Mangal sezonunun açılmasıyla birlikte ızgaranın olmazsa olmazı tavuk kanat fiyatları rekor kırdı.

Tavuk kanadına son zam geçen hafta geldi. Nisan–Mayıs arasındaki artış yüzde 44 toplamda yüzde 140 zam geldi. Peki, neden tavuk kanat fiyatları uçuşa geçti? Yanıtı üreticiden geldi.

Nefes Gazetesi yazarı Damla Turgutlu Soybaş bugünkü “Kanat 4 Ayda %140 Zamlandı” başlıklı yazısında tavuk kanat fiyatlarına gelen zammın peşine düştü.

İşte o yazı…

Tavuk kanadına son zam geçen hafta geldi.

Nisan–Mayıs arasındaki artış %44.

Bu oran üreticiden.

Ancak malum serbest piyasa koşullarında, büyükşehirlerde özellikle de İstanbul’da zam oranı değişkenlik gösteriyor.

Bazı semtlerde etiket gerçekten çok yüksek.

Mesela benim yaşadığım semtte durum biraz daha çarpıcı…

Hem Boğaz hem de Belgrad Ormanları’nın yakını oluşundan dolayı hafta sonları adım atmak imkânsız.

Özellikle de pazar günü mahalleyi mangal dumanı, kanat kokusu sarıyor.

Ne yalan söyleyeyim, bence de ızgaraya, mangala en çok kanat yakışıyor.

Kokulara dayanamadım, kasabın yolunu tuttum.

Alışveriş sepetimin başrolünde yaprak kanat vardı.

6 tane, üzerinde biraz yağ ve pul biber olan tabağı 320 liraya aldım.

Bir başka pakette yine 6 tane bulunan, gramajı biraz daha az olan aynı cins kanat ise 290 lira olarak etiketliydi.

6 kanat bir kişilik porsiyon demek.

Evde 4 kişiyiz.

Sadece 4 paket kanat (1 kilo var yok), yanında kuzu kuşbaşı, 5 kalem pirzola, mangal kömürü, közlenecek sebzeler ve salata malzemesi derken sofrayı kurmak bir anda 5 bin liraya dayandı.

Evet, kırmızı etin fiyatına alıştırıldık.

En uyguna almamız gereken sebzenin fiyatına da…

Fakat kanatın etiketi canımı çok yaktı.

6 kanat 300 lira olmamalı!

Bu arada bizim semtin kanatçıları da meşhurdur; porsiyonu 900 lira civarında.

Masaya oturunca kişi başı 3-4 bin lira civarında ödeme yapmadan kalkmak da zor.

Peki kanata neden bu kadar zam geldi?

Üreticiden çıkıp ızgaranın üzerine gelene dek kaç elden geçip etiketleniyor?

Cevapları, Bolu’da çiftlik sahibi beyaz et üreticisi Mustafa Aksoy’dan aldım.

“Kanat, tavuğun en pahalı parçasıdır; özellikle bu mevsimde. Arz-talep mekanizması ve serbest piyasa ekonomisi sektörümüzde birebir çalışır.”

Denklem tam olarak bu ve çok basit.

Mangal sezonu açıldı.

Kırmızı ete uzanamayan da beyaz etin en lezzetli parçasını, yani kanadı alıyor.

Kömür ateşinde nar gibi kızaran kanatlar, değerli.

“Çünkü bir hayvandan yalnızca 100 gram kanat çıkar.”

Mustafa Aksoy:

"Uçlu kanadın kilosu 200 lira.

Kök kanat 135 lira. Yaprak kanat en pahalısıdır, 1 kilosu 360 lira. Mangalda o tercih edilir.”

Peki yeni yıldan itibaren kaç defa zamlandı?

Mustafa Aksoy:

“Ramazan öncesi ve geçen ay zam gördü. 150 liradan 250 liraya yükseldi; oran %66 diyebiliriz.Mayıs’ta da %44 zamlandı. Bakın, bütün tavukta zam yok. Bonfile, fileto ve kelebek pirzolada zam yok, hatta göğüs etinde fiyat düşüşü var. Sadece kanat fiyatı arttı. Ocak’ta kilosu 150 liraydı, şimdi 360 lira.”

Bu durumda üreticiden çıkış, yeni yıldan bugüne tam %140 zamlı.

Tekrar edelim: kanat dışında hiçbir parça ve bütün tavuk fiyatında bu ay artış yok.

Hatta göğüste düşüş %25 civarında.

Kanat Bolu’dan İstanbul’a Kanatlandı: Etiket 4’e Katlandı

Bu kanatlanışın nedenini okudunuz.

Ben daha çok bir ‘nasılını’ merak ettim.

Etikette makası açan ne ve kim?

İki polisi şehit eden saldırganın psikolojik tedavi gördüğü hastaneden kaçtığı ortaya çıktı
İki polisi şehit eden saldırganın psikolojik tedavi gördüğü hastaneden kaçtığı ortaya çıktı
İçeriği Görüntüle

Aksoy:

“6 kanat 250 gram yapar. 250 gramlık yaprak kanadın bizden çıkışı 70, bilemediniz 80 lira. 4 katını ödemişsiniz. Bunlar nasıl fiyat biz de anlayamadık.”

Hangi ellerde etiket bu denli kabardı?

Nakliye ücreti ve aracıların payını da sordum.

Fakat sebze meyvede olduğu kadar uçuk farkın olmadığını öğrendim.

“Biz bayiye yollarız, bayi dağıtım yapar. Yani kasaba gidene kadar 2 kişi fiyat koyar. Son fiyatı belirleyen kasap, market olur. Bakın mesela yağlı butun kilosu 83 lira. Aracıya verdik, 10-15 lira da o koyar. Gerisi kasabın vicdanına kalmış.”

Fiyat gerçek anlamda karaborsa misali.

Hatta hafta sonu, etiketin daha çok şiştiğine şahidim.

Üretici firmalar bu konuda hiçbir şey yapamıyor mu?

Mustafa Aksoy’a bunu da sordum.

“Biz ona müdahale edemiyoruz. Devlet de yetki vermiyor. Serbest piyasa ekonomisi var; isteyen istediği rakama satar, diyor. Biz ‘Etiket fiyatı budur’ diye yazamayız; ‘Tavsiye edilen fiyat’ diye yazarız. Ama nihai satıcı zaten etiketi söker, değiştirir. Firmanın ambalajından ya da tabağından alabilseniz gerçek fiyatı göreceksiniz…”

E peki şimdi bu hikâyede kim kazanıyor?

Kasap, “Abla piyasayı domine eden 3-4 büyük firma var, onlar zam yaptı” diyor.

O firmalardan birinin sahibi rakamlarla zam oranını, açılan makası anlatıyor.

Bayilerin de kâr oranı ortada.

Kasap retoriği ve gerçek arasında uçurum var.

Bu hikâyede en çok tüketici kaybediyor.

Üretici, ‘Bir de madalyonun diğer yüzüne bakın’ diyor.

Mustafa Aksoy:

“Üretim maliyeti 1 yılda %80 arttı. Yem hammaddelerimiz dövize bağlı. Fiyat devamlı yükseliyor. İşçilik masrafı, sigorta, elektrik, su, mazot, vergiler, ilaçlar… Ben damızlık yumurta alır, kuluçkaya koyarım, civciv olur, beslerim, piliç yaparım, kesip satarım. Şimdi kapatayım desem, 3 ayı bulur. 3 ay sonra ne olacak bilmiyoruz. Köylüye, bankaya borçlanırız ama işletmeleri kapatamayız. Zarar ederim, üretimi azaltırım. Arz-talep dengelenir, öyle kazanırım.”

Beyaz et üreticilerinin en büyük sınavı ihracat kısıtlaması oldu.

Ramazan öncesi iç piyasada arz güvenliğini sağlamak için alınan karar, Aksoy’a göre onlara da, bize de zarar olarak yazdı.

“Devletin halkımıza ucuza yedireceğim diye yasakladığı ürünlere halkımızdan talep yok. Bu yasak yabancı ülkelerin insanlarına yaradı. Daha ucuza vermek zorunda kalacağız malı.”

O ürünler depolarda kaldı.

“Bize Ticaret Bakanlığı’nın yazı göndermesi, yayımlaması lazım yoksa yasak kalkmıyor. Bir akşam karar aldılar. Böyle bir uygulama olur mu? O akşam malları yükledim kamyona, gümrüğe gönderdim. Yasak geldi, tekrar arabayı geri çağırdık, malı indirdik. Parasını da verdik, dondurduk, depoda bekliyor. Depom var, iyi ki; bir de ona kira ödeyecektim. Satamazsam yıllık kazancımın %20’si kayıp… Başkalarının %30’unu bulur, geçer. Bize teşvik de hiç yok. Devlet bize kendi yağınızla kavrulun diyor.”

Özetle kime dokunsak dertli.

Tüketici artık bıktı, kazıklanmak istemiyor.

Üretici teşvik bekliyor.

Kaybedenler ortada.

Bu hikâyede kazananı sanırım hepimiz bulduk.

İnsaf diyoruz.

Temenni: enflasyonun gölgesinde, ülkenin ekonomik şartları ve gelir adaletsizliği içinde gönlümüzdeki evi, arabayı alamıyoruz; en azından kanat yiyebilelim…

Sofrasına koyabilene afiyet olsun.

Kaynak: Haber Merkezi