Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, duruşmada yaptığı savunmada yargı sürecine ilişkin çok sert değerlendirmelerde bulundu.
Ekrem İmamoğlu, tahliye talebinin görüşüldüğü duruşmada yaptığı savunmada davayı “siyasi ve şaibeli” olarak nitelendirdi. Yargı sürecine yönelik eleştirilerde bulunan İmamoğlu, mahkeme heyetine adalet çağrısı yaptı.
Konuşmasında kamuoyuna yansıyan bazı iddialara değinen İmamoğlu, “2 milyon dolar ver tahliye ettireceğim diyen avukatlar nerede?” ifadelerini kullandı. Bu tür söylemlerin “yalan ve iftira” olduğunu belirten İmamoğlu, sürecin toplumu yıprattığını söyledi.
Tutuklamalara tepki
Soruşturma kapsamında yapılan gözaltı ve tutuklamaları eleştiren İmamoğlu, aile bireyleri üzerinden baskı kurulduğunu savundu. “Akraba olmak suç mu?” diyen İmamoğlu, uygulamaları eleştirerek devletin bu şekilde hareket etmemesi gerektiğini ifade etti.
Savunmasında avukatı Mehmet Pehlivan’ın tutukluluğuna da değinen İmamoğlu, avukatların görevleri nedeniyle cezalandırılmaması gerektiğini belirtti.
Mahkemeye çağrı
Mahkeme heyetine hitap eden İmamoğlu, davada verilecek kararın önemine dikkat çekerek Anayasa ve yasaların eşit uygulanması gerektiğini vurguladı. Tutukluluk gerekçelerini de eleştiren İmamoğlu, kaçma şüphesi iddialarını sorguladı.
Duruşmanın kamuoyuna açık şekilde yayınlanması gerektiğini savunan İmamoğlu, bu durumda sürecin daha şeffaf olacağını ifade etti.
Söz talebi tartışması
Duruşmada son sözünü söylemek isteyen İmamoğlu’nun talebi, mahkeme başkanı tarafından önce reddedildi. Sanık avukatlarına öncelik verilmesi sonrası yaşanan kısa tartışmanın ardından İmamoğlu’na 15 dakikalık söz hakkı tanındı.
İmamoğlu duruşmada şunları söyledi:
"Savcılığın şaibeli halini tek tek dinledik. Muş muş gibi, üzüntü verici detayların anlatılması dışında vahim bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle üç hafta içinde yapılan savunmalar çok değerliydi; nasıl bir savcılığın bütün bir milleti aldattığını tek tek yaşadık. Bugün de dinlediklerimle kanım dondu, nefesim kesildi. Ahlak dışı tavır ve tutumlarla insanların gördüğü ızdırabı ve işkenceyi tekrar dinlemekten çok büyük üzüntü duydum.
Bir insan kin, nefret ve önyargı taşımıyorsa, benim yaşadıklarımı onlar da hissetmiştir. Bu duruşma canlı yayınlansaydı, ne olurdu biliyor musunuz? Tüm kötülükler ifşa olurdu; makam da ifşa olurdu. Siyasi bir operasyonun berbat bir yolda olduğu ortaya çıkardı. Maalesef adaletin kirli bir süreçte yürütüldüğünü gösterirdik. Milletimiz emin olurdu ki, ilk 40-45 günde dahi yapılanlar anlaşılır ve insanlar rahat nefes alırdı. Canlı yayını istemeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kulaklarını çınlasın, istediğini dile getiren Devlet Bahçeli’nin kulaklarını da çınlasın. Erdoğan istemedi çünkü şeffaflığı istemedi, gizli işler yürütüldü. Biz bu konuyu anlatmaya devam edeceğiz.
Bazen insan anlamakta güçlük çekiyor. Allah aşkına, insanların malına, namusuna nasıl kast edilir? Bunlar insan değil mi? Kadını, erkeği, çocuğu, genci var burada; bunlar insan evladı. Bunu yapan insan evladı değil. Bu insanların eşi, ailesi, çocuğu yok mu? Bu nasıl yapılır, millete nasıl reva görülür? Bu bir yaratıcıcılık mıdır? Asla değildir. Bu, kendinden bilircilik meselesidir. Böyle bir zihniyete sahipse, kötülükte sınır tanımıyor demektir; her şey yapılır. Ben sizin kin, nefret ve öfkeye bağlı olduğunuzu düşünmüyorum; inanmak da istemiyorum. Allah’ın şahitliğinde bunu söylüyorum.
Tam da bu yüzden değerli heyet, milletimizin adalete inancı yüzde 20’nin altına düştü. Siz yargıçların kararları çok önemli. Ara kararlar, kumpas davasının önünü belirleyecek. Bu kararınız, bu dava nasıl ilerleyecek, onu belirleyecek. Çok tarihi bir günün gecesindeyiz; yargı makamı en üst düzeydir. Milletimizin huzurundayız. Gerçekler çok önemli; tehdit ve korkuyla, Ortaçağ zihniyetinde yöntemlerle hareket edilemez.
Biz istiyoruz ki kanunlar herkese uygulansın. Hukukun üstünlüğü her şeydir. Hayatta hiçbir şey doğru gitmez, ama tutuklama şartlarına bağlı alınarak tutuklama yapılması net olarak belirlenmiştir. TCK “tutuksuz yargılama esas, tutuklama istisnadır” demiyor mu? Masumiyet karinesinden bahsetmiyor mu? Kesinleşmiş yargı kararına kadar herkes masum değil mi? Biz sizden tersini öğrenmeye hiç niyetimiz yok.
Gerçekten, insanın cidanını çatlatacak bir ortam yaşıyoruz. “Kes, kopyala, yapıştır” mantığıyla insanlar bir yıldan fazladır tutuluyor. Bu gerçekten ayıptır, yazıktır, günahtır. Bu arkadaşlar, 43 yıllık hanımefendi, hayatını kariyerine adamış insanlar; ülkenin en seçkin bürokratları… Bunun böyle düşünülmesi bile zulümdür. Maaşları sıfırlanan emekçiler, tutuklu mu olacak? Ayıptır, yazıktır, günahtır. İnsanlar didik didik edildi, aile boyu kapatıldılar, tutuklandılar. Akraba olmak günah mı, suç mu? Hangi kanunda bu var? Biri bunu göstersin.
Devlet pusu kurar mı? Yüce Türk Devleti yargıyı alet ederek insanları rehin alır mı? Beyin talimat vermiş; iki kuzen yan yana duramaz. Buna kim karar veriyor? Hepimizin evladı yok mu? 23 yaşında iki delikanlıya nasıl davranılır? Baba için evlat rehin alınır mı? Bunu kim görmüş? Eş üzerinden devlet tehdit eder mi? Kadına, aileye ve kutsal değerlere yakışır mı?
Avukat tutuklu, müvekkilini savunduğu için ceza mı alacak? Bu bir buçuk yıldır yürütülen yargı saldırıları, elinizde hiçbir delil olmadan insanlar tutuklanıyor. İftira ve gizli tanık beyanlarıyla yargılamaya devam ediliyor. Genç babalar, ilk defa gördüğüm insanlar… Dosyalar bile incelenmeden karar veriliyor.
Bir hakim kaçar mı? Casus davasında da bunu yaşadım. Gerçekten buradaki tutuklulara yapılan zulmü kabul etmek mümkün değil. Engelli çocuğu olan birine engelli üzerinden tehdit yapılması… Beyanları dinledim. Yüzde 15’e düşen yargıya inanç, bizim geride kalan 6-7 ülkeye göre büyük bir sorundur. Saygıda kusur etmem, yeter ki yargı saygılı olsun vatandaşa.
İki milyon dolar ver, seni tahliye ettireceğim diyen avukatların ifadeleri bile alınmadı. Cesur savcılık nerede? Utanmayacak mı bu akrabaları alanlar? Bu yalan ve iftiralar bizi yakıyor, yıkıyor. Sayın Başkan, bu gidişatı bitirecek misiniz yoksa sürdürecek misiniz? Tarihin çok önemli bir konumundasınız. Özgürlüğü çalınan bir insanın hakkını kim verebilir? Zulüm, bir insana yapılacak en ağır işkencedir.
Yapılanlar toplumun karakterini ve itibarını yerle bir ediyor. Ailemizden, çocuğumuzdan birine iftira atmak, arkasından konuşmak, yardakçılık yapmak, yalancı şahitlik yapmak… Biz böyle büyüdük. Bu yöntemlerle devletimize verilen zarar tarih tarafından yazılacak; kimse kazançlı çıkmayacak. Bu kötülüğü yapanların iyileşmesi için mücadele ediyoruz. Tarih bazen ülke siyasetçilerine roller verir, bazen hakimlere. Adil kararlar verenler şerefle anılır; adaletten uzak siyasilerin işlediği kararlar lanetlenirler."





