Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Başdanışmanı Muhammet Hanifi Macit'in sorularını yanıtlayan Bahçeli, toplumsal mutabakatın önemine dikkat çekti. Bahçeli, çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen bir anlayışa ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

Türkiye'yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesinin önemine vurgu yapan Bahçeli, "Terörsüz Türkiye"nin Batı'nın tuzaklarını bozma iradesiyle geri dönülmesi mümkün olmayan tarihi bir adım olduğunu ifade etti.

Bahçeli, "Terörsüz Türkiye, gelecek nesillerimizin huzuru ve refahı adına üstlenilmiş tarihi bir sorumluluktur. Bu politika bir demokratikleşme, bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesidir." ifadelerini kullandı.

“Enerjide bağımsızlık, Türkiye’nin Kızılelmasıdır"

Türkiye’nin, bölgede enerji istikrarının, güvenin ve barışın merkezi hâline geldiğini söyleyen Bahçeli, "Türkiye, bu yeni dönemi doğru okuyan, enerji alanında oyunu yeniden kuran, dengeyi belirleyen ve geleceği şekillendiren bir iradeyi temsil etmektedir. Enerjide bağımsızlık, Türkiye’nin Kızılelmasıdır" açıklamasını yaptı.

Daha önce anlattığı "Türkiye Yüzyılı"nın dayanaklarını anlatmaya devam eden Bahçeli, şunları söyledi:

"Beşincisi enerji meselesinin tam çözümüdür. Enerji; tarladaki bereketten fabrikadaki üretime, hastanelerdeki hizmetten savunma sistemlerine kadar hayatın her noktasında varlığını hissettiren, düzeni kuran ve sürdüren asli kaynaktır. Kısacası enerji, hayatın kendisini mümkün kılan ana damar, milletlerin gücünü belirleyen stratejik omurgadır. Fakat bu kadar hayati bir öneme sahip olan bu unsurun günümüzde ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalma ihtimali çok yüksektir. Bugün dünyada yaşanan gelişmeler çok açık bir gerçeği ortaya koymuştur: Küresel enerji sistemi ciddi bir risk altındadır ve bu risk, sınır tanımadan tüm ülkeleri etkileyebilecek bir seviyeye ulaşmıştır. Artık mesele sadece enerjiye ulaşmak değildir. Asıl mesele, enerjiyi mümkün kılan yapının bütünüyle tehdit altında olmasıdır. Mevcut dönemde yaşanan gelişmeler, dar bir geçiş hattına özgü bir sorundan ziyade, küresel enerji düzeninin ne denli hassas hale geldiğini ortaya koymuştur.

Günümüzde enerji limanları, petrol rafinerileri, boru hatları ve depolama tesisleri doğrudan risk altındadır. Enerji sisteminin kendisi doğrudan hedef haline gelmekte ve tehdit altına girmektedir. Bu nedenle ortaya çıkan tabloyu klasik bir enerji arz güvenliği meselesi olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu, çok daha derin bir kırılmadır. Doğrudan küresel ölçekte bir enerji güvenliği meselesidir ve Türkiye’nin rolü yeniden tanımlanmaktadır.

Karadeniz’deki doğal gaz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki petrol keşifleri ve uluslararası alandaki enerji arama faaliyetleriyle birlikte Türkiye, güçlü altyapısının da katkısıyla artık yalnızca bir geçiş ülkesi olmaktan çıkmış; bölgede enerji istikrarının, güvenin ve barışın merkezi haline gelmiştir. Türkiye; farklı kaynakları buluşturan, farklı güzergâhları yöneten, kriz anlarında alternatif üretebilen ve gerektiğinde denge kurabilen bir güç olmuştur. Bu gelişme, ekonomik bir kazanımın ötesinde millî kudretin tahkimi, bağımsızlığın pekişmesi ve devletimizin stratejik kapasitesinin güçlenmesi noktasında önemli bir aşamadır.

Çünkü artık enerji, uluslararası sistemde güç dengelerini etkileyen en kritik unsurlardan biridir. Enerjiye erişim, enerji akışlarını yönetebilme ve bu akışlara yön verebilme kapasitesi, ülkelerin küresel sistemdeki yerini doğrudan belirlemektedir. Türkiye, bu yeni dönemi doğru okuyan, riskleri doğru analiz eden; enerji alanında oyunu yeniden kuran, dengeyi belirleyen ve geleceği şekillendiren bir iradeyi temsil etmektedir. Çünkü enerji sadece bir kaynak değildir. Enerji, güçtür, istikrardır ve en önemlisi barışın anahtarıdır. Enerjide bağımsızlık, Türkiye’nin Kızıl Elmasıdır.

Altıncısı; Terörsüz Türkiye’dir. Milliyetçi Hareket Partisi; Türk milletinin birliğini ve beraberliğini koruyarak, toplumsal huzursuzluk alanlarının cepheleşmeye dönüşmesini önlemeyi ve herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmeyi amaçlamaktadır. Farklılıkların öne çıkarılması yerine zengin ortak değerlerimizin bütünleştiriciliğinde millî bir bakış açısının egemen olabileceğini düşünüyoruz.

Bireysel özgürlüklerin geliştirilmesini, herkesin istediği gibi yaşama hakkının temin edilmesini, toplumsal duyarlılıklara sahip olma anlayışıyla tasada ve kıvançta bir olabilmeyi arzu ediyoruz. İşte terörsüz Türkiye bu politik anlayışın bir sonucu olarak tecelli etmiştir.

Terörsüz Türkiye süreci 22 Ekim 2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Konuşmasında yaptığımız açıklama ile başlamıştır. Amaç Terör Örgütü PKK’nın bütün unsurları ile koşulsuz şartsız silah bırakması, Türk ve Türkiye yüzyılında terörün sıfırlanması, millî birliğin pekiştirilmesidir. Türk milletinin, ön şartsız bir biçimde kendi ana gövdesinde kucaklaşıp huzurlu, umutlu, müreffeh, şiddetsiz ve terörsüz bir yüzyıla girmesi amaçlanmıştır. Bu şekilde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına daha güçlü bir biçimde girileceği öngörülmüştür.

Terörsüz Türkiye politikamız açıklandıktan sonra meseleye çeşitli çevrelerden farklı yorumlar yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Bakanlar ve siyasi parti liderleri, şehit ve gazi aileleri de sürece destek veren açıklamalarda bulunmuşlardır.

İmralı’nın 27 Şubat’ta DEM Parti heyeti aracılığı ile PKK’ya yaptığı tüm bileşenleriyle silah bırakma ve kendisini feshetme çağrısı sonucunda fesih ve silah bırakmanın gerçekleşmesi tarihî bir dönüm noktası olmuştur. Yol haritamızı bu doğrultuda hukuk, ahlak ve demokratik siyaset çerçevesinde belirleyip iyi niyetle uygulamalıyız. Toplumsal mutabakat ile çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen bir anlayışa, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesine ihtiyacımız vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Millî dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu oluşturulması çağrımız karşılık bulmuştur. Burada “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî dayanışma ve kardeşliğin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanında yapılacak çalışmalar çok boyutlu ele alınmıştır. Bu gelişmeleri müteakip komisyon, detaylı raporunu hazırlamıştır. Bir devlet politikası olan Terörsüz Türkiye’ye ilişkin çerçevenin sağlam bir şekilde oluşturulması hususunda yasa yapımı sürecinde de önemli bir eşikte bulunmaktayız. Bu mesele siyaset üstü bir konu olarak görülmeli çerçeve yasaya tam destek verilmelidir.

Terörsüz Türkiye, Batılı aklın dayattığı sömürü düzeninin zincirlerini kırma, oynadığı oyunu bozma, kurduğu tuzakları tarumar etme iradesiyle atılmış tarihi bir adım, geri dönülmesi mümkün olmayan bir politikadır. Dün bugün için nasıl ki belirli kararları almak durumunda idiysek bugün de yarınlarımız için bu konuda sorumlu bir anlayış ile hareket etmek zorundayız. Bugün ne yaptığınız, hangi tercihlerde bulunduğunuz yarın ne olacağının, nesillerinizin ne yaşayacağının kararıdır.

Terörsüz Türkiye, gelecek nesillerimizin huzuru ve refahı adına üstlenilmiş tarihi bir sorumluluktur. Bu bakımdan Terörsüz Türkiye, ortak aklı ve toplumsal mutabakatı önceleyen, dürüst ve samimi adımlarla dış dayatmalara kapalı, bin yıllık kardeşliği daha da kuvvetlendirecek gelecek inşasının teminatıdır. Dünya dengeler sisteminde Türkiye’yi en sağlıklı, en sağlam pozisyona yerleştirmek Türk milleti ve devletinin tarihsel varlığını, birliğini, bütünlüğünü gelecek bin yıla taşımaktır. Emperyalist politikaların kurmuş olduğu düzeneği bozmak, bölgede vekil güçler üzerinden yürütülen istikrarsızlaştırma sürecini sona erdirmek ve çatışma dinamiklerini sonlandırmaktır.

Terörsüz Türkiye ile ilgili çeşitli hezeyanlarla eleştiriler yapanlar, millete dayandıklarını iddia ederek, küresel ve hegemonik güçlerin gönüllü vekâlet kavgasının aracı olmaktadırlar ve bunu idrak edecek potansiyelden de yoksun bulunmaktadırlar. Bugün bir gelecek düşüncesi olarak yürütülen bu politika bir demokratikleşme, bin yıllık kardeşliği gelecek bin yıla taşıma iradesidir.

Türkiye ve Türk milleti noktasında geleceğimizi geçmişin sorun çözmeyen anlatılarına mahkûm edemeyiz. Bugün koşullar geçmişte teslim olunan anlatıları aşmıştır. İlerlemenin sağlanabilmesi için önünüze bakmanız gerekir. İlerlerken geriye bakmak önünüzü görememenize, hız kaybetmenize, tökezlemenize, hatta düşmenize sebep olur. Yalnızca makul tek bir sebepten ötürü geriye bakılır; o da daha önce sizi sekteye uğratan yanlışları görüp önünüzdeki yolda benzerlerini temizlemeniz içindir. Biz de geleceğimizin sağlam temellerle inşa edilebilmesi amacıyla çıkmış olduğumuz bu yolda daima önümüze bakmayı, tökezlemeden, düşmeden ilerlemeyi hedeflemekteyiz ve hedefe ulaşma konusunda mutlak anlamda kararlıyız.

Terörsüz Türkiye politikamızla ilgili sürekli olarak örgütün zayıfladığı, niçin buna ihtiyaç duyulduğu sorulmaktadır. Bu soruyu dile getiren kişilerin bir kısmı samimi hassasiyet sahibidir. Cevabını aklın ve ahlakın sınırları içinde vermek ise bizim açımızdan zaruridir ve hatta boynumuzun borcudur. Ancak bu soruyu dile getirenlerin bir kısmınınki hassasiyetten değil cehalettendir. Cehalet ise bir eğitim meselesi olmaktan daha çok ahlak meselesidir. Bu ise bizim değil muhatapların özel sorunudur. Tamamen politik kaygılarla, siyasal alanda kendilerine belli bir yer edinebilmek amacıyla bu soruyu yıkıcı eleştirel bir tutumla dile getirenler, aslında örtülü bir biçimde ilerlememizi istemeyenlerdir. Ülkemiz adına iyi olanı istediklerini söyleyerek kendilerini maskeleyenler, terör kökten çözüldüğü zaman kullandıkları en önemli politik malzemelerden birini yitirecekleri için kaygı duymaktadırlar. Fakat şunu bilmelidirler ki; oynadıkları hiçbir politik oyun, gelecek yüzyılımızın inşası amacıyla attığımız adımlardan bizi geri döndüremeyecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi her zaman Türk Milliyetçiliğinin, Türk-İslâm Ülküsünün değerlerinin taşıyıcısı, savunucusu, bu değerler uğruna tereddütsüz mücadele veren neferlerin ocağı olma konusunda öncü parti olmuştur. Hareketimizin başlangıcından günümüze ülkemize zararı dokunacak hiçbir faaliyetin içinde bulunmadık, bulunmayız. Tam aksine devletimize, vatanımıza ve milletimize en ufak olumsuz etkiye sahip olacak şeyler de dahil olmak üzere her türden yanlışın karşısında durduk, durmaya da devam edeceğiz. Milliyetçi Hareket Partisi’ni asılsız yaftalamalarla yıpratmaya çalışan hiçbir art niyet amacına ulaşamayacaktır. Terörsüz Türkiye, ülkemizin geleceği için almış olduğumuz tarihî bir sorumluluk, tabiri caizse bu uğurda gövdemizi taşın altına koyduğumuz bir atılımdır. Bunu başarmak için elimizden geleni yapacağız. Tarih, her zaman yanlışı ve doğruyu göstermiştir. Zaman, gelecek ideallerimiz uğruna sırtlandığımız yüke de tanık olacaktır ve gelecekte zamanın adaleti yine tecelli edecektir. Bu konuda bizim içimiz rahattır, herkesin de içi rahat olmalıdır.

Bu motivasyonla geliştirmiş olduğumuz terörsüz Türkiye politikasının, “Türk ve Türkiye Yüzyılı”nın en önemli dayanaklarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Uzun zamandır mücadele ettiğimiz, çok sayıda evladımızı şehit verdiğimiz terörü bu politikamızla bugün kökten bitirme aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Zira bu tür durumlarda bir çözüm arayışına şiddetin en fazla olduğu dönemde değil tam aksine anlam krizinin yaşandığı, ideolojik bir krizin oluştuğu, bölgesel varlık alanının daraldığı ve bir sarmalın ortaya çıktığı dönemlerde girilir. Tam olarak bu zaman diliminde terörü toplumsal ve siyasal hayatımızdan çıkarabiliriz. “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedefimizin az önce ifade ettiğimiz diğer dayanaklarının gerçekleştirilmesi terörün kökten bitirilmesine bağlıdır. Bununla “Türk ve Türkiye Yüzyılı” vizyonumuzu hayata geçirme noktasında karşımızda duran en büyük engellerden birini aşmış olacağız.

Yedincisi, Türk dünyası anlayışımızdır: Öncelikli olarak ilk dayanağımız olan Türkçe Dünya Kurma İdealinin gerçekleştirilmesi Türk Dünyası içerisinde vücut bulabilecek bir idealdir. Türk Dünyasıyla ilgili değerlendirme bu idealin diğer ayağını oluşturmaktadır. Bu değerlendirme, Türk Devletleri Teşkilâtı, Türk teo-stratejisi ve Türk Dünyası jeopolitiği bağlamında ayrı bir başlık altında ele alınmayı gerektirmektedir. Çünkü Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun sekizinci dayanağı da Türk dünyasıdır.

Türk Devletleri Teşkilatı: Türk Devletleri Teşkilatı bu bağlamda bir 'Türk Yönetim Felsefesini' benimseyip post-modern dönemin bilgi ağına katabilir. Bu anlamda referans kaynaklar mevcuttur ve tarihsel akıl, tecrübe edilmiş gelenek, bu içeriği oluşturacak anlama süreçlerinin içerisini doldurabilir. Lakin bu anlam ağı mutlaka bilim ve teknik içeriğine sahip kılınmalı ve siyaset kurumu bu dünya tasavvurunu bilimin dili ve teknik imkânlarla gerçekliğe kavuşturmak için aktif olmalıdır. 21. yüzyılda Türk dünyasının refah düzeyinin gelişmiş ülkeler standartlarına ulaştırılması ve dünya çapında söz sahibi olması; etkin bir Ar-Ge stratejisinin hazırlanması ve hayata geçirilmesine bağlıdır. Bundan dolayı bilim ve tekniğe dayalı bir yol izlenmesi büyük önem arz eder. Son yıllarda Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’de bilim ve teknoloji ile ilgili belirli gelişmeler olmakla birlikte Ar-Ge altyapımız hâlen gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Türk dünyasının Ar-Ge altyapısının, en kısa sürede gelişmiş ülkelerdeki düzeye çıkarılması için eylem planına destek sağlanmalı, varoluşsal sürekliliğimizin ancak bu türden adımlarla mümkün olacağı vurgulanmalıdır. Bu kapsamda, gelişmiş ülkelerin Ar-Ge altyapıları irdelenerek; Türk Keneşi üyesi ülkelerde ve genel olarak Türk dünyasında, modern bilim ve yüksek teknolojinin hızlı şekilde gelişmesi için somut öneriler ve modeller tespit edilmeli veya tespit edilmiş olanlara eklenmelidir.

Türk teo-stratejisi: “İman, Tanrı’ya, bir dine inanma; inanç, birine duyulan güven, itimat, inanma duygusu, inanılan şey, görüş ve öğretidir.” Din ve inanç kavramları birbirinden farklıdır. Ayrıca, din denen toplumsal kurum, inanç ve ibadet adlı iki bölümden oluşur. Her iki bölümün temelinde de kutsallık ve yasak kavramları yatar.

İnanç, topluluklara millet olma özelliği kazandıran ve kültür kavramını meydana getiren önemli bir unsurdur. Bir milletin kimliğini tayinde de halk inanışları önemli rol oynar. Türk milleti açısından bakıldığında farklı din ve mezheplere sahip olan, farklı coğrafyalarda yaşayan Türk halklarının aynı inanç dünyasına dâhil olduğu görülür. Milletler sevinçlerini ve hüzünlerini paylaştıkları günleri, tarih boyunca inançlarına ve törenlerine bağlı olarak kutlamaktadırlar. Türkler arasında aynı veya benzer halk inanışlarının görülmesi, tarihî-millî bağın bir ifadesidir. Halk inanışları ile ilgili değişik tasnif çalışmaları yapılmıştır. Bu tasnifleri belirleyen en önemli özellik derleme çalışmalarında elde edilen malzemelerdir. Buradan hareketle Türk Dünyası teo-Stratejisi ifadesinin açılımı da; “Kültürel bilinç, ortak tasavvur biçimleri, semboller ve mitler üzerinden müşterek bir inanç ufkunun oluşturulması ve bu inanç ufkuna dair ortak kavramlar ve pratiklerin inşa edilmesidir.” Bu teo-strateji, halihazırda uygulanan politik pratiklerin inanç ile çelişmediğinin vurgulanması ve ortak karakterlerin tanıtılması, bu karakterlerin düşüncelerinin tartışılması ve bunun Türk Dünyasında organize edilmesi, Türk Dünyasından araştırmacıların katılımıyla gerçekleştirilmesi anlamını ihtiva eder. Yine Türk teo-stratejisi, İmam Maturidi gibi bir din adamının, Yunus Emre gibi bir gönül insanının ve Türk sufiliğinin ve tasavvuf edebiyatının öncülerinden olan Ahmet Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet” eseri gibi eserlerin, Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig” eserindeki sözlü halk edebiyatına sirayet etmiş ortak inanç unsurlarının tespit edilmesi ve bu veriler üzerinden değer sistematiğimizin inşa edilmesi demektir.

Hakan Fidan, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile telefonda görüştü
Hakan Fidan, İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile telefonda görüştü
İçeriği Görüntüle

Bu fikir, “tek millet, iki devlet” veya ortak tarihsel geçmiş ve soy bağı ülküsünde buluşan Türk Dünyası sınırları içinde, aynı kanı, aynı canı, aynı fikri taşıyan Türkiye Türkleri ile Türk Dünyası Toplulukları arasındaki; soy birliği, kan birliği, inanç birliği, tarih birliği, eğitim-öğretim birliği, kültür birliği, âdet-gelenek görenek birliği gibi tarihsel gerçekliklerin din dili üzerinden de işlemesini ve bu bağlamda teo-stratejik hedeflerin de gerçekleşmesini amaçlamaktadır. Asla burada herhangi bir dinî yorumun Türk Dünyasında telkin, tembih veya yayılması kast edilmemektedir. Amaç, ortak inanç formlarına vurgu yapmaktır. Bu, farklı yorumları ve kültür havzalarını yönlendirme ve kendi politik-ekonomik kurallarına bağlama yöntemi ise hiç değildir. İnanç insana dair bütün unsurlar üzerinde etkili olduğu için ve eğitim, ekonomi, siyaset, hukuk, aile vb. bütün toplumsal kurumlara nüfuz edebildiğinden dolayı, bu stratejinin temel maksadı; bütün bu toplumsal kurumlarda inanç anlamında da müşterekliğin, ortak değer yargılarının var olduğunun hatırlatılması, tarihsel örneklerinin gösterilmesi, ortak tecrübeye dikkat çekilmesidir.

Türk Dünyası jeopolitiği ve Turan koridoru: ABD tek merkezli jeopolitik oyunculuğunu kaybetmiştir, çift kutuplu bir dünya gerçeği artık yoktur ve bugün çok merkezli güç denklemlerinden söz edilmektedir ki bu, doğru ve bilimsel bir tespittir. Yeni dünya düzeni içinde yeni ticari güzergâhların ortaya çıkması ve yeni sermaye rotalarının belirlenmesi sürecinde ortaya çıkan somut durum, zorunlu olarak çok kutuplu güç merkezlerini doğurmuştur ve doğuracaktır. Bu doğal akışın en önemli kavşaklarından biri ise Türk Kuşağı bağlamında Türk Dünyası jeopolitiğidir. Türkiye, bölgesel güçlerin bölgesel meselelerde daha büyük bir rol, dış siyasette ve güvenlik politikalarında daha fazla özerklik ve uluslararası ilişkilerde daha fazla statü talep ettiği ve elde ettiği küresel siyasetteki önemli bir eğilimi temsil ediyor, hatta öncülüğünü yapıyor. Bunu sağlayan şey, ülkemizin uluslararası ilişkilerde temel politik çizgisini ve hedeflerini vurgulayan devlet gerçeğine ve tecrübesine sahip olmasıdır. Türkiye’nin bu bölgedeki güç dengesinin oluşumunu kendi açısından hayati olarak algıladığı ve buna bağlı olarak hamleler yaptığı ve süreci iyi yönettiği açıktır. Zira bölgedeki güç dengesinin tek merkezli oluşması Türkiye için uzun vadede tehdit oluşturacak ve bölgedeki manevra alanını daraltacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bu doğal jeopolitik gerçeğine ek olarak bir medeniyet jeopolitiğine de sahiptir. Tarihsel tecrübesi, kıtalararası var olan tarihsel öyküsü, milli ve dini tarihsel durumundan kaynaklanan geniş bir kültür ve gönül coğrafyasıyla dünyanın üçte ikisine nakşettiği maddi kültür varlıklarına sahip bir ülkedir. Bu bağlamda Türkiye’nin bir ideolojik jeopolitiğe, yeni inşa edilen bir siyasi söyleme ve stratejiye ihtiyacının olmadığı tarihsel bir gerçekliktir. Bu düşüncemizin temel dayanağı; doğal jeopolitik durumu, tarihsel aklı, kadim zamanlardan günümüze inşa etmiş olduğu medeniyet gerçeği ve dünyanın bir koridoru olduğu hakikatidir. Bir ülkenin jeopolitiği yine o ülkenin varoluş koşullarının omurgasını oluşturur.

Türk tarihinin en temel tecrübelerinden biri olan 'birlik ve dirlik' olma duygusu ahlaki bir yükümlülüğe dönüşür. Bu sorumluluklar gündelik siyasi söylemlerin ötesine taştığı zaman asla göz ardı edilemeyecek mahiyet ve önem taşır. Bütün bu nedenlerden dolayı, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında devlet ve millet bütünlüğüyle 'Turan Koridoru-Türk ve Türkiye Yüzyılı' mefkûreleştirilmelidir. Mefkûrenin/İdealin olmadığı bir ortamda toplum kendini sadece boşlukta hissetmez, muhakkak bu boşluğu doldurma açlığı hisseder ve yine hiç tereddütsüz kendini uluslararası popüler olan söylemlere bırakır. Bu asla göz ardı edilemeyecek bir tehlikedir. Global dünyada bu açlığı gidermeye yönelik popüler kültür bağlamında arayış, geçmişte var olduğu gibi bugün de vardır ve yarın da var olacaktır. Böylesi bir arayışın kıskacına düşmemek için bu anlayışın bir ideal hâline dönüşmesi gerekmektedir."

Kaynak: Haber Merkezi