TBMM, 28’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı’na 1 Ekim’de düzenlenen özel oturumla başladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Genel Kurul’a gelerek konuşma yaptı.

Erdoğan’ın salona girişi sırasında AK Parti ve MHP sıralarından ayağa kalkılarak alkışla karşılanırken, İYİ Parti ve DEM Parti milletvekilleri ayağa kalkarak selamladı ancak alkışlamadı. YENİ Parti milletvekilleri ise ayağa kalkmadı. Erdoğan’ın konuşması öncesinde Yeni Parti grubu Genel Kurul salonunu terk etti.

Uçum’dan protestoya ilişkin açıklama

Yaşananların ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Uçum, isim vermeden bazı milletvekillerinin tutumunu eleştirerek, bu davranışların anayasal sisteme ve demokratik iradeye aykırı olduğunu savundu.

Uçum, “Bu davranışlar anayasal sisteme açıkça aykırıdır ve demokratik iradeyi tanımamak anlamına gelir. Cumhurbaşkanına saygı anayasal bir ödevdir" dedi. Uçum ayrıca Cumhurbaşkanının Anayasa’da tanımlanan konumuna ve devletin başı olma niteliğine dikkat çekti.

Uçum'un paylaşımının tamamı şu şekilde:

BİR KEZ DAHA CUMHURBAŞKANININ HUKUKU ÜZERİNE!

"Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim 2026 tarihili yeni yasama yılının açılışında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı bir kısım muhalefet ayağa kalkmamak ve bazıları da genel kurulu terk etmek şeklinde bir davranış sergiledi. Bu davranışlar anayasal sisteme açıkça aykırıdır. Ayrıca demokratik iradeyi de tanımamak anlamına gelir. Önceden defalarca ele aldığımız bu konuyu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.

Cumhurbaşkanının her yasama yılının açılışında TBMM’de yaptığı konuşma Anayasa’nın gereğidir. Cumhurbaşkanı “gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar” (Any. m. 104/3. fıkra).

Demokratik muhalefet anayasal sınırlar içinde yapılır. Hukukla kavga etmek ve hukuk dışına çıkmak demokratik muhalefet sayılmaz. Genel bir tespit olarak pozitif hukuku (örneğin Anayasayı) değiştirme talebi meşrudur ama pozitif hukuku (Anayasayı) tanımamak gayri meşrudur.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiğinde parlamenter sistemden farklı olarak Cumhurbaşkanı sadece “Devletin başı” olarak tanımlanmadı. Cumhurbaşkanına Devlet Başkanı sıfatı da verildi.

KESK'ten Soma açıklaması: Siyasi sorumlular hesap vermeli
KESK'ten Soma açıklaması: Siyasi sorumlular hesap vermeli
İçeriği Görüntüle

Düzenleme şöyledir: Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder (Any. m. 104/1. ve 2. fıkra).

Buna göre Cumhurbaşkanı sadece devletin başı değil, DEVLET BAŞKANIDIR. İşin özü Cumhurbaşkanı hem Halkın (Cumhurun) Başkanıdır hem de Devletin Başkanıdır. Diğer deyişle “Halkın İradesi Devlete Egemen” olmuştur.

Anayasanın uygulanması ile tüm devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etme görevi Cumhurbaşkanına aittir. Eski sistemde Cumhurbaşkanının sadece “gözetme” başka bir ifadeyle nezaret etme görevi varken şimdi “temin etme” yani icrai bir görev söz konusudur. TBMM’nin yasama yılı açılış konuşmaları da bu kapsamdadır.

Cumhurbaşkanı milli güvenlik politikalarını belirler, TBMM adına Başkomutanlığı temsil eder. Cumhurbaşkanı Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verme yetkisi vardır (Any. m. 104/13, 14 ve 15. fıkralar).

Anayasaya göre hem Halkın Başkanı, hem Devlet Başkanı hem de Başkomutan olan Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder (Any. m. 104/2. fıkra).

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ülke Liderliği rolünün anayasal dayanağı bu hükümlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra da Cumhurbaşkanı seçilecekler sadece bir mecranın siyasi lideri ve devletin yürütme organının görevlisi ve yetkilisi değil Ülke Lideri olma sorumluluğunu da üstlenecektir. Çünkü anayasal olarak diğer ad ve sıfatların yanısıra Türkiye Cumhuriyetini temsil etmenin ve Devlet Başkanı olmanın hukuki, siyasi ve sosyal sonuçlarından en önemlisi Ülke Lideri sorumluluğuyla hareket etmektir.

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün organlarını anayasal sınırlar içerisinde yönlendirebilme yetkisi olan, halkın yüzde elliden fazla oyuyla seçilmiş ve Ülke Liderliği sorumluluğuna da sahip Cumhurbaşkanına saygı gösterilmesi:

Birincisi halkın genel iradesi olan milli iradeye saygıdır.

İkincisi halkın demokratik iradesi olan seçmen iradesine saygıdır.

Üçüncüsü Devlete saygıdır.

Dördüncüsü bundan sonra hangi mecradan seçilirse seçilsin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini üstleneceklere saygıdır.

Beşincisi Anayasal Düzene uymanın bir gereğidir.

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına saygıyı aktüel siyasetin iç çekişmeleri üzerinden değil ‘Devletin Genel İşleyişi’ üzerinden değerlendirmek gerekir.

Her vatandaşın, tabi ki eleştiri hakkı baki kalmak kaydıyla, Anayasal hükümlerle tayin edilmiş Cumhurbaşkanının hukukunu koruması ve saygı göstermesi, anayasal bir ödevdir ve vatandaşlık bağının gereğidir. Halkın meşru temsilcisi olan milletvekillerinin de evleviyetle yapması gereken budur."

Meclis açılışında farklı tutumlar

1 Ekim’deki açılış oturumunda siyasi partilerin Erdoğan’ın salona gelişi ve konuşması sırasında farklı tutumlar sergilemesi gündem oldu.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve Yeni Parti milletvekilleri, Erdoğan’ın konuşması başlamadan önce Genel Kurul salonundan ayrıldı. Özel, salonu terk etmelerinin ardından yaptıkları açıklamada protestolarının gerekçesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kaynak: Haber Merkezi