Kısa Dalga’dan Songül Karadeniz’in haberine göre, Türkiye’de madde bağımlılığı tedavisi gören kişi sayısı artarken, en fazla bağımlılık tedavisi görülen madde metamfetamin oldu. Türkiye Uyuşturucu Raporu’na göre, 2007-2023 yılları arasında yatarak tedavi gören kişi sayısı yüzde 428 artarken, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 6,2’lik bir düşüşle 13 bin 168’e geriledi. Ayaktan tedavi görenlerin sayısı ise yüzde 15,3 artarak 349 bin 393’e ulaştı. Uzmanlar, bağımlılıkla mücadelede eğitim ve rehabilitasyonun önemine dikkat çekerken, kullanıcılar toplumsal dışlanmanın bağımlılığı artıran bir faktör olduğuna işaret ediyor.
Türkiye Uyuşturucu Raporu’nun verilerine göre 2007’den 2023’e yatarak tedavi gören tekil kişi sayısı 16 yılda yüzde 428 oranında arttı. 2023’te ise bir önceki yıla göre yüzde 6,2’lik düşüşle 13 bin 168’e geriledi. Yatarak tedavi olanların dağılımı mükerrer yani tekrarlayan kayıtlarla birlikte 16 bin 291’i buluyor.
İncelenen raporlarda ayaktan tedavi görenlerin sayısı 2014 yılı itibariyle tutuluyor. Mükerrer kayıtların yer aldığı istatistiklere göre 2023’te tedavi gören kişi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 15,3 artarak 349 bin 393’e ulaşıyor.
Tedavi gören kişilerin tedavi gördükleri madde türlerine göre dağılımı incelendiğinde en yüksek maddenin yüzde 37,1 ile metamfetamin olduğu görülüyor. 2019, 2020 ve 2021 yılı verilerine bakıldığında en fazla tedavi görülen madde eroin iken 2022 itibariyle ilk sıra metamfetamin maddesine geçiyor. Eroin maddesi ise 2023 yılında yüzde 28 ile ikinci sırada yer alırken esrar yüzde 11,2 ile üçüncü sırada bulunuyor.
“Metamfetamin salgını sürüyor”
Bağımlılık uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel madde kullanımının geçmişe göre oldukça arttığına değindi. Ögel şunları kaydetti:
Ben 1995'lerde bu alana ilk başladığımda bu kadar yoktu ama bu kadar tedavi merkezi de yoktu. O yüzden merkez arttıkça yatan, tedavi gören sayısı da artacak. Burada araştırma eksikliğimiz olduğu için bazı şeyleri net göremiyoruz araştırmalarda. Ama başka bazı çalışmalarda da var. Nedir benim özellikle kastettiğim şey? Aslında bir dönem eroinden sonra tiner ve bali girdi. Orayı atlıyoruz aslında. O da çok fazla yaygındı. Sonrasında onun yerine bir anda bonzai adını verdiğimiz sentetik kannabinoidler çok yaygınlaştı. Bonzai'ye bağlı ölümler çok yüksek bir sayıdaydı. Neredeyse Avrupa'da ilk üçe oynamaya başlamıştık o dönemde maalesef. Sonrasında bonzai kayboldu. Bir anda met çıktı karşımıza. Şu anda hala met salgını sürüyor. Ama bundan sonra tabii ne gelecek onu da göreceğiz. 2019 civarında metamfetamin ele geçirdi toplumu daha çok. 2015'ler, 2016'lar hep bonzai vardı.”
Prof. Dr. Kültegin Ögel’in söylemlerini raporlar da doğruluyor. Madde Bağlantılı Ölümlerin (MBÖ) dağılımını incelediğimizde en yüksek ölüm sayısının 941 ile 2017’de kaydedildiği görülüyor. 2017 yılında yaşanan 941 MBÖ’nün yüzde 60’ına denk gelen 564’ünde sentetik kannabinoid (bonzai) mevcut. 2023 yılında ise madde bağlantılı 300 ölüm gerçekleşti ve bu ölümlerin 148’inde metamfetamine rastlandı.
“En büyük sorun rehabilitasyon”
Tedavi sürecindeki en önemli eksikliğin rehabilitasyon olduğunu ifade eden Ögel, “Rehabilitasyon aşaması yok bizde. Tüm Türkiye'de 3 tane rehabilitasyon merkezi var. Bu tabi ki yetmeyecek. Biz sadece detoks, arındırma yapıyoruz aslında şu anda. Çünkü mevzuat da buna uygun değil. Buna uygun açılan merkezler de yok. Desteklenmiyor açılması. Açmak isteyenler de engelleniyor. Dolayısıyla en büyük sorun rehabilitasyon, ki bağımlılık tedavisinin olmazsa olmazı rehabilitasyondur. Aslında bir bağımlılık tedavisi en az üç ay sürer. Tedavi süreci üç ila altı aydır ama biz ne yapıyoruz? Yirmi bir günlük, yirmi sekiz günlük tedaviler. Bunlar hep arındırma, detoks tedavileri. Sonrası için merkezlerimiz, imkanlarımız yok. Sonra diyoruz ki bağımlılar tedavi olmuyor. Biz uygun bir tedavi yapmıyoruz ki. Yani grip olduğunuz zaman işte antibiyotik ve ateş düşürücü kullanırsınız ama bizde bunların ikisi de yok. Sonra da diyoruz ki bizdeki gripler düzelmiyor” dedi.
“Bağımlılığın ileri safhalarında kesinlikle düzeniniz bozuluyor”
27 yaşındaki bir madde kullanıcısı, madde kullanım ve tedavi sürecinde düzenli bir hayatın pek mümkün olmadığını belirterek kişisel deneyimini aktardı:
“Başlarda mümkün olsa bile bağımlılığın ileri safhalarında kesinlikle düzeniniz bozuluyor yani sadece uyku, beslenme, vs. değil iş hayatı, aile ilişkileri veya duygusal ilişkilerde kesinlikle problem çıkıyor. Zaten kullananların neredeyse yarısı ‘ben bağımlısı değilim arada sırada içiyorum, hep içen biri değilim vs.’ gibi cümleler kuruyor lakin böyle olsa dahi öyle kalmayacaktır. Çünkü bende 3 sene önce ayda, yılda 1 kere içiyordum. Ben uyuşturucuya çok genç yaşta başladım, 16 yaşlarındaydım. Bağımlılığa iten şey arkadaş çevrem ve merak oldu. Çoğu zaman şunu sormuşumdur kendime; neden diğer, normal insanlar gibi değilim? Neden konsere, kafeye gidip normal şekilde bir hayat yaşayamıyorum? Aslında gençler üzerinde bu konuda aman görmesin, duymasın, bilmesin diyerek uzak tutacaklarını sanan ebeveynler yanlış yapıyorlar, aksine bunun eğitiminin okullarda genç yaşlarda verilmesi ve gençlerin bilinçlendirilmesi, neden uzak durulması gerektiği vs. öğretilmesi gerekir. İçenlerin toplumdan aforoz edilip aşağılanması da bir çözüm değil.”
“İyileştirmedeki temel nokta sistemin içine çekmek”
27 yaşındaki kullanıcının “madde kullanıcılarının toplumdan aforoz edilip aşağılanması da bir çözüm değil” söylemini bağımlılık uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel’e yönelttik. Ögel de sosyal dışlanmanın bağımlılık sorununu kötüleştirdiğini doğrulayarak şunları kaydetti:
“Dışlanmanın sonucunda kişi artık iyice bağımlı hale geliyor. Okulda madde kullanan bir genç düşünün. Şu andaki Türkiye mevzuatına göre ne oluyor? Liseden atılıyor. Atıldı, ne yapacak? Ya bir başka okula gidecek ve kullandığı için oradan da atılacak muhtemelen. Bu sefer ne olacak? Diğer madde kullananlarla, okuldan atılanlarla bir birlik oluşturuyorlar. Bu artık bir dışlanma süreci oluyor. Toplumdan dışlanıyorlar. Zaman içinde giderek bir marjinalleşme de ortaya çıkıyor. Sonra biz diyoruz ki bu arabaları kim kırıyor, kim bu uyuşturucuyu satıyor? Aslında bizim dışladıklarımız. Bizim yabancılaştırdıklarımız. Bizim aslında, tüm dünya için söylüyorum, iyileştirmedeki temel nokta sistemin içine çekmektir. Sistemin içinde onları barındırmaktır. Sistemin içinde oldukları, dışlanmadıkları sürece de kullanım muhakkak azalacaktır.”
17 yaşında AMATEM’in çocuk için olanı ÇEMATEM’e gittiğine değinen madde kullanıcısı, “Bırakma konusunda kararlı değildim ve sağlıklı bir tedavi süreci yaşamadığım için içmeye devam ettim. Çevremde cezaevi arkadaşıyla oturup içen veya cezaevi arkadaşından alan çok kişi var. Yani madde kullandığı veya sattığı sebebiyle ıslah olsun diye cezaevine konulan kişi o maddeyi üreten veya sınırdan geçirenlerle tanışıyor, network sağlıyor. Islahevinden çıkınca da 5 sene sabıkalı ve kolay kolay bir işe girip çalışamıyor. Sonra yine suç işliyor” dedi.
“Her kullanıcı zaten bir satıcıdır”
AMETEM’lerde madde satıcılarının, kullanıcılara daha kolay ulaştığı özelindeki düşüncenin tam anlamıyla doğruyu yansıtmayan bir çıkarım olduğunu vurgulayan Ögel, şöyle devam etti:
“Tabii ki bağımlılık tedavi merkezine satıcılar da tedaviye geliyor. Bizim onu ayırt etme şansımız yok. Dolayısıyla madde bağımlılığının olduğu yerlerde, bu bir sokak da olabilir, bir madde bağımlı tedavi merkezi de tabii ki orada satıcılar da olacaktır. Ama ben hiç bugüne kadar ‘AMETEM’de bir satıcıdan aldım ve öyle kullanmaya başladım’ diye bir şey duymadım, yok böyle bir şey. Artı her kullanıcı zaten bir satıcıdır, bir başkasına satar bir şekilde bu çarkı döndürebilmek için. Özellikle bağımlılık ilerlediği zaman daha çok satmaya başlayacaktır. Dolayısıyla bağımlılıklarda bu mümkün.
Şimdi şöyle bir şey yok mesela, 'Ancak cezaevine sokamazsınız' diyebilirsiniz ki cezaevine bile bazen girebiliyor. Zaten AMETEM’ler de cezaevi değildir. İdrar testleri yapılıyor ve bir kişi kullandığı zaman idrar testinde çıkıyor. O yüzden de kullandığını anlıyoruz, taburcu ediyoruz. Hele dünyada kapılar tamamen açık. Hiçbir güvenlik dahi yok. Çünkü sen madde geldiğinde kullandıysan bu senin sorunun diyorlar. AMETEM’lere olan güvensizliğin ortaya çıkmasının en önemli nedeni birazcık da aslında bağımlıların buralara gitmek istemedikleri için uydurdukları bahaneler. Tabii bu bahaneler de bir anda toplumda yankı buluyor.”




