Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda katıldı. Gündeme yönelik açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ve İsrail koalisyonunun İran’a yönelik başlattığı savaşa değindi. Erdoğan, “Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu kaybetmiş değiliz. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa, bunu başarmak pekâlâ mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi gerekmektedir” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı”

"Kuzeyimizden güneyimize, mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. En son, İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkânı ve ihtimali varken, yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı.

Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran’da hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000’e ulaştı. Bu arada Dini Lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zayiat verildi; ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı, şimdi de her gün devam eden bombardımanlarla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapılmadan, gelişmelerde hiçbir sorumluluğu olmayan halka ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz.

“İran’a yönelik saldırılar küresel ekonomiye baskı kuruyor”

Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan, İran’a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın içinde olan ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaş devam ederse, daha fazla can ve mal kaybı yaşanacağını; küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz.

“Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi gerekmektedir”

Burada özellikle bir hususun altını çizmek istiyorum: Türkiye, çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değildir. Biz, 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' zihniyetiyle hareket eden, neme lazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine, krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk üstlenen, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz; böyle bir hükümetiz.

Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek ve meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim; diğer arkadaşlarımız da aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas hâlindeydi.

Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu kaybetmiş değiliz. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa, bunu başarmak pekâlâ mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi gerekmektedir.

Vekillerimiz, burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Biz, bölgemizin tamamına olduğu gibi, kardeş İran halkına da asla 'bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür' diye bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii fark etmez; sadece insan vardır. Haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız.

“Mezhep ayrımını ve din kökeni ayrımını reddediyoruz”

Daha önce komşumuz Irak’ta bunu yaptık; 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali’de bunu yaptık; 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye’de bunu yaptık; beşinci yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan’da, Lübnan’da, Yemen’de, Libya’da ve pek çok başka yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

Biz, ırk ayrımını, mezhep ayrımını ve din kökeni ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim; bugün üzerine basarak tekrar ediyorum: Bizim Sünnilik veya Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var; o da İslam’dır. Hangi mezhepten olursa olsun, biz bütünleştiren, ortak faydamızın peşindeyiz. Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim, Hazreti Ömer bizim, Hazreti Osman bizim; Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hz. Ayşe validemiz, Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir.

“Bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyoruz”

Özellikle bu dönemde, 'bir annenin çocukları' anlamına gelen Ümmet kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Bunu şunun için söylüyorum: Değerli kardeşlerim, son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine ve asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyoruz.

“Fitneyi büyüten tartışmalardan uzak durulmalı”

13-14 asır öncesine uzanan ve menşei karmaşık olan meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun, bugün bize faydası olmayan; aksine nefreti körükleyen ve fitneyi büyüten tartışmalardan uzak durulmalıdır.

Şunu lütfen unutmayalım: Sünniler, Şiiler, Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak, bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine barış içinde, aynı coğrafyayı ve kaderi paylaşmaya devam edeceğiz. Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin, 'elin taşıyla elin kuşunu vurma' oyununa kesinlikle gelmemeliyiz.

Meclis’te 4 saat süren ‘İran kapalı oturumu’ sona erdi
Meclis’te 4 saat süren ‘İran kapalı oturumu’ sona erdi
İçeriği Görüntüle

“Egemenliğimize kast eden olursa 'hodri meydan' demekten çekinmeyiz”

Suriye’nin geçmişte Irak’ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi, bugün de İran’ın, Lübnan’ın ve bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Bakın, bizim gerek ülkemiz için gerekse bölgemizde adaletten, huzurdan ve barıştan başka hiçbir gayemiz yok.

Bu millet sıradan bir millet değildir. Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs'a, İstiklal Harbi'ne, Çanakkale zaferimize baksın. Türkiye'ye eli uzananın eli, dili uzananın dili yanar. Biz savaşlardan bıkmış Orta Doğu'nun kalıcı barış ve istikrara kavuşmasından yanayız. Bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Hiçbir ülkenin egemenliğinde, topraklarında gözümüz yok. Topraklarımıza göz diken ve dahi heyecan arayan olursa ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz.

Kaynak: Haber Merkezi