Partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Emekli aylığında yaşanan artışlara tepki gösteren Dervişoğlu, “Enflasyon oranındaki artışla, en düşük emekli aylığı, 19 bin lira oldu. Gelin, bir hayatta kalma matematiği yapalım; Ankara’da ortalama kira, 20 bin lira. İstanbul’da ortalama kira, 25 bin lira. En düşük emekli aylığı, 19 bin lira. Soruyorum: Emeklilerimiz, otel köşelerinde ya da Terminal banklarında mı yaşayacak? 25–30 yıl çalışmış, prim ödemiş, alın teri dökmüş insanlara, reva gördüğünüz hayat, bu mudur? Siz, emekliyi sadece açlığa mahkûm etmediniz. Siz, emekliyi kendi ülkesinde istenmeyen insan hâline getirdiniz” ifadelerini kullandı.
“Allah, Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun”
Dervişoğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle;
Her seferinde, bu kürsüden uyardık; “Dünya kuralsızlığa gidiyor” dedik. “Güç siyaseti geri dönüyor” dedik. “Bölgemiz yeniden dizayn ediliyor” dedik. Bizi bugüne kadar koruyan “Cumhuriyettir ve milli kimliğimizdir” dedik. “Eğer Türkiye, içeride hukuku ve kurumları zayıflatırsa, dışarıda bu fırtınaya dayanamaz”, dedik. Bu fırtınaya aşinayız. Bu dili daha önce de gördük, izledik. Irak’ta, Arap Baharı’nda, Mısır’da, Libya’da, Lübnan’da gördük. Suriye’de gördük. Bölgemizdeki her gelişmede; “Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi?” sorusunun cevabını aradık. Cevap vermesi gereken iktidar ise; her seferinde aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla, günü kurtarma refleksiyle, devlet aklını zayıflatan, milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı.
Kaddafi, Esad, Maduro; hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem “kardeşim” dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi “Diktatör” olarak anılan devrik liderler. Şimdi soruyorum: Sizce de bu işte bir terslik yok mu? Biri idam edildi, Biri kaçak, Biri devrildi, biri kaçırıldı. Ne hikmetse bunlara da hep “dostum” dediği, ABD başkanları vesile oldu. “Ortak” alır, terörist çıkar; “Dostum” der, işgalci çıkar; “Kardeşim” der, derdest edilir. Allah, Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun!
Emekli ve asgari ücretli tepkisi
Asgari ücrette ise ellerini korkak alıştırdılar. Yapa yapa 22 bin 75 lira yaptılar. Bu asgari ücretle, iki pazar, bir market ancak yapılır. Belki bir depoda benzin alınır. Açlık sınırı, 30 bin lirayı aşmışken, asgari ücreti, 28 bin lira olarak belirlemek, Vatandaşı, açlığa mahkum etmektir. Bu açlık, sürünme sertifikasıdır, açlık karnesidir. Büyükşehirlerde kiraların 20 bin liradan başladığı bir ülkede bu parayla kim karnını nasıl doyuracak? Kim çocuğuna ayakkabı alabilecek? Kim hayata nasıl tutunabilecek? Peki ya emeklilerimiz? İşin adını koyalım; ikinci baharları kara kışa döndü. Enflasyon oranındaki artışla, en düşük emekli aylığı, 19 bin lira oldu. Gelin, bir hayatta kalma matematiği yapalım: Ankara’da ortalama kira, 20 bin lira. İstanbul’da ortalama kira, 25 bin lira. En düşük emekli aylığı, 19 bin lira. Soruyorum: Emeklilerimiz, otel köşelerinde ya da terminal banklarında mı yaşayacak? 25–30 yıl çalışmış, prim ödemiş, alın teri dökmüş insanlara, reva gördüğünüz hayat, bu mudur? Siz, emekliyi sadece açlığa mahkûm etmediniz. Siz, emekliyi kendi ülkesinde istenmeyen insan hâline getirdiniz.
‘Süreç’ eleştirisi
Çözüm sürecinin tam anlamıyla bir tıkanma yaşadığını, sürecin mimarlarının ise, Suriye’de aradıklarını bulamadıkları için adeta nedamet getirdiklerini, ve direksiyonlarını da köprüden önceki son çıkışa doğru kırdıklarını görüyoruz. Sürecin ilk gününden itibaren ayan beyan ortada olan, PKK’nın hiç inkar etmediği ve geri adım atmadığı talepler hepimizin malumuydu. PKK, hiçbir zaman Suriye’de silah bırakacağını söylemedi, DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi. Şimdi de şaşırmışlar gibi, beyanat veriyorlar. Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz. Neye şaşırdınız?
SDG’nin YPG; YPG’nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız? 11 sene boyunca, ABD ve İsrail tarafından, Emrine ordu yetiştirilen Mazlum Abdi’nin, pek de mazlum olmadığına mı şaşırdınız? Bütün bunlar ortadayken, süreci netleştirmek ve somut kırmızı çizgiler çizmek yerine, Öcalan muhatap alındı ve mecliste kurulan komisyon İmralı’ya, Öcalan’ın ayağına götürüldü. Hem halka altı boş bir umut pompalandı, hem de örgüte ve onun eli kanlı liderine, meşruiyet sağlandı ve cesaret verildi. Geldiğimiz noktada milletimizin, Öcalan’ı merkezine oturtan, cumhuriyetin nitelikleri ile birlikte milli kimliğimizi tartışmaya açan bu sürece olan tavrı, kamuoyu yoklamalarına yansımış görünüyor. Milletin tokatını ensesinde hissedenler ise, girdikleri bu bataklıktan çıkmanın yollarını döşüyor. Ve sanki, PKK’nın Suriye’de silah bırakmayacağının haberini, yeni öğrenmiş gibi bir tutum alıyor, güya tepki veriyorlar.



