Yaklaşık 20 aydır devam eden süreçteki son gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, iktidarın yasal adımlar atmakta gecikmesini ve ana muhalefet partisine yönelik baskıları eleştirdi. Temel, bölgesel ve içsel dinamiklerin sürecin hızlanmasını dayattığını belirterek, yaşanan tıkanıklıkların aşılması için İmralı'da yeni bir formül ve yol haritası ortaya konulduğunu açıkladı.
'Barış ve demokrasi sürecini' ilişkin tartışmaları Evrensel'den Elif Ekin Saltık'a değerlendiren Temel, mevcut durumu bir kopuş veya donma hali olarak görmediklerini ifade etti. Temel, "Sürecin temposu zaman zaman düşebilir, zaman zaman artabilir. Bölgesel gelişmeler, içerideki demokratik ihtiyaçlar ve toplumun barış beklentisi, durmayı değil hızlanmayı dayatıyor. Gelinen aşamada yeni bir takvim hazırlığı olduğunu söyleyebilirim. Gelişen tıkanıklıkları aşmaya dönük Sayın Öcalan’ın büyük gayret ve çabaları var" dedi.
"Pratikte silahların bırakılması hukuki güvence gerektirir"
Yaklaşık 1,5 yıl önce başlayan süreçte PKK'nin silah bırakma dahil tek taraflı pek çok adım attığını belirten Temel, sürecin resmiyet kazanmamasının ve fiili düzende yürütülmesinin risklerine dikkat çekti. Sürecin hukuki bir çerçeveye kavuşması gerektiğini vurgulayan Temel, Abdullah Öcalan’ın "Pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, siyasi ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir" sözlerini hatırlatarak, hukuki zemini olmayan bir sürecin kalıcı olamayacağını ifade etti.
"İmralı'da yeni bir formül ortaya kondu"
Nisan ayında Meclise gelmesi beklenen yasal çerçevenin hayata geçirilmemesini eleştiren Temel, son İmralı görüşmesinde Öcalan'ın mevcut gecikmeleri aşmak adına pratik adımları ve zaman hassasiyetini içeren yeni bir formül sunduğunu belirtti. Bu kapsamda Meclise, demokratik siyasete ve Kürt siyasi hareketine düşen sorumluluklar olduğunu kaydeden Temel, zamanın dar olduğunu ve yol haritasının detaylarının zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacağını aktardı.
Bahçeli'nin duruşu ve statüsüzlük eleştirisi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin süreç içerisindeki söylem değişikliklerine de değinen Temel, Bahçeli'nin ilk dönemdeki "umut hakkı" vurgusunun önemli bir hamle olduğunu ancak son açıklamalarında yer alan yaklaşımın kaygı yarattığını belirtti. Temel, "Kimliği yok sayılmış, statüsü belirsiz, muhatabı kısıtlanmış bir çerçeve ne Kürt kamuoyunu ne de demokratik çözüm isteyen geniş toplum kesimlerini ikna eder" diyerek sürecin başarıya ulaşması ile Öcalan'ın özgür çalışma koşulları arasında doğrudan bir bağ olduğunu savundu.
"CHP sürecin sahiplerinden biri olmayı sürdürmelidir"
Özgür Özel yönetimindeki CHP'ye yönelik yargı hamlelerini ve genel merkezin polis zoruyla boşaltılmasını sert bir dille eleştiren Tayip Temel, ana muhalefete yönelik baskıların süreçle eş zamanlı yürümesinin bir paradoks oluşturduğunu söyledi. Temel, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"CHP’ye yönelik bu yargı kıskacını başından beri reddediyoruz. Bir partinin genel merkezine balyozla girilmesinin, seçilmiş iradenin kapısına polis dayanmasının hiçbir hukuki kılıfı ve siyasi gerekçesi olamaz. Muhalefete ve CHP’ye çağrımız şudur: Otoriter yönelimlerin panzehiri demokrasiye ve barışa daha fazla sahip çıkmaktır. CHP, bütün yaşananlara rağmen bu sürecin sahiplerinden biri olmayı sürdürmelidir."
Görüşme mahremiyeti ve toplumsal şeffaflık dengesi
Sürecin kapalı kapılar ardında yürütüldüğüne dair sosyalistlerden ve kitle örgütlerinden gelen eleştirilere de yanıt veren Temel, barış süreçlerinde toplumsal meşruiyet ile müzakere ciddiyetinin bir arada yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Dünyadaki çözüm deneyimlerinde "bütün üzerinde uzlaşılmadan parçalar kesinleşmiş sayılmaz" ilkesinin esas alındığını belirten Temel; işçilerin, kadınların ve sosyalistlerin sürecin dışında değil, tam merkezinde yer aldığını ve barışın ancak toplumsal katılım ile yaşatılabileceğini vurguladı.



