Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Türkiye'deki İslami camianın kendisini yetiştirmediğini, ahlakına ve edebine yatırım yapmadığını, doğru düzgün kaynak okumadığını ifade eden Furkan Bölükbaşı, tenkit kabiliyetinin düşük olduğunu belirtti. Bilgilerin sözlü kültüre dayalı ve dayanaksız olduğunu, kritik analitik düşünme yetisinin ise asla gelişmediğini savunan Bölükbaşı, camianın komün mantığıyla öbeklenip holiganlaştığını, kendi öbeğini ayakta tutmak için diğer herkesin hakkına girmekten ve iftira atmaktan çekinmediğini kaydetti.

Camiadaki holiganlaşma ve ritüel indirgemeciliği

Dini yaşamayı kisve ve ritüelden ibaret zanneden bir yapı bulunduğunu belirten Bölükbaşı, meselenin güzel ahlak, adalet, hakkaniyet ve hakikat gibi boyutlarıyla hiçbir celsede kesişilmediğini ifade etti. Her on senede bir başka tarza ve başka bir yüze bürünen bir veya birkaç Fetullah Gülen versiyonuna aklını teslim etmekten vazgeçilmediğini dile getiren Bölükbaşı, futbol takımı tutar gibi şahıslara bağlanıldığını, ananın babanın bile savunulmayacağı ölçüde bu kişilerin savunulduğunu aktardı. Bağlandığı kişinin hataları ortaya çıkınca hesap sormak yerine tevil yoluna gidildiğini, kişinin kusursuzlaştırılıp putlaştırıldığını ve hataları ortaya çıkaranlara acımasızca saldırıldığını vurguladı.

Fetullah Gülen örneği ve göz ardı edilen gerçekler

Bağlandığı kişinin de nefs sahibi bir insan olduğunu, evliyaların bile günahlara düşmekten kurtulamadığını göz ardı eden bir yaklaşım sergilendiğini belirten Bölükbaşı, Tayyip Erdoğan gibi yüksek itibarı olan bir siyasi liderin bile Fetullah Gülen'e karşı camiasını uyandırabilmek için yıllarca gece gündüz mesai yaptığını hatırlattı. Fetullah Gülen darbe yapmasa milletin gözündeki perdenin mecburen kalkmayacağını, kendisinin de kıskanç bir müfteri olarak kalacağını ifade eden Bölükbaşı, sonrakilerin darbe yapmasa da sakince inanç dünyalarını tarumar ettiğini, insanları müslüman ahlakından ve vakarından uzaklaştırdığını kaydetti.

Hakikati savunanların yalnızlaştırılması

Senelerce bu camia için samimiyetle çabalayan, insanları doğru yola çağıran pek çok salih insanla da karşılaştığını belirten Bölükbaşı, bu kişilerin öfke ve nefret satmadıkları, insanları kisve ve ritüel müslümanlığına değil hakka ve adalete çağırdıkları için yalnız kaldıklarını, hedef olduklarını ve küstürüldüklerini ifade etti. Hal böyleyken akıllanmamakta ısrar edenler için kıymetli vaktin israf edilmemesi gerektiğini belirten Bölükbaşı, gerçekle yüzleşmenin üzücü olduğunu ancak böyle bir camiaya dair umut beslemenin insanın kendisine yapacağı en büyük saygısızlık olacağını, Allah ıslah etsin deyip geçmekten başka çare bulunmadığını sözlerine ekledi.

Bölükbaşı'nın açıkaması şu şekilde:

'Benim Türkiye’deki İslami camianın büyük kısmından pek fazla bir ümidim kalmadı.

Bu camia kendisini yetiştirmiyor, ahlakına, edebine, üslubuna yatırım yapmıyor, doğru düzgün kaynak okumuyor, tenkit kabiliyeti düşük, bilgileri sözlü kültüre dayalı, yani büyük oranda dayanaksız, kritik analitik düşünme yetisi ise asla gelişmiyor.

Komün mantığıyla öbeklenip holiganlaşıyor. Kendi öbeğini ayakta tutmak için diğer herkesin hakkına girmekten, diğer herkese iftira atmaktan çekinmiyor.

Dini yaşamayı kisveden ve ritüelden ibaret zannediyor. Meselenin güzel ahlak, adalet, hakkaniyet, hakikat gibi boyutlarıyla yolu hiçbir celsede kesişmiyor.

Her on senede bir başka tarza ve başka bir yüze bürünen bir/veya birkaç Fetullah Gülen versiyonuna aklını teslim etmekten vazgeçmiyor.

Futbol takımı tutar gibi şahıslara bağlanıyor, anasını babasını bile savunmayacağı kadar onları savunuyor.

Bağlandığı kişinin hataları ortaya çıkınca hesap sormak yerine tevil yoluna gidiyor. Çünkü onu aslında bir nevi gözünde kusursuzlaştırıyor, ululaştırıyor, putlaştırıyor. Hatta yetmiyor hataları ortaya çıkaranlara da tam da bu yüzden acımasızca saldırıyor.

Bağlandığı kişinin de nefs sahibi bir insan olduğunu, evliyaların bile ilmîn ve edebin en üstün halini yaşamalarına rağmen nasıl büyük günahlara düşmekten kurtulamadıklarını, dolayısıyla modern dönemde bağlandığı şahısların hataya, günaha, harama, kibre düşmesinin ne kadar kolay olabileceğini gözardı ediyor.

Unutmayın Tayyip Erdoğan gibi toplumda yüksek itibarı olan bir siyasi lider bile Fetullah Gülen’e karşı camiasını uyandırabilmek için yıllarca gece gündüz mesai yaptı. Aslında hala da mesai yapmaya devam ediyor.

Fetullah Gülen bir noktadan sonra darbe yaptı da milletin gözündeki perde mecburen kalktı. Darbeye kalkışmasa itiraf edelim çoğu insanın gözündeki perde yine kalkmayacaktı.

Ben ve benim gibiler de “İslam’a hizmet eden muteber bir şahsa itibar suikasti düzenlemeye çalışan kıskanç müfteriler” olarak kalacaktık.

Fetullah Gülen’den sonrakiler darbe de yapmıyor. Sakince, göze batmadan, tatlı tatlı ikna yoluyla inanç dünyalarını tarumar ediyor. İnsanların karakterini bozuyor, müslüman ahlakından, edebînden ve vakarından uzaklaştırıyor.

Musibetin en büyüğüne kendi gözleriyle şahit olmadan akıllanmayan İslami camianın gözleri de kapalı kalmaya devam ediyor.

Yeni Parti’nin ‘çerçeve yasa’ya ilişkin oyu belli oldu
Yeni Parti’nin ‘çerçeve yasa’ya ilişkin oyu belli oldu
İçeriği Görüntüle

Senelerce bu camia için samimiyetle çabalayan, insanları uyandırmaya, doğru yola çağırmaya çalışan pek çok salih insanla da karşılaştım. Ama bunlar öfke ve nefret satmadıkları için, insanları kisve ve ritüel müslümanlığına değil hakka, adalete ve güzel ahlaklı olmaya, yani zor ama hakiki yola çağırdıkları için yalnız kaldılar, hedef oldular, saldırıya uğradılar, küstürüldüler.

Hal böyleyken, akıllanmamakta ısrar edenler için de Rabbimizin bize lütuf olarak verdiği kıymetli vaktimizi israf etmeye gerek yok.

Gerçekle yüzleşmek üzücü ama böyle bir camiaya dair umut beslemek insanın kendisine yapacağı en büyük saygısızlık olur. Allah ıslah etsin deyip geçmekten başka çare yok.'

Kaynak: Haber Merkezi