Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, konuşmasının başında, "Yine gözaltı furyasına uyandık. Çok sayıda sol, sosyalist, devrimci, yurtsever arkadaşımız gözaltına alındı. Barışı konuştuğumuz bu günlerde hala klasik bir biçimde baskıların devam ediyor olmasını kabul etmek mümkün değil. 1 Mayıs engellenemez, ezilenlerin haklarını savunanlar gözaltına alınamaz, tutuklanamaz" ifadelerini kaydetti.
Hatimoğulları'nın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;
"Jeotermal talana karşı hafta sonu mitingler düzenleyerek yaşamı savunan Varto ve Karlıova halklarını DEM Parti adına buradan selamlıyorum. JES’lere karşı en güçlü doğa direnişlerinden birini gösteren Vartoluların, Karlıovalıların ve yöre halkının mücadelesinin her zaman yanındayız. Varto ve Karlıova halkına selamlarımızı gönderiyoruz, direnişlerini destekliyoruz. Her daim yanlarında olmaya devam edeceğiz.
Bugün 28 Nisan. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından ilan edilen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’dür. Bugün, işçi ölümlerinin, güvencesiz çalışmanın ve cezasızlığın bütün acısıyla bir kez daha hatırlandığı gündür. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre Türkiye’de 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi; 2026’nın henüz ilk üç ayında ise 420 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Bunlar iş kazası değil, iş cinayetidir. Bize bunu kaza diye yutturmaya kalkanlar iyi bilsin. Çünkü patronlar, üç işçinin yapması gereken işi daha az ücret vermek amacıyla bir işçiye yaptırdığı için bu iş cinayetidir. Patronlar ve devlet, işçilerin temel yasal haklarını bile yok sayıyor. Koruma mekanizmaları eksik. Ayrıca var olan mekanizmalar da işletilmiyor. Bu nedenle bunlar iş cinayetidir. Bakın, sadece geçen yıldan bugüne en az 2 bin 500 emekçinin ailesinin evine acı, yas ve daha fazla yoksulluk çöktü. Bunlar soğuk rakamlar değil. Her bir eve düşen ateş, yetim kalan yoksul çocuklar, geride kalanlar için ölümün ağırlığıyla yaşamak demek. Emeğin, emekçinin hakkını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Açlık grevindeki madencilere destek
Doruk Madencilik’te çalışan işçiler Ankara’da eylemdeler. Onları ziyaret ettim. DEM Parti milletvekilleri, muhalefet milletvekilleri ve birçok kesim onlarla dayanışma içinde. 'Açız, yoksuluz, çıplağız' diyerek açlık grevine giren işçilerin direnişi kısmi kazanımlarla devam ediyor. Çalışma Bakanlığı maaşların bir kısmının ödendiğini söylese de bunun çok cüzi bir miktar olduğunu öğrendik. Madenciler tüm alacakları ve hakları için greve devam ediyor. Bakın, Meclis’ten birkaç yüz metre ileride, Kurtuluş Parkı’ndaki eylemlerini sürdürüyorlar. Doymak bilmez Yıldızlar Holding’e aynen şu mesajı veriyorlar: 'Yıldızlar da kayar, durmaz yerinde.' Evet, işçilerin haklarını gasp eden Yıldızlar Holding’e bir uyarıyı da biz yapıyoruz: Amasız, fakatsız; eksiksiz ve zaman geçirmeden işçilerin haklarını tanıyın.
İktidara süreç eleştiri
Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi, Türkiye'nin önüne tarihsel bir eşik koydu. Çatışma çözümü deneyimlerine baktığımızda, örgütlerin on yılda attığı adımlar burada bir yılda atıldı. PKK, silahlara veda ettiğini ve örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan ederek tarihi bir hamle yaptı. Bu, yüz yıllık Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Bu adımın gereklilikleri yapılırsa Türkiye sadece prangalarından kurtulmayacak; toplumsal kutuplaşma azalacak, demokratikleşme zeminleri büyüyecektir.
Bu kadar aydınlık bir tablo önümüzde dururken, barış menziline koşar adım gidilmesi gerekirken iktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde. Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an süreç karşıtlarının provokatif tutumlar geliştirmesinin önünü açar. Ekranlarda sürekli süreç tıkandı diyerek ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduklarını görmüyor musun? Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar iyi dinlesinler: Ellerininzi boşa ovuşturmayın, bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini bu limana ulaştıracağız.
Devlet aklı fırsatı heba eden değil, tarihi anda sorumluluk alan olmalı. Bunu yapmak demokratik cumhuriyete zemin hazırlayan tarihi bir gelişme olacaktır. Bu fırsatı hiç kimse heba etmemeli. Biz DEM Parti olarak heba olmaması için, engellemek için daha fazla çalışacağız. Çünkü biz onurlu bir barışa yürekten inanıyoruz. Engelleri aşa aşa, görmezden gelenleri aşa aşa, bu sürecin bir an önce başarıya kavuşması için DEM Parti olarak sadece elimizi değil, gövdemizi taşın altına koyuyoruz."
Sayın Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi, Türkiye'nin önüne tarihsel bir eşik koydu. Çatışma çözümü deneyimlerine baktığımızda, örgütlerin on yılda attığı adımlar burada bir yılda atıldı. PKK, silahlara veda ettiğini ve örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan ederek tarihi bir hamle yaptı. Bu, yüz yıllık Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Bu adımın gereklilikleri yapılırsa Türkiye sadece prangalarından kurtulmayacak; toplumsal kutuplaşma azalacak, demokratikleşme zeminleri büyüyecektir. Bu kadar aydınlık bir tablo önümüzde dururken, barış menziline koşar adım gidilmesi gerekirken iktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde. Altını tekrar çiziyoruz: Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an, süreç karşıtları her türlü hile hurdanın içine girebilir.
“Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır diyorlardı ya, o tuğla çekilmeli”
Ülkeyi öyle hale getirdiler ki adliye saraylarının kapısında "adalet" yazıyor ama her evden adalet çığlığı yükseliyor. Demek ki sorun tabelada değil, düzenin kendisindedir. Şimdi Adalet Bakanlığı bünyesinde 'Faili Meçhul Suçları Araştırma' birimi kuruluyor. Araştırılsın elbette. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması da önemlidir.
Ama buradan açık söylüyoruz: Bu iş vitrin düzenlemesine dönüşmemeli, dağ fare doğurmamalı. Faili meçhul dediğiniz şey gökten düşen karanlık değildir. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlıktır. Dargeçit davası; Mehmet Sincar, Uğur Mumcu, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Deniz Poyraz, Hrant Dink, Berkin Elvan davaları; 10 Ekim Gar Katliamı davası… Faili meçhulleri saysak günler yetmez. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Faili meçhul davalar için gerekli adımlar atılmalıdır. Siyaset, bürokrasi, mafya üçgeni; yani Susurluk zihniyeti… Bu üç ayak yıllardır birlikte duruyor. Birbirini besliyor, koruyor. Bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz.
O yüzden şunu net söylüyorum; "Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır" diyorlardı ya, o tuğla çekilmeli. O duvar yıkılmalı. Ülke olarak ebediyen Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun, üzerine gidilmeli.




