Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in 2 Mayıs’taki görüşmesinde Gezi Parkı davası da konuşuldu.

Özel ilerleyen günlerde yaptığı açıklamalarda, davada yeniden yargılama konusunda bir yol bulunması çağrısı yaptı.

Bingöl'de madde bağımlısının bıçaklı saldırısında ölü sayısı 4'e yükseldi Bingöl'de madde bağımlısının bıçaklı saldırısında ölü sayısı 4'e yükseldi

Bu süreçte dava kapsamında tutuklanan Osman Kavala’nın bir avukatının, yerel mahkemeye itiraz dilekçesi verdiği ortaya çıktı.

Bazı uzmanlar, Gezi Parkı davasının yeniden gündeme gelmesini, ülke siyasetindeki "normalleşme" ya da "yumuşama" gibi kavramlarla yorumlanan yeni sürecin parçası olarak yorumladı.

İktidar partisine yakın çevrelerden farklı görüşler kamuoyuna yansırken Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli yeniden yargılama taleplerini sert bir dille eleştirdi.

Osman Kavala ise yaptığı açıklamayla, "hak ihlalleri içeren davaların yeniden görülmesinin temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereği" olduğunu belirtti.

Tartışmalar nasıl başladı ve nasıl ilerledi?

Davayı son dönemde güçlü bir şekilde yeniden tartışılır kılan en önemli gelişme, konunun Erdoğan ile Özel arasında 2 Mayıs’ta yapılan görüşmede gündeme gelmesi oldu.

Buluşmada Özel, Erdoğan’a, Gezi Parkı davası kapsamında cezaevinde bulunan Tayfun Kahraman’ın kızı ile cezaevinden önce ve sonra çektirdiği fotoğrafları verdi.

Aynı gün Hürriyet gazetesinde Abdülkadir Selvi, Gezi davası kapsamında bir itiraz yapıldığını yazdı ve bu itirazın davayı esastan etkileyebileceğini öne sürdü.

Selvi bu itiraz kapsamında, Gezi davasında ceza verilmesine esas teşkil eden ve ortadan kaldırılmak istendiği iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden kastedilenin "Başbakan" ve "Bakanlar Kurulu" olduğunu, ancak bunların 2017 referandumu ardından ortadan kalktığını, suçun mağduru olan hükümetin, yasa ve Anayasa’dan çıkarıldığını, ortada mağduru olmayan bir suç kaldığı tespitlerinin bulunduğunu yazdı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Ankara milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Delegasyonu Başkanı Tuğrul Türkeş de 3 Mayıs’ta X hesabından yaptığı açıklamada, dilekçeyle başvuruya tepki gösterenleri eleştirdi.

"Bu kişiler neye dayanarak ve neye karşı çıktılar?" sorusunu yönelten Türkeş, buna cevap olarak beş madde sıraladı.

Maddelerden birinde, "Osman Kavala’nın nihayet tahliye olma ihtimalinin yüksek olmasına mı?” bir diğerinde ise "Türkiye’nin uluslararası arenada haksız ithamlarından kurtulmasına mı?" diye sordu.

CHP Genel Başkanı Özel, 4 Mayıs’ta yaptığı açıklamada Erdoğan’la görüşmelerinde konuyla belgeleri bıraktığını belirtti ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararına karşın inatlaşılmaması çağrısında bulundu.

Özel Erdoğan

Özel, "Ben, geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde tam günlük temaslar yaptım. Çok sayıda devlet başkanıyla görüştüm. Türk heyetini ziyaret ettim. 'Ağzımızı açsak bize Osman Kavala diyorlar, adım attırmıyorlar" dediler heyettekiler. Bir yol bulunsun bu cendereden çıkılsın" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum ise 5 Mayıs’ta "sivil itaatsizlikle" ilgili bir paylaşım yaptı.

"Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren hak ve adalet esaslı sivil eylemlerle emperyalist projelerle işbirlikçi sivil itaatsizlik özdeşleştirilerek, özellikle milli devletlerin zaafa düşürülmesinde ve nihayetinde tasfiyesinde çok etkili bir araç elde edildi" diye yazan Uçum şunları ekledi:

"Soğuk savaş sonrasının 'turuncu devrimleri', 'Arap baharları' bu amaçla teşvik ve tahrik edildi. Türkiye’de emperyalist bir planlamayla yapılan işbirlikçi gezi eylemi kaos hedefli yıkıcı sivil itaatsizlik eylemlerinin tipik örneğidir."

Uçum, "Bu eylemler pozitif ceza hukuku açısından her zaman suç sayılan eylemler olur. Suçun niteliği değişen şartlara göre değişmez veya değişen durumlara göre eylemin suç niteliği ortadan kalkmaz" dedi.

Uçum’un bu paylaşımı Gezi Parkı davasındaki yeniden yargılama tartışmalarına bir tepki olarak yorumlandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de 7 Mayıs’ta CHP lideri Özel ile görüşmesinden hemen önce yaptığı açıklamada, Kavala ve Gezi davası ile yürütülen tartışmaları eleştirdi.

Bahçeli, "Gezi Parkı davasında hüküm alan Osman Kavala’nın yeniden yargılanması ya da serbest bırakılması hususunda kamçılanan sipariş bir süreç devamlı surette ilerletilmektedir" dedi.

Bahçeli, "Kavala yanlısı bazı kalemşör" olarak tanımladığı bazı yazarların, "Türkiye’nin AİHM ve AYM (Anayasa Mahkemesi) kararlarına uymaması nedeniyle Avrupa Konseyi tarafından yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalmasının kime yarayacağını sorduğunu" belirttikten sonra şu ifadeleri kullandı:

"Ne yapalım, boyun mu eğelim? Yarı sömürge bir ülke olmaya tamam mı diyelim? Avrupa istedi diye adalet ve hukuk şerefini iki paralık mı edelim?"

Bahçeli, "Mahkum olmuş Kavala’ya ‘içeride tutuluyor’ diye yazıp konuşanlar tek kelimeyle devlet ve millet muhalifidir. Bunların anlayışına göre Türkiye uluslararası baskı ve dayatmalara teslim olmalı, süngü düşürmeli, diz çökmelidir" diye konuştu.

MHP lideri ayrıca, "Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı şer ve şirret emel sahiplerine müsaade etmeyecek, sonuna kadar direnecektir" sözlerini kullandı.

Yeniden yargılama mümkün mü?

Peki siyasi tartışmaların önemli gündemlerinden birine dönüşen Gezi Parkı davasında yeniden yargılama mümkün mü?

BBC Türkçe’nin görüştüğü davanın çeşitli avukatları, cezaevindeki isimlerin haklarındaki kararların Yargıtay tarafından onanmış kesin hükümlere rağmen bunun mümkün olduğunu belirtiyor.

Görüştüğümüz avukatlar, itiraz dilekçesi yoluyla mahkemeye yapılan başvuru ardından mahkemenin kararıyla davanın yeniden görülme sürecinin hukuken mümkün olduğunu belirtmekle birlikte daha somut olarak AYM'yi işaret ediyor.

Avukatlar, davanın sanıklarının AYM'nin adil yargılanma hakkının ihlali başvurularında bulunduğu ve bu kararların henüz çıkmadığını hatırlatıyor ve bu kararların dava sürecini tamamen değiştirebileceğini belirtiyor.

BBC Türkçe'ye konuşan Çiğdem Mater’in avukatı Hürrem Sönmez, “Ben Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda ivedilikle bir karar vermesini ve ondan sonra da bunun yeniden yargılamanın yolunu açmasını bekliyorum ve umut ediyorum” diyor.

BBC Türkçe'nin görüştüğü Can Atalay'ın avukatı Özen de bu süreçte AYM'nin kararına dikkat çekiyor.

Özen, "Gezi davasının esasında o kadar akıl almaz hak ihlalleri yaşandı ki AYM bunları değerlendirmeli ve ihlal kararı vermeli. Bütün sanıklar açısından burada adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. Bu karar verildiğinde bu kişilerin hepsinin yeniden yargılamasının önü açılır. Yeniden yargılamanın en makul ve en olması gereken yolu bu. Dolayısıyla böyle çok acayip formüllere ihtiyacımız yok. Tek ihtiyacımız olan şey, hukukun uygulanması."

Avukatlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da "olağanüstü kanun yolu" üzerinden kararı bozma yetkisi olduğunu, böyle bir hukuki yol bulunduğunu da ekliyor.

Avukat Bilgin, böyle bir durumun geçmişte örneğin Soma davasında yaşandığını belirtiyor.

Avukatlar, AİHM yolunun da bir seçenek olduğunu aktarıyor.

Avukat Sönmez, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaklaşımı halihazırda Türkiye'de işleyen bir Anayasa Mahkemesi yargısı olduğu yönünde. Dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmesi ön şartı bakımından Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararı beklemek gerekiyor. Ama süreç çok uzadığında o zaman elbette Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak da gündeme gelebilir” diyor.

Kaynak: BBC Türkçe