'a söylüyorum. Erdoğan'ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı, haysiyetli insanlara söylüyorum:

9.600 araç, 28.500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik biz. 7.200 tır, 4 uçak, 6 gemi; gıdadan, sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, 1.810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar, rakamlar AFAD'dan. Merak eden gider, AFAD koordine etti bunları. İlk günler dediler; ‘AFAD bilmeden yardım yapmayın, doğru bir koordinasyon kuralım.’

Hatay için sorduğunuzda, Hatay özelinde: 4.065 araç, 14.063 personel, 3.246 tır, 85 mobil mutfak, 6 mobil fırın, 25 ikram aracı. İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin, ben de vereyim Hatay milletvekilinin yanına. Örneğin 6 mobil fırın hangi mahalleye kuruldu gösterelim, ahaliye soralım var mıydı yok muydu?

Özel’den Erdoğan’a çağrı: Hatay'ı birlikte dolaşalım

O yüzden, o yüzden; bundan önce hiç şöyle bir niyetimiz yoktu. Bölgeye gidelim, yaptığımızı anlatalım. Ama madem yaptığımızı inkar ediyorlar, madem Hatay bu kadar isyan ediyor. Ben Hatay'a gidene kadar infialin bu boyutta olduğunu bilmiyordum. ‘Herkes yapmadıklarını yapmış gibi gösteriyorlar, sizin yaptığınızı inkar ediyorlar’ diyor. Onun için Sayın Erdoğan eğer yüreği yetiyorsa 6 Şubat günü istiyorsa Hatay'ı birlikte dolaşalım. ‘Ben varım’ desin birlikte gidelim.

“Türkiye’nin dört bir yanından emekliler bu eyleme destek verdi”

Grup başkanvekillerimizle hızlı bir görüşme yaptık. Görüşmenin ardından ‘Peki’ dedim, ‘AK Parti ne yapıyor?’ diye sordum. ‘AK Parti eve gidiyor’ dediler. ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ diye sordum. ‘Hayır, yapmayacaklar’ yanıtını aldım. Bunun üzerine ‘O zaman biz de gitmeyelim, Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik.

Grup başkanvekillerimiz ve grubumuz sağ olsunlar, büyük bir emekle, gayretle ve dirayetle süreci yürüttüler. Meseleyi yalnızca bir eylem olarak değil, toplumsallaştırarak ele aldık. Emekliler Meclis kulislerine geldi; üç yüz emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekçi ve emekliyle birlikte, emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Türkiye’nin dört bir yanında, yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme destek verdi, etkileşim sağladı.

“Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim”

Tüm bu süreçte çok umut verici bir gelişme yaşandı. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve emeklilere verilen ücret için ‘sefalet ücreti’ dedi. Biz çıkıp ‘koalisyon çatırdıyor’, ‘ittifak çöküyor’ gibi söylemler kullanmadık. Dedik ki: Bu bir fırsattır. Farklı görüşler olabilir ama ilk kez CHP’den, Yeni Yol’dan ve MHP’den milletvekilleri bir araya geldiğinde, emekliler azınlıkta değil çoğunluktadır. Biz azınlıktayız ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa bu iş olur dedik.

Hem tüm gruplarla görüştük hem de emekliler için bu iyileştirmenin nasıl sağlanabileceğini en yapıcı diyaloglarla ele aldık. MHP’den bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt bugün Sayın Bahçeli’den geldi. En düşük emekli maaşı konusunda, Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokulduğunu iddia etti ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyeceklerini söyledi.

Eyvallah, buna itirazım yok. Biz kendi önergemizi veririz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. İyileştirme önergesi olur, ona da oy veririz. Yeni Yol’un önergesi olur, ona da oy veririz. Hep birlikte ortaklaşırız, ona da oy veririz. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun, değerli büyüğümüz emeklilere bir büyüklük yapsın; iki elimizle destek verelim.

Devlet Bey, emekli bu kadar perişan durumdayken bir yandan buna ‘sefalet ücreti’ deyip, diğer yandan ‘CHP’nin önergesine ben yokum’ diyemez. Sen ver önergeyi, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek verelim.

Bana diyor ki ‘bizim kitaplarımız var, çok iyi.’ Nedir bu kitaplar? Ailelere gelir desteği ve Hilal Kart uygulaması. 2011’de Kemal Bey aile sigortasını önerdiğinde, MHP buna uyumlu olarak ‘Hilal Kart’ demişti. 2015’te biz aile sigortasını revize ettik, onlar da Hilal Kart’ı revize etti. Bunun yanında beslenme, barınma, giyim kuşam konusunda kitaplarımız var diyor.

Peki, o zaman ne yapalım? Motor kuryelerin yaptığı gibi düşünelim: Getir, verelim siparişi. Devlet Bey getirsin aile gelir desteğini, oy verelim. Devlet Bey getirsin beslenme desteğini, barınma desteğini, giyim kuşam desteğini, oy verelim.

Özel’den Bahçeli’nin ‘MHP, iktidar ortağı değil’ sözlerine ilk yorum

Ama arkadaşlar diyor ki ‘ben ittifak ortağıyım, iktidarda değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor: AK Parti’nin yaptığı, tepki çeken ve riskli işlerde ittifak adına siyasi risk alıyor, konuşuyor ama oy vermiyor. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den kopanlar olursa onları toplamak için aşağıda bekliyor.

Böyle siyaset olmaz. Toplayıcılık Taş Devri’nde kaldı. Aslanlar gibi siyaset yapacağız. Önergeyi buraya koyacağız, kim oy veriyor, kim vermiyor herkes görecek.

Özgür Özel’den Suriye açıklaması

Suriye uzun yıllar boyunca derin acılar ve büyük kayıplar yaşandı. Bu durum Türkiye’yi de derinden etkiledi. Bu süreçte Sayın Erdoğan ve çevresindeki isimler, her zamanki gibi çelişkili tutumlar sergiledi. Buradaki milletvekilleri ve grup başkanvekilleri son derece sert ve kabul edilemez ifadeler kullandı. Ömer Çelik ise lafı dolandırdı, net bir tavır ortaya koymadı ve sustu. Yıllar boyunca Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar, bugün Aleviler katlediliyor diyerek bağırıyor. Ömer Çelik ne özür diledi ne de geri adım attı; aksine bu söylemleri sahiplendi. Erdoğan da görevden almadı, partiye mal etti. Bugün gelinen nokta budur.

“Heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitti”

Şimdi dönüp bize ‘Suriye’de susuyordunuz’ diyorlar. Oysa ne susması? Heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitti. Muhaliflerin kurtarılması için girişimlerde bulunuldu. Türkiye’den gitmiş muhalif bir gazetecinin ailesine kavuşması için Cumhuriyet Halk Partisi devreye girdi. Bunları defalarca söyledik, anlattık; buna rağmen suçlu ilan edildik. Tek talebimiz Suriye’de kanın ve gözyaşının durmasıydı.

Daha sonra farklı yerlerden gelen Selefi örgütler, çeşitli çeteler Şam’a doğru harekete geçti. İki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı vardı: ‘İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yok, endişeyle takip ediyoruz’ diyordu. Sonrasında bu grupların İsrail tarafından desteklendiği öğrenildi ve süreç bambaşka bir noktaya evrildi. Geçen yılın Aralık ayını hatırlayın; Erdoğan’ın ‘büyük zafer’ söylemleriyle geçti. Ardından başka gerçekler ortaya çıktı.

Bugün de yaşananlara bakıp geç kalmış bazı adımlar atılmaya çalışılıyor. Oysa bu süreçte sağduyulu, akılcı ve yapıcı bir dil kullanmak gerekiyor. Yaşanan acıların herkese ders olması, sorunların diplomasiyle çözülmesinin esas alınması gerekiyor. Biz, Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca bunu savunduk.

“Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk”

Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında, eşit şekilde yaşamasını istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi bu çerçevede kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini kaygıyla izliyoruz. Bu nedenle diplomasiye dönülmesini, masada varılan mutabakatlara sahip çıkılmasını ve verilen sözlerin tutulmasını vurguluyoruz.

Suriye’deki gelişmeleri yakından, sorumluluk bilinciyle değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının sadece Suriye’yi değil, bölge ülkelerini de etkileyeceği açıktır. Herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerekir. Kolaycı yargılardan uzak, serinkanlı ve barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl, hepimizin güvenliğini ve sürdürülebilir barışı sağlayacak; silaha ve gözyaşına dayanmayan, demokratikleşmeyi, eşitliği, kardeşliği ve kalkınmayı esas alan bir anlayıştır.

“Suriye’deki mutabakatın eksiksiz uygulanmasını temenni ediyoruz”

Bu akıl; ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak hakkıdır. Emperyalist çıkarların hiçbir zaman çözüm getirmediği görülmelidir. Gerçek kurtuluşun, kardeş olan tüm kimliklerin ortak bir gelecek inşa etmesiyle mümkün olduğu idrak edilmelidir.

Bu anlayışla Suriye’de taraflar arasında varılan mutabakatların eksiksiz uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede, akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için, Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet ve endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz ve ayrılmaz bir parçamız olarak görüyoruz.”

Kaynak: Haber Merkezi