Gazeteci Fatih Altaylı, son köşe yazısında PKK ile ilgili tartışmalar üzerinden geçmişte yaşadığı dikkat çekici bir olayı anlattı. Altaylı, bir dönem PKK’nın ölüm listesinde yer aldığını, örgütün kendisini öldürmek amacıyla bir tim gönderdiğini ve bu kişilerin haftalar boyunca kendisini takip ettiğini yazdı.
Altaylı’nın aktardığına göre, timin mensupları evinden çıkan eşinin önünü keserek yol sordu ve korumasının evine kadar giderek adres tespiti yaptı. Daha sonra timin başındaki PKK mensubu Altaylı’ya bir mektup gönderdi.
Mektupta, “Size kıyamadık Fatih Bey” ifadesinin yer aldığını belirten Altaylı, örgütün bu nedenle tim üyelerine kızdığını ve onları Amanos’a sürdüğünü yazdı.
Altaylı, mektubu sekreteri Gülay’ın açtığını ve büyük bir şaşkınlık yaşadığını, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir’in de mektubu okuduğunu belirtti.
“PKK beni öldürmek için tim yolladı”
Altaylı'nın yazısı şöyle:
"İki gün önce yazdığım yazıya çok kızanlar oldu. Canları sağ olsun. Farklı düşünmek serbest.
Ben dedim ki, “Bu işi bir yerde bitirmek lazım. 200 sene sürüp, 200 bin yurttaşımızı kaybedecek halimiz yok. Suç devlete karşı işlenen suçtu. Devletin affetme hakkı var. Artık terör derdi ile uğraşmasın bu ülke.”
Kızdılar.
“Bunca insan öldü. Nasıl unuturuz, nasıl affederiz” deniyor.
Unutalım diyen yok zaten de, alternatifiniz ne!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PKK’yı iki kez yenilgiye uğrattı. Bunu ben söylemiyorum, Abdullah Öcalan ve Kandil açıkladı “Yenildik” diye.
Bitti mi!
Hayır!
Taşeron örgüt olduğu için yenildi ama bitmedi. Amerika kullandı, İsrail kullandı, İran kullandı, Rusya kullandı. Hep bir hami buldu arkasında.
Apo’yu assak biter miydi!
Bitmezdi elbette. Yerini Kandil’deki papazlardan biri alır, Apo’nun heykelini diker, devam ederlerdi, daha doğrusu devam etmeleri sağlanırdı.
Bugün uluslararası konjonktür uygun hale geldi, bitme ihtimali doğdu.
Bitmesin mi!
Karşısınız, anlıyorum, sindirmesi kolay değil elbet.
Peki alternatifiniz ne!
Nasıl bir çözüm öneriyorsunuz!
PKK devam etsin, YPG Suriye’de ABD destekli özerk bir devlet kursun, öyle mi devam edelim. Bunu mu istememiz lazım kızmamanız için.
Bakın ilk defa açıklıyorum.
PKK beni öldürmek için tim yolladı.
Haftalarca beni izlemişler. Evden çıkan eşimin önünü kesip yol sormuşlar.
Korumamın evine kadar tespit etmişler.
Bir gün, bu timin başındaki PKK’lıdan tüm bunları anlatan bir mektup geldi.
“Size kıyamadık Fatih Bey” diye. Örgüt de kızmış, hepsini Amanos’a sürmüş.
Uydurmuyorum, abartmıyorum. Mektubu açan sekreterim Gülay’ın eli ayağı titriyordu. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir de okudu mektubu, okuduklarına inanamayarak.
Sonra kendileriyle konuştuk. Devlete teslim olmak istiyorlardı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e bilgi verdik. Teslim oldular. Bir süre hapis yattılar. Son haber aldığımda, mektupta imzası olan terör örgütü mensubu İstanbul’da bir fabrikada çalışıyordu.
Beni öldürmeye kalkıştılar ama ben diyorum ki, bu iş noktalanmalı."
Toplumun karşı çıkan kesiminde haklı bir paranoya var; “Bu işin içinde bir iş olabilir. Yoksa ABD niye böyle yapsın, yıllarca beslediği örgütü niye kendini lağvettirsin!” diye düşünüyorlar.
Haklılar. Aynı soru işareti hangimizin kafasında yok ki! Kafamızda bu soru var diye, PKK’nın ve terörün devam etmesini savunmak, Schopenhauer’in bekar kalma kararını savunması gibi değil mi!
Mutsuz olacağız veya aldatılacağız kuşkusuyla evlenmemeyi tercih eden filozof gibi mi düşünmeliyiz. Schopenhauer gibi mi olmalıyız. Schopenhauer evlenseydi belki mutsuz olabilirdi, belki eşi kendisini aldatırdı. Ama belki de çok mutlu olur, çok seveceği çocukları olabilirdi. Mutsuz olursa ya da aldatılırsa boşanma hakkı her zaman elinde değil miydi!
Diyeceğim bundan ibarettir özünde.
Ama şunu da söylemeden bitirmeyeyim.
Ben bu sürecin başarı ile sonuçlanacağına da pek inanamıyorum.




