TBMM’de düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Grup Başkanı Özgür Özel, kurultay yapılmadığı takdirde seçimlerin tehlikeye gireceğini vurgulayarak, “'Tedbir var, kurultay yapamayız' diyenlerin birdenbire 'Kurultay sürecini başlatacağız' açıklamasını duyduk” ifadelerini kullandı.
Kürsüden Ferdi Zeyrek’i andı
Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Milletvekillerimiz, kıymetli grubun çok değerli konukları; bugün saat 13.30'da bu kürsüde kim olacak? Günlerdir bu tartışıldı. Bizler, demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız; seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugün buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bu süreç bir günlük değildir, bir mevzi ya da bir zafer değildir; bir bütünün, diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum.
Bugün 9 Haziran. Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek’in vefatının seneidevriyesindeyiz. Geçen yıl Kurban Bayramı'ydı. Her kurban bayramında olduğu gibi sabah beş gibi kalktık. Birimizden biri öbürünü alırdı; Ferdi geldi, beni aldı. O dönem genel başkanlık, büyükşehir belediye başkanlığımız sürecindeydi. Hatuniye Camii'ne gittik, bayram vaazını dinledik, namazımızı kıldık ve kabristana geçtik.
Manisa Tarzanı'ndan başladık. Her zaman ve her sene yaptığımız gibi aile büyüklerine, her partiden seçilmiş belediye başkanlarının kabirlerine; partimizin ve diğer partilerin, örneğin Milliyetçi Hareket Partisi'nin 1980 öncesinde hayatını yitirmiş olan il başkanlarına kadar hiç ayırt etmeden ziyaretlerde bulunduk. Şehitlik, Polis Şehitliği ve her sene olduğu gibi askeri şehitlik... Sonra kurban kesim alanına gittik, kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık; Ferdi, Gülten teyzeye götürdü, ben de anneme kavurma için götürdüm. Öğlen 12.00 gibi birbirimizden ayrıldık. Akşam uyumaya yakın, o yorgun günün sonunda o feci kaza haberini aldık.
Hep birlikte Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nin bahçesine koştuk. Hepiniz vardınız, bütün Manisa oradaydı. Neredeyse bütün Türkiye'den insanlar, bütün partiler vardı. Üç gün direndi, üç gün dua ettik, üç gün bir mucizeyi kovaladık ama olmadı, kaybettik. Sonra cenazesinde yine herkes vardı. Hep beraber, Manisa'da ilk kez Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan bir cenaze töreniyle onu uğurladık. Meydanlar Manisa'ya sığmadı. Tarihin en unutulmaz, herkesin gördüğünde şaşırdığı ama bir tek Ferdi'yi bilenlerin şaşırmadığı bir tabloydu. Çünkü o öyle biriydi; 'Ancak bu Ferdi'ye nasip olurdu' denilen bir törenle kardeşimi, kardeşimizi uğurladık.
Bugün de birinci seneidevriyesi. Orada olmak hepimize düşerdi, hepiniz istediniz. Orada olacaktık. Geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu; biz 'Daha sonraki grup toplantısı' deyince, ben 'Haftaya olmaz, Ferdi'nin vefatının yıl dönümü, orada oluruz, herkes orada olur' dedim. Bu soruya verdiğim cevap yayınlandıktan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu, gözlerime inanamadım. Sonra da araya girip 'Yahu yapmasanız, etmeseniz' diyenlere, 'Özgür Bey Manisa'ya gideceğim deyince biz yapalım dedik' diyerek, bugün bizim orada olmamamız, burada grup toplantısını yapmak için bir fırsat olarak görüldü ve bir açıklama yapıldı.
“Burası milli iradenin tecelligahıdır”
Günlerce düşündüm, günlerce aklına güvendiğim herkese danıştım; grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma... 'Gidelim' dedim. 'Gelsinler, kim gelecekse onlar gelecekti.' Biraz önce Dikmen Kapısı'nda onları gördük zaten. Kimlerin geleceğini, son dört kurultayın seçilmiş genel başkanının, seçilmiş yöneticilerinin olmayacağını gördük. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan genel başkan olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan —ki kendimi saymıyorum diye söylüyorum— bir genel başkanın son üç kurultayda delinmeyen anahtar listesi var. Bu liste 'iyi yapıldı, güçlü' demek değil; bu durum delegenin, yani o günkü delegenin idrakini, partiyi sevmesini ve sahiplenmesini gösterir. Adam kapalı yere giriyor, kimse görmüyor; istemese atmaz. Üç sene önce vermemiş, şimdi 600 küsur tanesi hepsi veriyor ve diyor ki: 'Birlikte olalım.' Bugün dayanışma günüdür, bugün ayrışma günü değil. O delege gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten burada tartışmaya gerek yok; oraya kimin oturduğunun hiçbir önemi yok.
Ama kimin geleceğini gördük, nasıl gelmeyi planladıklarını gördük ve buranın ne olduğunu gördük. Burası milli iradenin tecelligahıdır. Millet bir karar verir ve o karar burada tecelli eder; bütün yıpranmışlığına, yok sayılmasına, anayasayla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen... Eninde sonunda o birinci meclisin duvarlarındaki o ruhu içeri girince hissedersiniz. Burası seçilmişlerin yeridir. Eğer bir seçilmiş, ona verilen görevi yani bugün bu kürsüyü, ele verilen bayrağı buraya bırakmaya yeltenirse, o bayrağı bir kez bırakırsanız arkası gelir.
“Ben bugün burada lazımdım”
Onun için herkese danıştım. En son Ferdi'nin sesi ile kararımı verdim. Normalde 'Hep Manisa'ya gitmem gerekir, burada bir şey çıkar, orada da olmam lazım' diye ararım. 'Ya birader ne yapacağız?' derken o anlar, 'Abi biz burayı hallederiz, sen orada lazımsın' derdi. Ben bugün burada lazımdım, ondan dolayı burada kaldım.
O yüzden, bunun gereği de budur. Burayla ilgili bir inatlaşmanın değil de bir vazifeyi üstlenmenin gereği budur. Dört koldan saldırı altındayız. Üç yıl önce partimizde seçimleri kazandık. On ay önce beş parti birden yüzde 25'lik cam tavandaydık; on ay sonra yüzde 38 ile, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Kurulduğu günden beri AK Parti'yi ilk kez geçtik ve o günden bugüne saldırı altındayız. Bunu bu kadar net koymak lazım.
Yani 'CHP'nin içi' diyorlar ya; bakarsan dışarıdan anlamazsın, meseleyi çözmezsen kumpası göremezsin. Bu durum CHP'nin işi, CHP'nin içi falan değil. Kim karışır CHP'ye? Öyle bir noktadayız ki; o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongre de yapılmış, günü gelmiş sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş. Dönüp son dört kongreyi iptal etsen... Daha doğrusu 'yok' saysan... YSK'ya göre yok değil, mazbatalar duruyor, her şey tamam; hiçbir yere göre yok değil. Ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın da gör!
Türkiye'yi öyle bir acayip sistemin içine düşürdüler ki; artık hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı hukukla sonucunun tescillenemeyeceği, bir asliye mahkemesini ikna edenin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir düzen yarattılar. İşte biz Türkiye'yi bundan kurtarmaya çalışıyoruz.
Ama öyle bir kötü akıl var ki, onu söylemeden olmaz, onu görmeden olmaz. Kötü akıl şu: 'Yenilmiyorduk, yendiler; kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul'u da aldılar, Ankara'yı da aldılar, Türkiye'nin yüzde 65'ini aldılar. İlk seçimde iktidarı da alırlar. Biz bu iktidarı veremeyiz, veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz; dönülecek eşiği çoktan geçtik, bu iktidarı teslim edemeyiz.' Bütün mesele bunun üzerine oturuyor. Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe... Yok, bu önemli!
Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle hukuksuz bütün kararları Anayasa Mahkemesi'nce bozulan o kararları kim aldıysa, buna kim cesaret ettiyse o yapar. 15'te 15, AK Parti'nin atadığı Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyeyle birden bozduğu kararları düşünün yani. Hani iki kere iki dört değil beş dememiş, 'iki kere iki 555' demiş; öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını koruttular. Yaptıklarını da çok anlattım.
Mesela bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Bugün, hiç hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği ve benim defalarca Murat Kurum'a buradan söylediğim bir konu var: Belediyelerin ellerinde Murat Kurum'un yolladığı yazılar var. Vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde ne yapılacağı belli; Murat Kurum tek tek biliyor o 16 tapuyu. O yüzden tek bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki: 'Efendim, Muhittin Böcek yakında konuşacak, Özgür Özel'e Manisa'da para verdi, o ortaya çıkacak.'
İçişleri Bakanlığı koruma ekibi kayıtları çıktı ortaya. Ya Özgür Özel o gün Ankara'da, gün boyunca programı belli! Dedim ki: 'Bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, elinizde kalacak, böyle iftira olmaz.' İspatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçla yaşayan adamı, kendisi defalarca açıkladığı halde alet ettiler. Muhittin Başkan, 'Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim' diye kendi yazıp açıkladığı halde... 'Ya ne parası, zaten seçilmesi garanti o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş?' diyordu. İki seçim üst üste hiçbir partinin kazanamadığı Antalya'da, aday gösterilmesinden üç gün öncenin anketi var; fark açılmış gitmiş. 'Aday göstermek için para almış da o parayla anket mi yaptırmış?' diyordu.
Böyle birisine en son ne ifade verdirdiler biliyor musunuz? En son verdikleri ifadede, önce o para işi orası olmadı, burasını attılar; eşkal tutmadı, yalan tutmadı. En son gittiler, 'Kimse görmezken Ferdi Zeyrek'e verdim' dediler. Neden? Çünkü çocuk ölmüştür, kendini savunamaz, inkar edemez! 'Özgür Özel ile de ilişkilidir, böyle dersek biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı kara deliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz' diye düşündüler. Bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum.
Öyle bir noktaya geldik ki; ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile olmayan, bir umut bile olmayan, bir inat mıdır nedir bilinmez, oraya hamle yapan bir yapı var. Partiyi bu duruma getirerek adaysızlaştıran, kurumsuzlaştıran, liderliksizleştiren bir çözüm paketinde, içeriden ve dışarıdan her türlü iş birliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar.
Doğruya doğru; Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birinin senin televizyon kanalında, Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalanı attığını gördük. Şimdi tek tek saymayacağım ama hepinizin duyduğu, bizim iddianameye girsin diye 'yargılanmak değil yargılamak için istiyoruz' dediğimiz her şeyin yalan olduğu ortaya çıktı. 'Popüler olan 1200 cep telefonu' dediler, 'parka altında paralar' dediler, 'toplantıda görüntüler, bavul bavul para' dediler; hiçbiri çıkmadı ya! TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken, 'iddianamede olacak' diye söylerken, 'bunların ispatı var' derken; şimdi 'Ya ben de yalan attım, videoyu ben de gördüm' diyenler, Ekrem Başkan'ın evine desteğe koşanlar, onu ziyaret edenler, cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyla poz verenler... Şimdi kendilerine bir şeyler vaat edilince, bütün her şeyin yalan çıkmasına, itirafçıların tek tek caymasına, helallik istemesine ve ecel teri dökmesine rağmen, iddianame günlerinde Ekrem Başkan'a, arkadaşlarımıza 'hırsız' demeye başladılar. Bir belediye başkanı diyor ki: 'Bana geldi, kurultay da para da... Kurultay iptal olsun, seni serbest bıraktıracağım' dedi. Buralara geldik, buralara!
“Erdoğan'ın rakipsizleştirme operasyonundan başka bir mesele değil”
O yüzden mesele ne parti içi meseledir ne de başka bir mesele. Mesele; Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan'ın rakipsizleştirme operasyonundan başka bir mesele değildir. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Bizim parti, parti içi bir mesele olacak da Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek ele güne karşı meclisin giriş kapısının önünde... O aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedelini, oradan buradan toplanmış serseri bir yüreğin önüne koyacak... Biz parti içi bir meseleyi değil; Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilebilme ihtimalini savunuyoruz. Orada insanlar bunun için bedel ödüyorlar.
Bugün yapılan iş; milletle birlikte iktidara yürürken, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme takma, bir kumpas, bir yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden, bizim bugün burada geçirdiğimiz her gün, sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası çok önemlidir. O kopmadığımız her an; memleketi cumhuriyetin kurucu değerlerinden koparacak olanlara karşı bir duruştur.
Ankara'daki o temsilci öyle tarif ediyor diye buralarda demokrasiye gerek yokmuş gibi davranıyorlar; güya 'merhametli monarşiler', 'güçlü tek adamlar' lazımmış! Öbür taraftan baktığında, 'Devletin başına bir Türk, bir Alevi lazım' diyerek bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutan, bugün kopmayan halka işte bu halkadır.
“Hakkımı helal etmiyorum”
O yüzden, Dikmen Kapısı'nın önündeki binlere seslenirken de söyledim, teşekkür ederken de söyledim, şimdi size de söylüyorum: Siz bugün Türkiye'yi kuruluş ayarlarından, Gazi Mustafa Kemal'in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkanın ta kendisisiniz!
İşte bu yüzden; hem Ferdi kardeşimin ölüm yıl dönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara, aldırtanlara, o karara uyanlara... Hem de Genel Merkez'de o kara günü yaşatanlara... Hem de bugün bu Meclis'in çatısı altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla, o AK Parti'nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa; varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum! Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.
Ve bugün maalesef... Ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim. Ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu'nda neler geldi başıma neler! Darbedildim, kürsülerin altında kaldım. Neler yaşadı bu grup, neler... Yine de asla ve asla partinin geçmişine olan saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar... Benim kendi meselemin ötesinde, genel başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum.
O binada kimler var, kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isimler üstüne alınmasın; bugün, o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kenetlenmiştir. Kendi koluna girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir, en üst mertebedir.
O binada bugün, vaktiyle Kemal Bey'e organize bir linç girişimi yaşanırken ölümü göze alarak onunla birlikte olan, onu koruyarak yanında duran —mesela— Murat Emir yok orada! Ama 1980 öncesi yedi TİP'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi, 12. kattan, genel başkan katından objektiflere selam veriyorlar! Kemal Bey Şavşat'ta saldırıya uğradığında Kirpi'nin içinde onunla birlikte suikaste uğrayan, o saldırı altında Kirpi'nin içinde olan Seyit Torun yok orada! Çünkü Kemal Bey'e oradan ateşler açılırken, Kirpi'nin içine girerken Kemal Bey'in üstüne kapanan Seyit Torun'u iki kolundan tutup attılar o binadan dışarıya!
“Yunanistan'a kaçarken yakalanan o avukat var o binada”
Hapse atılacaksın ya da AK Parti'ye katılacaksın' dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada! Ama 'Bir sonraki operasyon şu CHP'li belediyeye' deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar!
Adalet Yürüyüşü'nün birisi eylemcisi, diğeri fikir babası olan Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok orada! Aykut, Silivri'de 12 metrekarelik zindanda direnmişti... Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi borsasında tutuklananları ziyaret edip, 'Şu iftirayı atarsan 2 milyon lira vereceksin ve çıkarsın' diyen, Yunanistan'a kaçarken yakalanan o avukat var o binada! Yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok!
O binada, 'Cumhuriyet Halk Partisi bu yolu yürüyemesin' diye tarihin görülmüş en büyük iftira, kumpas, karalama ve algı yönetimi kampanyalarının yöneticileri, partinin hakimi olmuşlar gibi partiyi perişan eden işlerle meşguller.
O yüzden şimdi çıkmışlar oraya buraya, 'Efendim bir paralel CHP varmış, paralel CHP anlayışı varmış; bizim Meclis'i paralel genel merkez olarak kullanmamız kabul edilemezmiş, o yüzden burası da zapt edilmeliymiş' diyorlar. Biz genel merkezden Meclis'e yaptığımız bu yürüyüşte, bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık!
Biz; Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir binadan ibaret olmadığını; bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu gösterdik. Son kalenin bir bina kapısı, bir bina çatısı olmadığını; son kalenin, cumhuriyete inananların yüreğindeki korkusuzluk ve var olan mücadele duygusu olduğunu herkese söyledik!
“Bu millet; seçilmişler varken, atanmış paralelleri bilir”
Bu millet, paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet; emniyet müdürü varken, emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet; seçilmişler varken, atanmış paralelleri bilir. Bu millet; paralel devleti kimlerin atadığını, kimlerin yönettirdiğini ve seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldıklarını çok iyi bilir. Direnenlere ya da o paralele teslim olmayanlara ne kötülüklerin yapıldığını bu grup da bilir, bu millet de bilir.
Onun için her şeyi yapın ama bu dille, bu FETÖ'den kalma dille önüne geleni hain ilan eden anlayışla konuşmayın. Demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto olduğunu kabul etmeyen; her direnişe 'ayaklanma', her meydana 'sokak çağrısı', her mitinge 'sokakları karıştırmak, Türkiye'yi karıştırmak' diyen bir bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev yapmış hiçbir kimseye yakıştırmam. Asla ve asla!
Asla ve asla, Cumhuriyet Halk Partisi'ne 'paralel yapı', 'FETÖ' yakıştırması yapılmasına ya da namuslu arkadaşlarımıza 'hırsız' iftirası atılmasına izin vermeyiz. Atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları gerçekmiş gibi kabul edip; 'Yok arınacağız, yok atacağız, yok satacağız' gibi bir söyleme teslim olursak biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız.
Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz. Ama bunun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını tasfiye edeceğiz. İktidar yürüyüşümüz; geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bağımsız bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz; gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF’ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasıyla kendisine yandaş yaptığı medyaya bu sefer bizim taraf adına çökmek için değildir! Bir daha kimsenin yandaşlaştıramayacağı bir medya, özgür bir basın düzeni kurmak içindir. Basındaki herkesin sadece kendi mesleki değerlerine, millete ve halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği; patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan, o sendikayla da devletten korunduğu, kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak için iktidar olmak zorundayız.
İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla yarının Türkiye'sini hep beraber ayağa kaldıracağız. İki kere iki nasıl dört ediyorsa; bugünkü yargının yazdığına çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne ve yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak, yarın ülkeyi tamamen teslim alacaklar. Yarın ülkenin ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin geleceği kalacak.
“Tarihi bir eşikteyiz”
Bunun için; bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikayelere ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı, Kuvayı Milliye ruhuyla, yüz yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız; sadece ve sadece millete!
Tarihi bir eşikteyiz! Tarihi bir eşik bu; bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum ki bu butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra bir aklıselim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz. Bizim 2 milyon üyemiz var. İçlerinden 'Kurultay istemeyen, seçilmişler yönetmesin' demeyen 2000 kişi bile bulamazsınız. O bin tane bayramlaşmayı yapalım, o bin kişiyi getirelim, grup yapalım... O bin kişiyi getirelim ki baksınlar; tek bir CHP kimliği çıkar, oradan iki üç tane farklı kimlik çıkmaz! Binaya girip yanındakine şaka yapanlarla, o bin tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsin, ne bayramlaşma, ne grup toplantısı, ne de başka bir şey!
“CHP kurultayını yapmalıdır”
O yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri 'Derhal kurultay yapılmalıdır' diyor. Bunu bizi kayırmak için değil; kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar. Bütün siyasi partiler, Barolar Birliği, meslek örgütleri, STK'lar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Habehet Partisi’nin Genel Başkanı bile belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. AK Parti'de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, 'Ya ne yapıyoruz biz?' diyor. 'Ne yapıyoruz, CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir, ne yapıyoruz biz?' diye soruyorlar.
Bunun için 'Efendim diyalog olsa...' dediler. Vallahi hiç uzak durmadık, çok net söyleyeyim. 'Kurultay yapılamaz' iddiaları ortaya atıldı, 'Efendim tedbir var, kurultay yapılamaz' denildi. Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışla diyorlar ki: 'Bu yırtığı hızla dikmezsek bu kararla kamu düzeni ortadan kalkacak.' Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları, ceza hukukçuları diyorlar ki: 'Kurultayın yapılmaması değil, yapılması zorunludur; yapılmaması mümkün değildir. Tek görev, hızla kurultaya gitmektir.' Görev budur, başka görev yoktur! Genel başkancılıkla, genel merkezcilikle bu kararlar oynanamaz. Yapılacak ilk iş, yeniden bir seçime gitmektir.
Günlerce söylediler, 'Seçim olamaz, seçim olamaz' dediler. 'Hocalardan bir konsey kuralım' dedik, reddettiler. 'Hocaların hakemliğinde tartışalım' dedik, reddettiler. 'İkişer avukat görevlendirelim, birisi alanında Türkiye'nin en iyisi olsun, onları götürelim' dedik, reddettiler. Konuşup konuşup 'Biz bu kurultayı yapamayız' dediler. Şimdi bu yaşananlarla birlikte, 'Tedbir var, kurultay yapamayız' diyenlerin birdenbire 'Kurultay sürecini başlatacağız' açıklamasını duyduk.
İşte tarihi fırsat ve eşik şuradadır: Mademki kurultay yapılacağına, bunu yapabileceğinize ikna oldunuz —ki zaten başka yolu yoktur— mademki mahalle, ilçe, il seçimleri tamammış ve istinafın kararı sadece bir tek kurultayı ortadan kaldırmış, o zaman o kurultayı yapmalısınız, yapacaksınız! Başka çaresi yoktur. 'Efendim, birkaç ay sonra yapalım, bir takvim ilan edelim, bir yıla yayalım... AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım...' derseniz olmaz! Burada yapılacak iş; daha önce 111 milletvekilimizin imzasıyla çağrıda bulunduğu 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultayı yapmaktır. Aksi takdirde parti, altı yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır ve seçime girmesi tehlikeye düşmektedir.
Kurultay yapabileceğinizi gördünüz. Şimdi, 'Takvimi başlatacağım; bir yıla, bir buçuk yıla yayacağım. Seçimlere bir yıl kala da erteleyeceğim, ben bu partinin başında seçime gideceğim' derseniz; bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi ve seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmazsınız. Onlara bir kabusu yaşatır, onları ebediyen sandıktan koparır, umutlarını kırar ve onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz!
Şunu görün: Parti, son döneme hazırlık için yapılanların arasında bile her seferinde birinci parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti, tarihinin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde duruyor ve bu demokratik mücadelesiyle parlıyor. Yani birileri demokrasiyi askıya almışken, öyle parça parça değil, kaç tanesi koptu ki partiden? Binadakiler dışında kimse yok ki bu partiye 'Bu yapılanlar doğrudur' desin. Böyle bir fırsatta, kurultay kararının 26 Temmuz'u geçirmeden verilecek olması, partiye tarihi bir şahlanış ve kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanı verir. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.
Diğer yandan, yok halkı ayaklanmaya çağırmakmış, sokağa dökmeye çalışmakmış... Ben 255 miting yaptım. Hep savunduğum şey şuydu: Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen, yap mitingini, yap eylemini; bak bakalım o sessiz çoğunluk o meydana gelmese de yandan dönüp bakıp senin söylediğine hak verince her şey nasıl değişecek! 255 miting yaptık genel başkan olarak; bir kişinin burnu kanamadı, bir kişinin cüzdanı çalınmadı, o sıkışık kalabalıklarda bir tek taciz iddiası dahi olmadı. O meydanları dolduranlar ya da bugün bir vatandaş olarak Dikmen Kapısı'nın önüne gidenler, oradaki Özgür Özel'i destekleyenlerin bilinç düzeyini, ne için buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki... Diğer tarafta ise karşıdan sigara içenleri izleyenler var. Bizim böyle vakur bir kitlemiz var, böyle bir beklentisi var; bu şekilde yol yürümek, bu şekilde ilerlemek ve hep birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım.
“Ne önerdiysek reddedildi”
Bugünkü durum için dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar, belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz... Dedim ki: 'Git, çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler.' Ben 'Grubu yapmayayım, gideyim Ferdi'nin yanına' dedim. Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar... Normalde Dikmen'de, Mamak'taki evinde ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken, pijamasının üstüne paltoyu çekip de fırlayıp buraya gelen o amcam bu grubu bu şekilde yaptırana kadar ne önerdiysek reddedildi, ne önerdiysek reddedildi!
'Bu dünya Sultan Süleyman'a kalmadı' derler ya; bu dünya hiçbirimize kalmayacak, bu parti de hiçbirimize kalmayacak. Ama biz doğruyu yaparsak, bu parti emanet edildiği Cumhuriyetle birlikte, gençlerin yarınlarının umudu olacak. Yeni bir siyasetin önünü açıyoruz. Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık; eski nesil, köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz ama bunu sadece yaş olarak yeni nesilden kurmuyoruz; Onuncu Yıl Marşı'ndaki gibi, her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz!
“Hep beraber yürüyeceğiz”
Bakın, orada butlan davası açan 34 yaşında gencecik bir hukukçu arkadaşımız var. Demokratik olarak, vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet uman, 'Aman paşam' diyen örümcek kafalılar gibi değil; 34 yaşında pırıl pırıl beyinler var. Öte yanda, 74 yaşında evinden terlikle fırlamış gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi'ni korumaya çalışan gençler de var. O yüzden hep beraber yürüyeceğiz. Arkamıza bakmadan, dönüp baktığımızda arkamızda dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak yürüyeceğiz. Kimse geride kalmasın! TOMA'ların arkasında kimseyi bırakmamak için arkamıza bakarak; değişime doğru, yeniye doğru, iyiye ve güzele doğru yürüyeceğiz.
“Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz”
Herkes bilsin ki vakti gelmiş bir değişimin önünde kimse duramaz, milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez! Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki önümüzde duran, bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın, bu millet önünde engel istemez. Devletini sever, vergisini verir; askere çağrılır, gider, evlat yollar; şehidi gelir, 'Vatan sağ olsun' der. Ama devleti milletin karşısına bir yıkım gibi koyarsanız; millet o devleti önce sandıkta yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder! Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın. Milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın! Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın.
Çalışacağız; acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz, bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu burada yaptıranlara, burada olanlara, dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var. O da şudur: Buradan, kürsüden belki de tarihlerin en kısa konuşmalarından biri oldu bu; bu konuşmayı tamamlayacağım, sonra Mansur Başkanımızla birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa’ya gideceğim. Sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi'den, Manisa'dan koparamadılar; çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız!
Hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar!





