İran, Rusya ve Avusturya Büyükelçiliği görevinde bulunan Ümit Yardım, İran'da 28 Aralık'ta başlayan ve yaklaşık 2 bin 500’ün üzerinde kişinin hayatını kaybettiği protestoları Elips Haber’e değerlendirdi.

Emekli Büyükelçi Ümit Yardım, ABD’nin İran politikalarında araçlar konusunda belirsizlik yaşandığını, olası çatışmaların sınırlı olabileceğini ve Türkiye’nin doğrudan müdahil olmaması gerektiğini belirtti. Emekli Büyükelçi Yardım, İran’ı Venezuela gibi ülkelerle kıyaslamanın mümkün olmadığını da vurguladı. Yardım, İran’daki protestolara yönelik Elips Haber’e şu değerlendirmeleri yaptı:

Türkiye’de geçen sene kazalarda 2 bin 542 kişi hayatını kaybetti
Türkiye’de geçen sene kazalarda 2 bin 542 kişi hayatını kaybetti
İçeriği Görüntüle

“İran’a yönelik politikalarda iniş çıkışlar yaşanıyor”

“1980 Devrimi’nden bu yana ABD tarafının, karşılıklı tehditlere, itiş kakışlara ve gerginliklere rağmen bölgenin ana aktörü olarak İran’a yönelik politikalarda hâlâ bir kafa karışıklığı yaşadığını düşünüyorum. İran’la büyükelçilikleri bile olmayan bir ülke olarak ABD’nin zihniyetinin yaklaşık kırk, hatta elli yıldır netleşmediği kanaatindeyim.

ABD başkanları düzeyinde İran’a yönelik politikalarda iniş çıkışlar yaşanıyor. Buna bağlı olarak kullanılan araçlar da değişiyor. Örneğin bugün İran’a yönelik politikalar, Trump’ın yaklaşımıyla Reagan dönemi ya da bir önceki başkan Biden dönemi arasında kullanılan araçlar bakımından önemi farklılıklar var. Ancak tüm bu dönemlerde temel ilke aynı.

Iran Olaylar Protesto Eylem

“Kullanılan araçlar dönemsel olarak değişiyor”

Bu temel ilke, İran’ın ABD için dünyanın en önemli tehdit kaynaklarından biri olduğu yönünde. Son strateji belgelerine, özellikle National Security Strategy metinlerine bakıldığında İran; Venezuela, Çin ve Kuzey Kore ile birlikte ABD açısından başlıca tehdit unsurlarından biri olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım Amerikan dış politikasında yaklaşık elli yıldır hâkim. Ancak belirttiğim gibi, kullanılan araçlar dönemsel olarak değişiyor.

“ABD, yeni ittifaklar peşinde koşan bir devlet anlayışıyla hareket ediyor”

Demokrat Parti dönemlerinde, özellikle Biden döneminde, insan hakları söylemi daha fazla ön plana çıkarıldı. Cumhuriyetçi Trump döneminde ise daha baskıcı, daha hegemonyacı ve bölgesel gelişmelere doğrudan müdahil olan bir yaklaşım benimsendi. Bunu Filistin ve Suriye örneklerinde açıkça gördük. Şimdi İran da bu denkleme eklenmiş durumda. ABD, yeni ittifaklar peşinde koşan bir devlet anlayışıyla hareket ediyor.

Bu tabloya bakıldığında ABD’nin araçlar konusunda net bir strateji ortaya koyamadığını düşünüyorum. İlke açısından elli yıldır fikirleri aynı; ancak araçlar konusunda belirsizlik var. Bunlardan biri de rejim değişikliği meselesi. ABD bunu zaman zaman, hatta çoğu zaman dile getiriyor. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceği ve sonuçlarının ne olacağı konusunda ciddi endişeleri olduğunu düşünüyorum.

Ümit Erdem

“İran’ı Venezuela ile kıyaslamak mümkün değil”

İran herhangi bir ülke değil. Bana göre İran, Orta Doğu’nun ve hatta daha geniş bir coğrafyanın en önemli bir ya da iki ülkesinden biri. İran’ı Venezuela ile kıyaslamak mümkün değil. Venezuela’da Maduro’yu aldılar. İran için böyle bir şey söz konusu değil.

“İran’da rejim değişirse yerine ne gelecek?”

ABD, İran rejimini eleştiriyor, yaptırımlar uyguluyor, Lübnan ve Suriye gibi alanlarda rekabet ediyor. Geçtiğimiz yıl İsrail’le birlikte bazı hedeflere yönelik saldırılar da oldu. Ancak hâlâ ABD’nin net bir soruya cevap bulamadığını görüyoruz: İran’da rejim değişirse yerine ne gelecek?

“Trump’ın İran’a topyekûn bir savaş cephesi açacağını düşünmüyorum”

İran çok sayıda etnik grubun yaşadığı bir ülke. Böyle bir ülkenin Orta Doğu’ya adeta patlamaya hazır bir bomba gibi girmesi, ABD açısından da ciddi riskler barındırıyor. Suriye örneği ortada. İran’dan çok daha küçük bir ülke olan Suriye bile on beş yıldır Orta Doğu’yu nasıl etkilediğini gösterdi. Bu nedenle böyle bir senaryonun ABD’ye de ağır bir faturası olacağı açık.

Trump’ın mevcut koşullar altında İran’a yönelik topyekûn bir savaş cephesi açacağını düşünmüyorum. Afganistan ya da Irak örneklerinde olduğu gibi, on yıllar sürecek, on binlerce askerle yürütülecek bir kara savaşı bana göre söz konusu değil. Geçmişte de bugün de ABD’nin böyle bir yolu tercih edeceğini sanmıyorum.

Iran Protesto Gösterileri Ülke Geneli

“Olası bir çatışma sınırlı hedeflere yönelik olabilir”

Ancak bu, hiçbir senaryonun ihtimal dışı olduğu anlamına gelmiyor. Her senaryonun bir faturası var ve asıl mesele bu faturayı kimin ödeyeceği. Olası bir çatışma, Filistin savaşında gördüğümüz gibi sınırlı hedeflere yönelik olabilir. Nükleer tesisler ya da askeri altyapılar hedef alınabilir. Ancak insan kaynağını hedef alan geniş çaplı saldırılar beklemiyorum. Böyle bir durumda İran’ın sert bir tepki vereceği ve bunun bölgesel dengeleri tamamen bozacağı açıktır.

“ABD, Orta Doğu’da yeni bir mimari kurma arayışında”

Benim temel argümanım şu: 7 Ekim 2023’te başlayan Filistin-İsrail savaşı ve 8 Aralık’ta Suriye’de yaşanan gelişmeler, ABD’nin Orta Doğu’da yeni bir mimari kurma arayışında olduğunu gösteriyor. ABD ve İsrail, Körfez monarşilerinin de desteğiyle yeni bir Orta Doğu inşa etmeye çalışıyor. Bu proje Biden döneminde askıya alınmıştı, ancak Trump’la birlikte yeniden gündeme geldi.

Bu projenin önündeki en büyük engel İran. Ancak ABD ve müttefikleri, İran’a karşı topyekûn bir savaşın ters tepeceğini biliyor. Böyle bir savaş İran’ı daha da konsolide eder. Ayrıca İran’ın Lübnan, Irak ve Suriye’de devreye sokabileceği ciddi bir toplumsal ve siyasal tabanı bulunuyor.

Yakın vadede beklentim, ABD’nin İran’la iletişim kanallarını açık tutmasıdır. Bu kanalların Katar ya da Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden yürütülmesi muhtemel. Topyekûn bir savaş beklemiyorum; ancak sınırlı askeri operasyonlar ihtimal dahilinde.

“Rejim değişikliği beklemiyorum”

İran’daki protestoları önemsiyorum. Demokratik hakların kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak sokakta olmayan, rejimi destekleyen kesimlerin de varlığı göz ardı edilmemeli. Bu nedenle kısa vadede bir rejim değişikliği beklemiyorum. Burada en büyük sorumluluk İran rejimine aittir. Sorunların dış müdahalelerle değil, ülkenin kendi iç dinamikleriyle çözülmesi gerektiğine inanıyorum.

“ABD tarafından bir atak olursa Türkiye aracı olmamalı”

Olası bir operasyonun Türkiye’ye etkisine gelince; Türkiye, İran’da bir iç savaş ya da rejim değişikliği senaryosunu arzu etmiyor. ABD tarafından bir atak olursa Türkiye’nin aracı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Burada aracılık şu; Türkiye’de Amerikan üsleri var, Katar’da Amerikan üsleri var, hava alanlarının kullanılması gibi konu var. İran’a yönelik askeri müdahale hangi ölçekte olursa olsun Türkiye’nin o ataklar içinde dolaylı dolaysız yer almaması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım Türk hükümeti de bu çizgi içerisinde olabilir.

“İç savaşa evrilmesi gibi bir senaryoda en ağır faturayı Türkiye öder”

İran gibi bir ülkenin iç savaşa evrilmesi gibi bir senaryoda en ağır faturayı Türkiye öder. Çünkü önümüzde bir Suriye tecrübesi var.

Türkiye’nin böyle bir askeri müdahalenin parçası olmaması gerektiğini düşünüyorum. Türk hükümetinin de benzer bir çizgide olduğunu tahmin ediyorum.

Bu nedenle Türkiye’nin hem askeri hem de siyasi olarak bu tür senaryolardan uzak durması gerekir. Coğrafi komşuluk ve halklar arası ilişkiler de bu noktada son derece önemlidir. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı tecrübeleri yeniden yaşamak istemeyeceğini düşünüyorum.”

Muhabir: Selim Ercan