Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ekonomik krizden medya içeriklerine, gençlerin geleceğe dair beklentilerinden Gülistan Doku dosyasına, Ortadoğu’daki çatışmalardan Türkiye’nin İsrail politikasına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde;

"Bu ülkenin gençleri artık slogan dinlemek istemiyor"

“Bizim iktidarımızda; adalet sistemi, tartışmaların konusu değil, devletin omurgasının konusu olacaktır. Dış politikada savrulma dönemi bitecektir. Türkiye rüzgâra göre yön değiştiren bir ülke olmayacaktır. Biz tepkisel değil, stratejik bir akıl inşa edeceğiz. Çünkü güçlü devlet, bağıran değil; oyunu kuran devlettir. Ve gelelim ülkemizdeki en kritik noktaya… Bu ülkenin gençleri artık slogan dinlemek istemiyor. Gençlerin boş vaatlere, ezber cümleleretahammülü kalmadı. Gençler netlik istiyor. Samimiyet istiyor. Yol haritası istiyor. İşte biz o yolu çizmeye geliyoruz. Bizim siyasetimiz, geçmişin tekrarından ibaret olmayacak. Bizim bu ülkeye vaadimiz “kriz yönetmek” değildir, bizim bu ülkeye vaadimiz “kriz üretmeyen bir sistem” kurmaktır. Bizim iktidarımızda şunu herkes bilsin: Bu ülke korkuyla yönetilmeyecek.

Bu ülke algıyla yönetilmeyecek. Bu ülke ertelenmiş sorunlarla da yönetilmeyecek. Bu ülke, akıl, adalet ve cesaretle yönetilecek. İktidarın bugün ne yapmak istediğini çok iyi biliyoruz.”

"RTÜK üst kurulu nerede?"

“Medya, internet ve tüm dijital platformlar öldüren bir eğlenceye dönüştü, Bunların hiçbirisi masum değil, hepsi adeta kültürel bir terör aygıtına dönüştü, Gündüz kuşağı programlarıda, dizilerde birer kültürel operasyon. Reyting uğruna mahremiyet satılıyor.Ahlak, ekran başında adım adım çözülüyor. Şiddet sıradanlaştırılıyor. Aldatma normal gösteriliyor. Evlilik dışı ilişkiler cazip hale getiriliyor. Hayasızlık “hikâye” diye paketleniyor.

Bu dizilere göre; para ve güç her şey, bunları elde etmek için her yol mübah, bu bir telkin değil, bu sistematik bir empoze. Bu dili, bu ürkütücü dili diziler kuruyor. Bu dile göre;adaletini kendin sağlayacaksın, intikamı kutsal göreceksin, adaleti değil, hesaplaşmayı esas alacaksın, mahkemelerde adalet dağıtamazsanız ekranların dağıttığı adalete mahkumolursunuz! Peki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nerede? Ekranlar bu kadar kirlenirken, adeta her ortamdan cerahat akarken bu kurum neden sessiz? Ana akım medyadaki gündüz kuşağı programlarına dur diyecek, her türlü kötülüğün anası haline gelen dizilere yaptırımuygulayacak; babayiğit bir RTÜK aranıyor! Yaptırım nerede, ilke nerede, sınır nerede?

RTÜK bu denetimi yapamaz arkadaşlar, eğer yaparsa sağlık sorunları nedeniyle başkan affını istemek zorunda kalır! İşte iktidarın samimiyeti bu, iktidara iyi niyetle destek veren kardeşlerime söylüyorum: görün ve anlayın diye söylüyorum. Bu içerikler iktidarın gölgesindeki ana akım medyada yayınlanıyor. İktidar aile vurgusu yaparken, aile yılı ilan ederken; güdümündeki medya, aileyi içten içe çökertiyor. İktidar LGBT karşıtlığı yaparken, Türkiye'deki isteğe bağlı yayıncılık platformları LGBT ve cinsiyetsizlik propagandası yapıyor, bu ülkenin camilerinde mahremiyet hutbeleri okutulurken, iktidarın kontrolündeki medya gündüz kuşağı programlarıyla ifşayı normalleştiriyor. Bu bir ihmal değil, bu bir göz yummadır. Mesele sadece Türkiye de değil, Bu foseptiği bir de dünyaya ihraç edip kültür ihracatı diye övünüyoruz. Kendi elimizle şiddeti, entrikayı ve gayrimeşru ilişkileri küreselleştiriyoruz. Bir dönem Amerikan dizilerinin yaptığını şimdi Türk dizileri yapıyor, “Yumuşak güç” diye sunulan şey, aslında bu foseptikten başka bir şey değil,Birde çıkıyorlar, bu pisliğin gerekçesini reyting olarak izah ediliyorlar.

Ne yapılsınmış, halkın tercihi bu yöndeymiş? Milletimiz size gelip, şiddeti, fuhuşu, entrikayı, haksızlığı, hırsızlığı, caniliği, gayrimeşru ilişkileri, ifşayı mı talep ediyor? Bu akışa kim dur diyecek? Bu aldatmaya kim son verecek? Bunun için kaç 25 yıl daha iktidarda kalmanız gerekiyor? Keşke bu yaşananlar sadece ekranda kalsa ama bunlar dizide durduğu gibi durmuyor… Dizilerden, aileye taşınıyor, sokağa taşınıyor, okula taşınıyor…İşte dün Siverek’te hepimizin kanını donduran olay! Bugün Türkiye’de uzun namlulu silahla okul basılıyor, önüne gelene kurşun sıkılıyor ve 16 insanımız hedef oluyor…Çocuklarımız, polisimiz, öğretmenlerimiz…Ne oluyoruz Allah aşkına? “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen bir millettin evlatları ne zaman öğretmene kurşun sıkar hâle geldi?Bugün; okullarımız aksiyon filmi setlerini aratmıyor. Kalem tutması gerekenler eller silah tutuyor, AK Partili idarecilere sesleniyorum: “Önce Ahlakve Maneviyat” prensibi merkeze alınmadıkça bu ahlaksız dizilere, gündüz kuşağıprogramlarına müdahale edilmedikçe ne sağlıklı bir nesil yetiştirebilirsiniz ne de bu şiddete son verebilirsiniz. Eğitimde, medyada, siyasette, belediyede, mecliste, sokakta;Kısacası her alanda; “Önce Ahlâk ve Maneviyat” demeden yaptığınız icraatların sonucu işte;Bugün yaşananlardır.”

​“Bu ülkede kaç Gülistan var"

“Kurduğunuz bu sistem kokuşmuş bir sistemdir. Biz bunu her alanda görüyoruz. Yıllardır hepimizin canını yakan bir örnek vermek istiyorum; Adı: Gülistan Doku. Tarih: 5 Ocak 2020... Tunceli’de bir üniversite öğrencisi yurttan çıktı bir minibüse bindi ve bir daha dönmedi. Gülistan Doku o gün 21 yaşındaydı. Aradan 6 koca yıl geçti. Ama bir annenin sorusu hiç değişmedi: “Kızım nerede?” Dün 7 ilde 13 kişi gözaltına alındı. Silinen dijital izler, örtbas şüpheleri, ihraç edilmiş polisler... Bu tablo bize şunu söylüyor: Bu vaka sıradan bir kayıp değil, adaletsizliğin derin bir karanlığıdır! Saadet Partisi olarak açıkça söylüyoruz:

Bu soruşturmada, ucu nereye giderse gitsin, kime dokunursa dokunsun kadar gidilmelidir.

MHP'de 'teşkilat' fesihleri sürerken İzzet Ulvi Yönter'den flaş gönderme!
MHP'de 'teşkilat' fesihleri sürerken İzzet Ulvi Yönter'den flaş gönderme!
İçeriği Görüntüle

Bugün yeniden sormak zorundayız: Bu ülkede kaç Gülistan var? Kaç dosya nüfuzlu isimleri korumak için rafa kaldırıldı? Gülistan Doku meselesinde taleplerimiz net: Yargılama tamşeffaflıkla yürütülmelidir. Dönemin valisi başta olmak üzere hiçbir unvan kimseye kalkan olmamalıdır. TBMM bünyesinde bir “Araştırma Komisyonu” kurulmalıdır. Yargı ve emniyet içindeki nüfuz ağlarının bu tür dosyaları nasıl etkilediği, Meclis çatısı altında cevaplanmalıdır.

Bu bir siyasi tercih değil, Ahlaki, vicdani ve hukuki bir zorunluluktur.

Saadet Partisi olarak bu davanın peşini; Meclis’te de kamuoyu önünde de, tarih huzurunda da bırakmayacağız!”

“İsrail'i tanımaktan vazgeçin"

“Siyonizm’in saldırıları, İsrail yalnızlaştırılmadıkça sona ermeyecektir. Bugün; Filistin’in yok edilmesine göz yumanlar, yarın çok daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır.Biliyorsunuz Küba 1973'te İsrail’i tanımayı bırakan ilk ülke olmuştu. Türkiye ise 1949’dan beri İsrail'i bir devlet olarak tanıyor. Buradan bir çağrıda bulunmak istiyoruz!Türkiye, kurulduğu günden itibaren bölgemize sadece savaş ve gözyaşı getiren, İsrail terör devletini tanımayı derhal bırakmalıdır. Aynı zamanda uluslararası arenada girişimlerdebulunarak ülkeleri; “İnsani değerleri tanımayanları, tanımamaya” davet etmeli ve diğer ülkelere öncülük etmelidir. Bu konuda; Türkiye Cumhurbaşkanını “İnsanlık İttifakı'nın Lideri” olarak görenlere de TBMM’den seslenmek istiyorum: İnsanlığa Liderlik icraatla olur! Buyurun! Güney Afrika’nın uluslararası mahkemelerde gösterdiği cesareti,İspanya’nın ve İtalya’nın kararlı duruşunu siz de diplomaside gösterin İsrail’i tanımayı bırakın! Başta biz olmak üzere 85 Milyon sizi ayakta alkışlasın!”

Kaynak: Haber Merkezi