Yunanistan Milli Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege Denizi'ndeki karasularını tek taraflı olarak genişletmeyi kendilerine “hak” gördü. Türkiye PKK’nın Suriye kolunun faaliyetlerine yoğunlaşmışken bu kez Yunanistan “sessiz ve derinden” faaliyetlere başladı. Mavi Vatan’dan neler oluyor?
Yunanistan Milli Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege Denizi'ndeki karasularını tek taraflı olarak genişletmenin ülkesinin egemenlik hakkı olduğunu öne sürdü.
Türkiye'nin karasuları ile uluslararası suların deniz sınırının 12 mile çıkarılmasıyla fiilen işgal edilmesini savunan Yunan Bakan, Türkiye'nin bu durumu savaş sebebi (casus belli) olarak görmesini ise Yunanistan'a yönelik tehdit olarak yorumladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda emekli Tümamiral olan Yankı Bağcıoğlu “HAYALLER” diyerek Yunanistan’ın faaliyetlerine dikkat çekti.
Yankı Bağcıoğlu “Mavi Vatan” uyarısı yaparak şunları söyledi:
“Bazı Yunan siyasetçileri, Ege’de uluslararası hukuka aykırı şekilde karasularını genişletme niyetlerini açıkça dile getiriyor.
Türkiye’nin tavrı 1995’ten bu yana nettir ve bir devlet politikasıdır.
İktidar Mavi Vatan’ı seçim dönemlerinde hatırlayabilir; ancak Türk milleti denizlerdeki hak ve menfaatlerini her şartta korumaya kararlıdır.”
Mavi Vatan’ın önemi
Yunanistan Milli Savunma Bakanı Nikos Dendias, Ege Denizi'ndeki karasularını tek taraflı olarak genişletme çıkışı, emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu tarafından ilk anda “Mavi Vatan”a müdahale olarak değerlendirilmişti. Bir denizci olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bağcıoğlu tehlikeye işaret etti.
Tam da bu noktada “Mavi Vatan” kavramı ve “Mavi Vatan’da neler oluyor?” başlıklarını incelemek gerekir.
“Mavi Vatan” kavramı, ilk kez 2006'da Tümamiral Cem Gürdeniz tarafından gündeme getirilmişti.
Cem Gürdeniz, Atatürk'ün Çanakkale Savaşı sırasında söylediği “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözünü örnek göstererek ana vatan savunmasının Mavi Vatan'da başlaması gerektiğini savunmuştu.
Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Türk dünyasının denizle irtibatının Türkiye üzerinden kurulacağının altını çiziyordu.
Türkiye’yi iki körfeze hapsetmek istiyorlar
Cem Gürdeniz, Denizcilik Dergisi’ne verdiği röportajda Mavi Vatan’daki tehlikeleri şöyle anlatmıştı:
“Türkiye’nin deniz yetki alanları Ege Denizi’nde henüz ilan edilmemiş, Doğu Akdeniz’de ilan edilmiş kıta sahanlığı sınırlarıyla Karadeniz’de 1987’den itibaren ilan edilmiş münhasır ekonomik bölgedir. Kabaca 462 bin kilometre karelik bir alandır. Ege Denizi’nde ilan etmememizin temel nedeni 1976 yılında imzaladığımız Bern Mutabakatı ’dır. Ege’de Türk ve Yunan kıta sahanlığı sınırlandırma görüşleri 180 derece farklıdır. Yunanistan tarafı bütün adalara kıta sahanlığı hakkı tanıdığı için hemen hemen Türkiye’ye hiçbir hak tanınmaz konumdadır. Doğu Akdeniz’de de yine Sevilla haritası dediğimiz 2000’lerden itibaren Avrupa Birliği tarafından ortaya atılan ve AB’nin neredeyse yetki alanı dokümanına dönüşen bu harita Türkiye’yi Antalya ve İskenderun körfezlerine hapsetmektedir. Türkiye hem Sevilla haritasına karşıdır hem de Ege’deki Yunan tezine karşıdır. Normalde Türkiye’nin 18 Mart 2020’de Birleşmiş Milletlere deklare ettiği Doğu Akdeniz kıta sahanlığı sınırlarıyla Ege’de 25. boylam civarından geçen ve Yunanistan yarımadasıyla Türkiye yarımadası arasında eşit mesafede bulunan sınırdır. Türkiye zaten bunun mücadelesini vermektedir.”
Atina’yı rahatsız eden Navtex’ler
Türkiye ise Yunanistan’ın açık tehditlerine karşılık Atina’yı rahatsız eden Mavi Vatan mücadelesini sürdürüyor.
Yunanistan’ın önde gelen gazetelerinden e-Kathimerini, Türkiye’nin 31 Aralık 2027’ye kadar geçerli NAVTEX yayımlamasını "olağan dışı derecede uzun süreli" olarak nitelendirdi.
Yayımlanan NAVTEX’lerde, Ege’nin geniş bir bölümünde araştırma ve izin yetkisinin Türkiye’ye ait olduğu vurgulanırken, Doğu Ege’deki 23 adanın uluslararası anlaşmalar çerçevesinde askerden arındırılmış olması gerektiği tezi yeniden dile getirildi. Yunan basınına göre, bu uzun süreli ilanlar, Türkiye’nin Ege’de statükonun kendi lehine yorumlanmasına yönelik kalıcı bir algı oluşturma hedefinin parçası.
Türkiye’nin son dönemde NATO içindeki artan stratejik ağırlığının, Yunanistan üzerindeki diplomatik baskıyı artırdığı ve Atina’yı Ege’deki pozisyonunu savunma durumunda bıraktığı ifade edildi.
Türkiye’nin PKK’nın Suriye kolu ile mücadele ederken Mavi Vatan’da da mevzi vermemesi kritik öneme sahip.





