Merkez Yönetim Kurulu (MYK) sonrası konuşan CHP’li Zeynel Emre, TBMM’de gündemi değerlendirdi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Zeynel Emre, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘TBMM Grup Toplantısı'nda konuşacak’ haberlerine ilişkin konuştu.
Emre, özetle şunları söyledi:
"Gerek yurttaşlarımızın tepkisi, gerek partimizin bir bütün olarak neredeyse, bir bütün olarak meşru yönetimin yanında olduğunu açıklaması karşısında iktidar tarafının uzunca bir sessizliğe büründüğünü, en son da Sayın Erdoğan'ın "Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz" açıklaması aslında tam merkezinde olduğu bir işi inkar etmek zorunda olduğunu ortaya çıkaran gelişmeler sonrasında inkar etmek durumunda kaldığını ifade edelim. Değerli arkadaşlar bakın, biz bu durum karşısında partimizi kurultaya götürmek için, hemen kurultaya götürmek için kurultay delegelerimizden -ki bunlar içerisinde mahkemece butlan kararı verilerek İstanbul il örgütü görevden uzaklaştırılmıştı, bu nedenle İstanbul'u düşerek 1134 kurultay delegesi var- biz ilk gün 600'ün üzerinde bir kurultay delegesine ulaşmıştık. İkinci günün sonunda bu 850'nin üzerine çıktı. Hedefimiz 1000 sayısını aşan bir rakamda olağanüstü kurultay için imzaları toplamak. Tabii nasıl bir organizasyon olduğunu, nasıl bir birliktelik olduğunu aslında görmek isteyen gözler görüyor değerli arkadaşlar.
Niye derseniz? Bakın biz imza toplamaya başladığımız daha ilk 8 saat içinde 600'ü geçtiğimiz bir şeyde hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yapıyor: Delegeler ve üçüncü dereceye kadar yakınları yok MASAK incelemesiymiş yok bilmem neymiş. Niye? Gözlerini korkutmak. Parti demokratik süreci işlemesin. Şimdi biz tabii bir hususu daha ifade edelim. "Efendim tedbir varmış da olağanüstü kurultay yapılamazmış." Dikkat ederseniz biz seçilmişler olarak, seçilmişlerin sözcüsü olarak burada sizlerle hitap ettiğimizde hep kanundan, anayasadan, AİHM kararlarından, Siyasi Partiler Kanunu ilgili maddelerinden örnekler ve pratik Yüksek Seçim Kurulu uygulamalarından bahsediyoruz. Bunun tersini savunanlar ise "Kaynağı neresi?" dediğimizde size bir kaynak gösteremiyorlar. "Efendim mahkeme tedbir kararı varmış, seçim yapılamazmış." Pekala İstanbul'da tedbir kararı varken, bir geçici kurul var iken Yüksek Seçim Kurulu izin vermiştir, seçimler yapılmıştır. Bizim seçim hukukunun tarihine baktığımız zaman çok kereler örnekleri vardır. Hiçbir zaman hiçbir mahkeme kararı delege iradesini ortadan kaldırmaz, tüzüğü ortadan kaldırmaz. Tüzük açıktır. Şimdi tabii öyle bir durum var ki artık her alanda hukuksuzlukları görmeye başladık. Verilen mahkeme kararı görevde bulunan genel başkan, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu'nu uzaklaştırmış; başka bir kurulu yani 2023 4-5 Temmuz dönemindeki kurulları göreve getirmiştir geçici olarak. "Tedbiren" demiştir. Ha, burada bir hususun daha altını çizelim: Her nasılsa mahkeme iade yazarken Genel Başkan yazmış, PM yazmış, Yüksek Disiplin Kurulu yazmış ama Merkez Yönetim Kurulu yazmamış. Niye? Çünkü o Merkez Yönetim Kurulu çoğunlukla bu butlan işinin karşısında diye. Buradan da bir siyasi mühendislik olduğunu görebiliriz. Değerli arkadaşlar, yeni bir MYK görevlendirilmesi ancak bizim tüzüğümüzün açık hükmüne göre ancak Parti Meclisi'nin onayıyla olur. Bizim halihazırdaki Parti Meclisimiz, Parti Meclisimizde alınan kararları, daha önceki dönemde kurultayda alınan kararları ve tüzüğün devamı konusunda mahkemece verilmiş bir karar yoktur. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi, en son değişiklikle yürürlükte olan tüzüğünü uygulamak durumundadır. Burada da çok açıktır: Genel başkanın önerisiyle PM üyelerinin salt çoğunluğunun onayıyla göreve gelir. Bu yönüyle baktığımızda şu anki MYK'nın görev yapması kanunsuzdur. Şimdi şu çok açıktır: Adalet ve Kalkınma Partisi yargısı baba ocağımızı kapatma planı yapmaktadır. Değerli arkadaşlar bakın geçtiğimiz günlerde dile getirdim. Siyasi partiler anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve o kanuna uygun bir şekilde hazırlanan tüzüklerine göre yönetilirler. Burada da çok açıktır. Bakın Anayasanın 68 ve 13. maddeleri ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 21. maddesi. Ne der burada 21. madde? Seçimler Yüksek Seçim Kurulu'nun, seçim kurullarının il ve ilçelerde hakimlerin gözetiminde yapılır. Varsa bir hukuksuzluk itirazınız iki gün içinde yapılır. Eğer hakim bir iptal kararı verirse kanunda çok açık yazar; 1 ve 2 aylık bağlayıcı süreler vermiştir. 1 aydan az, 2 aydan fazla süre olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi belirler. Yani hiçbir şekilde hiçbir kanun, hiçbir mahkemeye bir siyasi partinin süreden bağımsız, yıllar boyu olabilecek şekilde yorumlanabilecek şekilde kurultay yapmadan mahkemece atanmış kişiler tarafından yönetilmesine müsaade etmez. Bu yönüyle bu mahkeme kararının hukuksuzluğu çok açıktır. Şimdi yine Siyasi Partiler Kanunu'nun bakın 14. ve 36. maddelerini birlikte incelediğiniz zaman siyasi partiler 2 yılda bir olağan kongrelerini yapmak zorundadır. 1 yıl uzatma hakkı vardır. Bu süre daha uzadığı zaman ihtarla karşılaşabilir. Hele hele iki kez üst üste bu dönem kaçırılmış ve 6 yıllık kesin bir süreyle bu süre geçmiş ise o siyasi partinin seçimlere girmesi engellenir, malları hazineye irat kaydedilir. Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda geçmişte vermiş olduğu kararlar vardır. Mahkemece verilen iptal kararı sonrasında 4-5 Kasım 2023 tarihine dönüldüğü için bizim en son geçerli kurultayımız Temmuz 2020 gösterildiği için Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2026 Temmuz ayının 25'ine kadar kurultay yapması bir varlık ve yokluk meselesidir.
Bu konu bu kadar açıktır. Partimizin tamamen mahvına sebebiyet verecek bir işten herkes kaçınmalıdır. Burada tüm yetkililere tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Bu risk alınabilecek bir risk değildir. Kanunun hiçbir tarafında bağlayıcı 6 yıllık bu süreyi "şu ya da bu şekilde şu süreler keser" diye bir ibare yoktur. Ülkemizdeki çok saygın, seçim hukukundan anlayan, kamu hukuku alanında çalışan profesörlerimiz, uzmanlarımız da bizimle benzer değerlendirmede bulunmaktadır. Dolayısıyla buradan bir kez daha bu işin ciddiyetinin altını çizelim. Değerli arkadaşlar partimize yönelik çok kirli bir kara propaganda var. Defaatle anlatıldı bunlar. Yok 1200 tane cep telefonu dağıtıldı, yok KİPTAŞ'tan daireler dağıtıldı kurultayda; bahsettikleri telefonun o tarihte sürümü olmadığı ortaya çıktı. İddianamelere bunlar yazılamadı. KİPTAŞ'tan daire dağıtıldığına ilişkin iddianın koca bir yalan olduğu ortaya çıktı. Birtakım dedikodularla bazı soruşturmalar açtılar. Bakın o soruşturmalar tarafından açılan davalar ve soruşturmaların hiçbirinde bir kesin hüküm yoktur.”




