Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun, "Kirlenmiş siyasi iklimin parçası olmamak amacıyla Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırdık" sözlerinin ardından Gelecek Partisi resmen feshedildi. Konuya ilişkin Elips TV’de yayımlanan Hasan Basri ile “Özel Gündem” programında değerlendirmelerde bulunan Genel Başkan Vekili Ayhan Sefer Üstün, “Kurarken de kapatırken de cesaret gösterdik” dedi. Üstün’ün yaptığı açıklamalardan öne çıkan başlıklar şöyle:
"10 gündür tartışıyorduk"
Aslında bunu 10 günden beri tartışıyorduk. Çok ketum ve gizli bir tartışma yaptık. Hatta bütün işlerimizi de aksatmadık. Hatta Polatlı’da bir saha programımız vardı, sayın Başbakanımızı oraya götürdük. Kongre sürece içindeyiz, onlar devam etti. Ama biz arka planda çok derin iştişarelerde bulunduk. Partinin tüm kademeliyle değerlendirdik. 7 yıldan beri bizimle olan tüm kurucularımızla iştişarede bulunduk. Tüm bunlar basına yansımaya başladı. Zaten biz de açıklamamızı bu akşam mı yapalım yoksa bugüne mi bırakalım diye bir kararsızlığımız vardı. Hazır basına sızdı bu iş, o zaman metnimiz de hazır biz bunu bu akşam (dün) açıklayalım dedik. İstişareye katılanların büyük bir çoğunluğu bu yönde karar bildirdiler ve bunun da kapatma ya da fesih olması gerektiğini ifade ettiler. Ve bu kararı cesur bir şekilde aldık.”
“Kutsal olan idealinizdir”
Bizim de biraz başımıza son zamanlarda ne geldiyse, koltuklarımızı bırakamamak veya koltuklarımızı, makamlarımızı veya kimliklerimizi... Kimlik de demeyeyim de, böyle kartvizitlerimizi kutsallaştırmış olmak. Onlar kutsal değildir. Kutsal olan, bir idealiniz varsa odur veya insandır veya görüşlerinizdir. Bu ayrımı Türkiye daha çok yapamıyor. Bunu belki İskandinav ülkeleri yapıyor. Orada işte adam bir günde karar veriyor, başbakanlığı bırakıyor. Bir bakıyorsunuz, bir karton kutuyla birkaç kitabını almış, birkaç kalemini almış gidebiliyor. Bu görüntüler bizde alışık olunan bir durum değil. Sayın Davutoğlu da başbakanlığı bırakırken, aslında başbakanlığa gelişindeki hedeflerini gerçekleştiremediğini gördüğünde ve artık bu gerilimler ülkeye zarar verir, bunu anladığında, "Ülkeye zarar vereceğine ben bu makamları bırakırım." dedi. Şimdi bir partinin yapamayacağı davranış tarzlarını ne yapmak istedi? O zaman AK Parti'de bir takım reformlar yapmak istedi. İşte siyasi ahlak, yolsuzluklarla mücadele, imar kanununda düzenlemeler gibi. Bunun adına "restorasyon" dedik. Bakın, "restorasyon" demiştik. Ben de o zaman genel başkan yardımcısıydım tabii.
Hemen dediler ki: "Sayın Cumhurbaşkanından efendim, AK Parti'de eskiden bir şey mi varmış da nereden restore ediyorlar bunlar?" falan filan demeye başladılar. Oysa söylediğimiz konular hem partinin yararına olan konular hem de ülkenin yararına olan konulardı. Şimdi geldiğimiz noktada siyasetin bu kadar kirlendiği bir ortamda, siyasi ahlaka nasıl ihtiyaç olduğunu, siyasi ahlaksızlığın ülkeyi nereye getirdiğini, ülkeyi yiyip bitirdiğini görüyoruz. Hani o gün, bundan 10 yıl önce bunu çıkartmış olsaydı Hasan Bey, iyi bir şey olmayacak mıydı?
Veya bizim "Şeffaflık Yasası"nın adını koyduk. Ama biraz adı olsun diye söyledik. Aslında yolsuzlukla mücadele kanunuydu. Bakın, bugün yolsuzluktan şikâyet edenler veya göreceli olarak yolsuzlukla mücadele ettiğini söyleyenler, o gün o yasaların çıkmasına karşı geldiler. Hatta bizim bu düşünceye kapıldığımız için bizi tasfiye etmeye kalktılar.
Veya bakın, bizim en son tartışmamız ne olmuştu Hasan Bey? Vizesiz Avrupa meselesinde. Bunu Sayın Davutoğlu kurtarmıştır. Merkel'le, Avrupa Birliği ile bu meseleye imza atmıştır, paraf etmiştir. İşte birkaç kanun, bir tanesi de siyasi ahlaktı. Bunların çıkması lazımdı. Çıktığında da biz artık vizesiz Avrupa'ya seyahat edebilecektik. O zaman 25 ülkeye... Bakın şimdi, sanırım 28 oldu. İnsanlarımızın nasıl konsoloslukların önünde sabahladıklarını görüyorsunuz. Şu pasaport dünyanın en itibarsız pasaportu hâline geldi.
Şimdi o gün son kavgamızı bunun için vermişiz. "Bunlara siz karşı mı geliyorsunuz, karşımıza mı geliyorsunuz?" dedik. Karşı geliyorlar. "Bırakıyorum kardeşim." dedi. "Buyurun." dedi. Şimdi buraya gelmek hakikaten başkaları için zor bir şey ama Sayın Davutoğlu ve arkadaşları için bunlar kolay şeyler. Bir yerden... Yani biraz böyle, "Yangın var, yangın var." demişiz; yangını görmemişler. Biraz da en sonunda kendimizi yakmak zorunda kalmışız. Acaba görürler mi diye. Peki, bu isyanımız veya bu feryadımız kimeydi? Öncelikle tabii geniş halk kitlelerineydi.
"Siz işinize bakın dediler"
Daha o zaman, bundan 10 yıl önce, "Bakın, memleket kötüye gidiyor. Hele bu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi otoriterleşmeye götürecek. Efendim, yolsuzluklar şunlar bunlar peşinden gelecek, ülke fakirleşecek." dediğimizde, "Siz niye konforunuzu bozuyorsunuz? Sesinizi çıkartmayın, işinize bakın. Başbakansınız ya, genel başkan yardımcısısınız." dediler bize. Biz buna itibar edemedik. "Hayır." dedik. "Bakın, ülke meseleleri bizim için daha önemli." Erken bir alarm sistemi, erken uyarı vazifesi görmek istedik ama anlatamadık. Yani gene kabahati biraz kendimizde bulalım. Bu çıkışımızın amacı buydu. Buradan kamuoyuna, "Bakın, memleket kötüye gidecek." dedik 10 yıl önce. O zaman bize neredeyse meczup gözüyle baktınız. Ama memleketin geldiği nokta ortada. Bunu hâlâ anlamıyorsanız, biz kendimizi yakıyoruz kardeşim. Bu sefer anlayın artık. Bir başka mesajımız da yakın zamanda yol yürüdüğümüz arkadaşlarımıza.





