Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ve İsrail'in İran’a yönelik saldırılarının ardından yaşanan gelişmeleri gazetecilerle iftar programında değerlendirdi. Fidan, İsrail’in İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, "Netanyahu, İran tehdidinin hem bugün hem de gelecek için tamamen ortadan kalkmasını istiyor. Tehdidi önce İran’ın sahip olduğu yetenekler olarak tanımlıyordu; şimdi bu yeteneklerin ötesine geçip rejimin kendisi olarak tanımlıyor. Rejim değişikliği hedefi var" dedi.
Fidan, Türkiye’nin bölgedeki çözüm süreci ve istikrar konusuna da dikkat çekti. Bakan, "Terörsüz bölge meselesi Suriye’yi, Irak’ı ve İran’ı ilgilendiriyor. Buralardaki denklemde örgüt kendi iradesini koymadığı sürece, Türkiye’de belli adımları atmak mümkün olmuyor" ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye olası bir saldırı ihtimaliyle ilgili soruya Fidan, "Türkiye kendini her zaman korur. Bunun için gerekli iradeye ve yeteneğe sahibiz" yanıtını verdi. Ayrıca Fidan, İran’dan olası bir göç dalgası beklenmediğini ve İran’ın vatandaşlarını sınırlarından çıkarmadığını da söyledi.
İran'da rejim değişikliğine neden olacak bir gelişmenin henüz olmadığını savunan Fidan'ın açıklamalarını Sözcü yazarı Saygı Öztürk şöyle aktardı:
“ABD ve İsrail saldırılarının, ilk aşamada İran’ın bölgedeki vekil unsurlarında çok belirgin bir hareketlenmeye yol açmadığını görüyoruz. Ama Hizbullah tarafında bazı hareketlilikler oldu. İran halkı içinde, ‘Rejim değişikliği sonucunu doğuracak’ ölçekte bir dalgalanma ise şu an için görünmüyor.
En kötü senaryo nedir?
Gelişmeler, hem bölgemizin geleceğini hem de küresel istikrarı riske atabilecek nitelikte. Mevcut şartlarda en olumsuz senaryo şu: Çatışmanın tırmanarak sürmesi ve İran’ın bölgedeki Arap ülkelerinde bulunan ABD üslerini doğrudan hedef alması, atılan adımların daha büyük bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme ihtimalini artırıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel finans ve enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabilir. Bu da ABD’yi kısa sürede bir şekilde sonuç almaya zorlayabilir.
İran’dan doğal gaz akışının kesilmesi ya da Körfez ülkelerinden enerji ithalatında ciddi bir aksama yaşanması, küresel ölçekte enerji arz güvenliği açısından önemli bir risk doğurabilir.
Bu meselenin askeri, güvenlik, siyasi, ekonomik ve enerji boyutlarını ayrı ayrı çalışıyoruz; olası senaryolara göre atılabilecek adımlar üzerinde hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bizim temel isteğimiz, talebimiz net: Karşılıklı saldırılar bir an önce dursun ve yeniden diplomasiye dönülsün. Bunu da bütün görüşmelerimizde açık şekilde vurguluyoruz.
"Savaşın başlangıcını biz geciktirdik"
Netanyahu tabii ki İran diye bir tehdidin hem bugün hem gelecek için tamamıyla ortadan kalkmasını istiyor. Tehdidi, İran’ın sahip olduğu yetenekler olarak tanımlıyor. Şimdi yeteneklerin de ötesine geçip rejimin kendisi olarak tanımlıyor.Rejim değişikliği hedefi var.
Türkiye olarak biz savaş olmasın diye uğraştık ve bunun mücadelesini verdik. Yaratıcı çözümler de sunduk açıkçası. Hatta savaşın başlangıcını geciktirmiş de olduk. Aslında savaş daha erken başlayacaktı, biz biraz daha geciktirmiş oldukbu çabalarla. Belki bir neticeye ulaşabilirdi ama eski yönteme dönmeyi tercih ettiler. Yine müzakerenin ortasında bu savaş başladı. İranlılar, müzakerenin ortasında savaş başlaması meselesini bir şekilde aslında diplomasinin ihanete uğraması olarak da nitelendiriyorlar. Bundan sonra ne olacağına ciddi şekilde bakmak lazım.
"İran'ın elinde ne kadar füze ve dron kaldığını bilmiyorlar"
Tabii burada saldıran güçlerin niyetine bakmak gerekir. Bence, İsrail ve ABD, İran’ı ilerisi için de tehdit oluşturacak bir İran olmaktan çıkartmak isteyeceklerdir. Şimdi İran da maliyet üretmek için çaba harcıyor. O da Körfez’deki enerji hedeflerini bombalayarak şu anda maliyet üretiyor. Açıkçası bu maliyet ne kadar daha devam eder, ne olur ona bakacağız. Ama İran’ın beklediği cevap gelmeyecek gibi... İran buraları bombalayarak, bunlar da Amerika’ya baskı yapsınlar, savaşı durdursunlar falan diyecek ama o olmayacak gibi. İran’ın elinde ne kadar füze, dron kaldığını bilmiyorlar. İran, füze ve dronlar ile İsrail’i gerçekten rahatsız edebilir, bunları ciddi bir şekilde kullanırsa.
Bölgede yaşayan Türkiye vatandaşları
Fidan, mevcut çatışma bölgesinde yaşayan Türkiye vatandaşlarının durumu hakkında şu bilgileri verdi:
"Bir yandan diplomatik çözüm için temaslarını sürdürürken, bir yandan da çatışma bölgelerindeki vatandaşlarımızı yakından izliyoruz. Şu ana kadar olaylarda yaralanan ya da hayatını kaybeden herhangi bir vatandaşımız yok.
İran’da, çifte vatandaşlar dâhil, yaklaşık 20 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. Sorunsuz şekilde geçiş yapabiliyor. Başkonsolosluklarımız, büyükelçiliklerimiz 24 saat çalışıyor. Dubai’de tatilde bulunan vatandaşlarımızın geri dönüşünde bir sıkıntı oldu."
Göç dalgası gelir mi?
İran’dan Türkiye’ye bir göç dalgası beklenip beklenmediği konusundaki soruyu Fidan, şöyle cevaplandırdı:
“İçişleri, AFAD, Kızılay, Milli Savunma, MİT her türlü planlamayı yapıyoruz. Bu konuda halkımız müsterih olsun. Gerekli imkanlara ve planlamalara sahibiz. Şu anda İran kendi vatandaşlarını sınırdan çıkarmıyor. Dolayısıyla İran’dan hiç kimse bize gelmiyor.
Savaş Gazze’yi kötü etkiliyor, kötü etkileyecek. Şimdi İsrail Gazze’ye giriş çıkışları savaştan dolayı durduruyor. Gazze’de beraber çalıştığımız Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ürdün vesaire ülkelerin başında başka acil ateşleri var ve ister istemez gündemleri değişiyor.”




