Financial Times'ın haberine göre İsrail’in 8200 Birimi, Hamaney'in komuta merkezine gelmesini bekledi, ardından bir kaynak onun sığınağa inmediğini bildirdi. Sonrasında cinayet operasyonu başladı.

Ali Hamaney ve yakın çevresinin nasıl öldürüldüğüne dair ikinci bir anlatım. Bu kez hikâyeyi aktaran Financial Times.

İngiliz gazetesinin kaynaklarına göre liderin öldürülmesi, teknoloji ile insan faktörünün birleşimiyle gerçekleşti.

İran’da can kaybı 787’ye yükseldi
İran’da can kaybı 787’ye yükseldi
İçeriği Görüntüle

İddiaya göre İsrail’in 8200 Birimi, Tahran’daki trafik kameralarını uzun süre önce hacklemişti. Bu sayede İran komuta merkezinin bulunduğu ve Dini Lider’in de yer aldığı büyük yerleşkenin girişleri yakından izlenebildi. Generallerin hareketleri, izleri ve saatleri takip edilerek neredeyse günlük bir rutin çıkarıldı. Ardından en elverişli an beklendi. Üst düzey yetkililerin katıldığı bir dizi toplantı. Kaynaklar, “Tahran’ı Kudüs gibi biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda İsrailliler telefon şebekesine de müdahale etti. Telefonların sürekli “meşgul” çalmasını sağlayan bir sistemle güvenlik birimlerinin iletişimi zorlaştırıldı. Oysa güvenlik aygıtlarının teyakkuzda olması gerekiyordu. Çünkü düşmanın saldırısı an meselesiydi.

Haziran ayındaki çatışmada İsrail ordusu (IDF), koruma ve savunma kalkanını aşarak çok sayıda üst düzey ismi öldürmüştü. Bu önemli bir emsaldi. Ancak alarm sistemi işlemedi ve rejim bir kez daha savunmasız yakalandı.

Tel Aviv’in operasyonu ise CIA’nın sağladığı belirleyici bir unsurla tamamlandı. Doğrudan bir kaynak, saldırı anında Hamaney’in en derin sığınağa inmediğini doğruladı. Bunun üzerine muhtemelen bu işareti bekleyen İsrail’e ait F-15 savaş uçakları, 2 bin kilometre menzilli 30 adet Black Sparrow füzesi fırlattı. Art arda gelen saldırılar, hükümet kompleksinin bir bölümünü yerle bir etti ve Hamaney ile birlikte danışmanları ve korumalarını öldürdü.

Financial Times, bu saldırının kökeninin aslında 2000’li yılların başında başlatılan bir sızma kampanyasına dayandığını hatırlatıyor. Plan, dönemin Mossad Başkanı Meir Dagan tarafından, Başbakan Ariel Sharon’ın talimatıyla hazırlanmıştı. İsrail ajanları önce sahada faaliyet gösterdi, ardından yerel ajanlar devşirdi. Bu ağ, daha sonra bilim insanlarına yönelik suikastların, tesis sabotajlarının ve İran’ın tüm nükleer arşivinin çalınmasının önünü açtı. Geçen yaz ise bir sonraki aşamaya geçildi; hat gerisinde düzenlenen saldırılarla füze bataryaları ve askerî hedefler, operasyon için uyarlanmış “güdümlü” roketlerle imha edildi.

Şimdi ise bu “görünmez ordu”nun, bombardımanlarla eş zamanlı olarak yeniden harekete geçtiği ileri sürülüyor. Bu iddiayı dile getiren Arap kanalı Al Arabiya. Trump–Netanyahu ikilisinin vaat ettiği yeni saldırı dalgasının, iç muhaliflerden oluşan silahlı hücrelerin daha fazla devreye girmesini içerebileceği de ihtimal dışı değil. Bu risk Devrim Muhafızları tarafından da hesaba katılmış görünüyor; zira karşı istihbarat faaliyetleri yoğunlaştırıldı.

Kriz anlarında her zaman propaganda unsuru devreye girer; taraflar rakibi yalnızca mermilerle değil, “haberler” ve “ifşalarla” da zorlamaya çalışır. Buna “sis savaşı” denir. Son dönemdeki başka örnekler de bunu doğruluyor. Temmuz 2024’te Tahran’da bir patlamada hayatını kaybeden Hamas yetkilisi İsmail Haniye’nin ölümü de farklı versiyonlarla anlatılmıştı: daireye yerleştirilen bomba, uçaktan atılan füze ya da yakındaki bir tepeden ateşlenen roket.

Kaynak: Haber Merkezi