CHP, bu haftaki grup toplantısını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 106 tutuklu sanığın yargılandığı, toplam 402 kişinin davalı olduğu İBB Davası’nın görüldüğü Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nın bulunduğu Silivri’de gerçekleştirme kararı aldı.

“Bugün burada, hiç şüphe yok ki, tarih tekerrür etmektedir”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Silivri’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmadan öne çıkan başlıklar şöyle;

Dünyanın ve bölgemizin kritik bir eşikten geçtiği günlerdeyiz. Böyle bir ortamda, ülkemiz dış tehditlerle karşı karşıya; devlet ve millet kenetlenerek en güçlü hâlde olması gereken bir dönemden geçerken, ne yazık ki bu sorumluluktan uzak, dünyada yaşanan kriz dönemini kendi siyasi menfaati için fırsata çevirmeye çalışan, kendi siyasi tükenmişliğine engel olmak için buradan bir fırsat çıkarmaya çalışan bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. İktidarın kişiselleştirilmiş ve bir kişinin varlığını memleketin tüm çıkarlarına feda edebilecek bir anlayışla hareket etmesi kabul edilemez. O yüzden Cumhuriyet tarihinde ilk kez meclis grup toplantımızı bir cezaevinin hemen yanı başında yapmak durumundayız. Ancak buradan, hem bir mücadeleyi sürdürmenin kararlılığı, hem haklı olmanın gururu, hem haklı olmanın yarattığı psikolojik üstünlük, hem de dünden itibaren yaşadıklarımızın tamamıyla burada hep birlikte dimdik ayakta, kararlılıkla durmanın; birileri tarafından, onların atadıkları tarafından yargılanmanın değil, bir kara düzenin yargılanmasının; bir devri kapatıp yeni bir devre açmanın ve bugün sanıp sandalyesinde gösterilmeye çalışılanların aslında bu milletin ilahi olarak görebileceği en üst yetkili olacağı yarınları müjdelemenin gururu içindeyiz.

Öncelikle bir mekan olarak nerede, bir coğrafya olarak nerelerde olduğumuzu, milletimize anlatmak isterim. Burası, Türk siyasi tarihinde haksız tutuklamalarla, hukuksuz yargılamalarla geçen ve kumpas davalarıyla sembolleşen Silivri Cezaevi’ne 700-800 metre uzaklıkta kurulan Silivri Dayanışma Merkezi’dir. Şu anda, tarihimizin en büyük siyasi davalarından birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında, iki gün görülen duruşmanın arasında burada hep birlikteyiz. Bugün burada, hiç şüphe yok ki, tarih tekerrür etmektedir.

“O gün yargılananlar cezaevlerinden alnı açık, başı dik olarak çıktılar”

Türkiye, bu cezaevini Ergenekon, Balyoz ve nice kumpas davalarıyla tanımıştı. Adalet ve Kalkınma Partisi, Fethullahçı Terör Örgütü ile kol kola girerek bu ülkenin askerlerini, aydınlarını, gazetecilerini, siyasetçilerini burada yargılamış, cezalandırmış ve hapse koymuştur. O dönem yapılanların tamamına büyük bir kararlılıkla sahip çıkmıştır.

Zaman geçti; tarih, iki taraftan birine haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevlerinden alnı açık, başı dik olarak çıktılar. Kimi iki, üç kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Yani idam kaldırılmamış olsaydı, AK Parti’nin kara düzeni, Fethullahçı Terör Örgütü ile birlikte ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı iki kez asacaktı; ülkenin seçilmiş milletvekillerini, MHP’den ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş milletvekillerini ikişer, üçer kez asacaktı; ülkenin bilim insanlarını, akademisyenlerini, gazetecilerini asacaktı; ordunun şanlı, şerefli generallerini, amirallerini, albaylarını asacaktı. Sonradan bütün delillerin üretildiği, kazıda çıkanın bile önceden kendilerince gömülmüş olduğu, dijital delillerin değiştirilmiş olduğu ortaya çıkacaktı.

Ama o günler Recep Tayyip Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım, savcısıyım” diyordu. O davanın savcısının altına zırhlı Mercedes’ini, kendi Mercedes’ini veriyor, yere göğe koyamıyorlardı; birlikte futbol oynuyorlardı; muhtemelen her şeyi o yapıyordu. Hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku vardı; Tayyip Erdoğan’ın hukuku. Sonra o, şımarttıkları bu güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına geldi, ellerini FETÖ sabunu ile yıkadı ve bir kenara geçti: “Rabb’im ve milletim beni affetsin” dedi.

“Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak ve bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacaktır”

Şimdi Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımıza yazılan iddianameye de “tuğla gibi” diyorlar, “ifadeleri gizli tanıklarımız var, onlara güveniyoruz” diyorlar. Dün başlayan duruşmada, bugüne kadar milletin vicdanında masumiyetine inanma oranı %60, bu davanın siyasi olduğuna inananlar %60. “Hayır, her şey hukukidir” diyenler %25, %15 ise “fikrim yok ya da korkarım, fikrimi söyleyemem” noktasında.

Dün yargılama evresi başlamıştır ve bu mahkeme nasıl yürüyecek, savcı ne isteyecek, hakim ne verecek, hep beraber göreceğiz. Ama merak etmediğim, emin olduğum, namusumla kefil olduğum bir şey var ki: Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız, bu milletin vicdanında beraat edecektir.

Gökçen Çatlı, 'Çatlı' filmi için Bahçeli'nin hayır duasını aldı
Gökçen Çatlı, 'Çatlı' filmi için Bahçeli'nin hayır duasını aldı
İçeriği Görüntüle

Siyasi kumpaslar, Ergenekon’da, Balyoz’da ve askeri casuslukla bir dizi kumpas davasıyla sınırlı değildi. Halkın seçtiği Başbakan Adnan Menderes’i de darbeciler yargıladı. Bu ülkede, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Bülent Ecevit de, Süleyman Demirel de, Necmettin Erbakan da, Alparslan Türkeş de yargılandı. Kendini milletin üstünde görenler, onları sanık yaptılar; ama sonunda yine milletin yanında duranlar kazandı, kumpaslar bozuldu, darbeler püskürtüldü. O gün yargılananlar, ülkeye başbakan, cumhurbaşkanı oldular.

İşte bugün, aynı sandalyede oturan isim Ekrem İmamoğlu’dur. Eğer idam cezası olsaydı, idam edecek kadar cezanın yüz katını Ekrem İmamoğlu’na istiyorlar. Buradan söylüyorum, büyük bir özgüvenle söylüyorum: Bugün için değil, iki sene sonra da söyleyeceğim; Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak ve bu ülkeye Cumhurbaşkanı olacaktır.

Ana akım medyaya sert tepki

Bana, Tayyip’ten korkan değil; Allah’tan korkan, vicdan sahibi AK Partililerin ve MHP’lilerin feraseti lazım. Onların ferasetine güveniyorum. Nasıl ki 31 Mart 2019’da biz seçimi kazanıp da 13.000 farkla İstanbul’u almışken “İstanbul’u ona mı vereceğiz?” deyip mazbatayı iptal ettiklerinde, 13.000 farkı 45 günde 806.000’e çıkaran İstanbullu, hak yenmesine itiraz eden, kul hakkına girmeyelim diyen namuslu insanlar adaletin bozduğu teraziyi dengeye getirdiyse; bugün de onlara güveniyorum.

Onlara soruyorum: Marttan beri, Nisan’dan bugüne 12 ay boyunca; Metegresi, A Haber’i, dünya kadar yandaş kanalı ve tüm kanallara pompaladıkları aparatlarıyla ne yalanlar attılar? Vicdanına, insafına sığındığım bu ülkenin güzel insanları… Bir yıldır “560 milyar yolsuzluk” dediler. 560 kuruş bulamadılar. İddianameye tek kanıt yazamadılar.

Duruşmanın başlayacağı gün üç yandan gazeteler “30 milyarın hesabını verecek” diyor. Biri 40 diyor, biri 43 diyor. Üç gazete bile ayrı rakam yazıyor. En yüksek olanı bile iddianın onda birini yazıyor; binde biri bile iddianamede yok. Peki 560 milyar diye tepinenler şimdi ne diyor biliyor musunuz? “Öyle duymuştuk, iddianameden çıkmadı.”

“1.200 cep telefonu dağıtıldı” dediler. “Birini patlatın, genel başkanlığı bırakacağım” dedim. Ekrem Başkan da “Cumhurbaşkanı adaylığını bırakacağım” dedi. İddianameye bir cep telefonu girmedi.

“Çantaların içinde para taşıyorlar” dediler. Özgür Başkan gösterdi; jammer çıktı. İddianamede “çantalarında jammer vardı” diye ifade var. Öbür taraftan Ekrem Başkan’ın lüks arabalarını gösterdiler. Meğer MHP’li bir milletvekilinin arabası çıktı. Şimdi o haysiyet cellatlıklarını aylarca söyleyenler “Ben de savcılıktan bilgi almıştım, beni de yanıltmışlar” deyip kenara çekilmeye çalışıyorlar.

Biri “İBB’de parkelerin altından 2 milyon dolar çıktı” diyordu. İddianamede yok. Sorulunca “Her zaman doğru söylenmez, bazen de yalan atılır” dedi.

Bir başkası “Ekrem İmamoğlu ve beş arkadaşının para sayarken görüntüsü var” dedi. İddianamede yok. “Ben de öyle duymuştum, duyduğumu anlattım” dedi.

“Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası çıktı” dediler. Ben dedim ki: Belediyede kasa olmaz. AK Partili belediye başkanı koymuş. İçinden dolar çıkarken gösterdiler. Bizim belediyede dolar olmaz dedik; arama tutanağında belediyenin mührü çıktı. TRT’ye sorduk: “Dolar görüntüsü nereden çıktı?” “Elimizde gerçek görüntü yoktu, stoktan kullandık; şansınıza dolarlı görüntü çıktı” dediler.

Kendisi hakkında açılan soruşturmaya yanıt

Gelelim dün başlayan davaya. Dava bir yıldır bekleniyor değil mi? Diyorlar ki: “Biz 200 sayfayı dört günde iddianame yazmışız.” Tayyip Bey bir ayda iddianame bekliyordu. Diyordu ki: “Hey Özgür Efendi, bir aya iddianame çıkar; insan içine çıkamayacaksınız, birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız. Bunlar eşlerinin gözüne bakamayacaklar.”

Niye diyordu? Çünkü bir iddianameden bunlar çıkacak, önümüze dökülecek ve biz ezileceğiz diyordu. Ben dökülmeyeceğini bildiğim için, iftira olduğunu bildiğim için bir yıldır dimdik duruyorum. İnsan bugün mahcup olmak, ezilmek, rezil olmak pahasına 11 ay direnmez. Ama bugün haklı çıkacağını biliyorsa 11 aydır ayakta durur. 11 aydır bir şeyi biliyorduk. Halime Hanım biliyordu, Gökhan Günaydın biliyordu, Dilek Hanım’a söyleniyordu, Özgür Başkan her yerde söylüyordu, Nuri Aslan söylüyordu. Bu dava ya bire düşer ya kırka düşer.

Kanunumuza göre bir dava ağır ceza mahkemelerinden birine kurayla düşer. İstanbul’da 41 ağır ceza mahkemesi var. Bir davanın belli bir mahkemeye düşme ihtimali yüzde dört. Ama bir yıldır konuşulan ihtimal gerçekleşti ve dava konuşulan mahkemeye düştü.

Eğer savcı gerçekten Türk milleti adına iddianame yazıyorsa, tarafsız ve bağımsızsa, böyle bir şeyin olması mümkün mü? Bir yıl boyunca bu süreç yürütülecek ve sonunda dava herkesin konuştuğu mahkemeye düşecek!

Yetmez. O mahkemenin başında da herkesin konuştuğu bir hakim var. Hakkımızda atılan bütün iftiraları yayımlayan bir internet sitesi var. Örneğin Ekrem İmamoğlu’nun arabaları, cep telefonu meselesi, uçağı… Hepsini yazan bir site. O site, Ağustos ayında kararnameler çıkarken bu hakimi övüyor, ekibindeki bir arkadaşını da başka bir mahkemeye gönderildi diye anlatıyor.

O site bütün arkadaşlarımıza yönelik iftiraları yazdı. Hani Tayyip Bey diyordu ya “Baltayı taşa vurdular, eşlerinin yüzüne bakamayacaklar” diye. Meğer o yazılanların tamamı iftira ve şantaj ürünüymüş.

İşte o sitenin övdüğü hakimin başında olduğu mahkemeye bu dava düştü.

Ama o hakim tek değil; heyet var. Heyetteki diğerlerine de güvenemiyorlar. Dışarıdan iki üye getiriliyor. Dün üç kişi yargılamaya başladı.

Düşünün: Türkiye siyasi tarihinin en zor davalarından biri. Böyle bir davada ne beklersiniz? Çok tecrübeli hakimler. Eskiden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne hakim olmak için Anadolu’da yıllarca başarılı kararlar verip yükselmeniz gerekirdi.

Bugün ise kürsüde toplam kıdem 11 yıl. İki üye ise bir yıl dokuz aydır hakim.

Normalde Anadolu’nun bir yerinde deneyim kazanması gereken iki hakim, Türkiye’nin en önemli davasında görev yapıyor. Eğer o iki üye doğru karar verirse ve “Bu iddianame saçma, ikna olmadık” derse karar ikiye bir değişebilir.

İşte böyle bir heyete bu dava verildi.

Dün yargılama başladı. Daha ilk dakikada ne yaptılar biliyor musunuz? Adnan Menderes’e Yassıada’da yapılanın benzerini yapmaya çalıştılar. Ekrem İmamoğlu’na “Sanık Ekrem, otur yerine” diyor.

15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlediği, milyonların imza verdiği, İstanbul’un üç kez seçtiği bir belediye başkanına “Sanık Ekrem, otur yerine” deniyor.

Söz istediğinde “Ben izin vermezsem konuşamazsın” diyor. Ekrem Başkan söz isteyince de başını çeviriyor. Ama karşısında dimdik duran bir irade görünce ne yapacağını şaşırıyor.

Dün içeride yaptığı hataları söyledik. Bugün ise cübbeyi giyip daha dikkatli gelmiş.

Dün Ekrem Başkan söz isteyince “Nisan ortasında konuşursun” diyordu. “107. sırada konuşursun” diyordu. Ekrem Başkan “Usule ilişkin sözüm var, şimdi konuşmam lazım” dediğinde “Dinlemeyeceğim seni” diyordu.

Bugün ise aynı hakim geri adım attı. Ekrem Başkan konuşacağım deyince önce yine itiraz etti ama günün sonunda konuşma hakkını vermek zorunda kaldı. Bugün gazeteler “Hakim izin vermedi, şov yaptırmadı” diye yazdı. Ama gerçek şu: Ekrem İmamoğlu sözünü söke söke aldı ve tarihe geçecek bir savunma yaptı.

Bizim söylediğimiz de şu: Devletin gücünü arkasına alıp haksız yere kamu gücünü kullanarak bize efelik taslayanlara karşı biz milletin gücüyle konuşuyoruz.

Ahlaki üstünlükle, psikolojik üstünlükle, çoğunluğun enerjisiyle konuşuyoruz.

Devletin gücünü karşımıza dikenlere karşı, milletin gücünü göstere göstere konuşuyoruz.

Onlarca milletvekilinin bulunduğu salonu zorla boşalttırmaya çalışacak kadar şuursuzca davranan ve sonunda da yapamayacağı bir işe kalkışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Milletin bir sonraki Cumhurbaşkanlığı için 25,5 milyon imza attığı Ekrem Başkan’a “Otur deyince oturacaksın, kalk deyince kalkacaksın; sen 45 gün sonra konuşacaksın” diyenlerin bugün ayağı suya ermiş görünüyor.

Devam edeceğiz. Orada olacağız. Hakkımızı savunacağız.

Dün ben bu açıklamanın bir benzerini yaptım. Daha kalacağım yere varmadan hakkımda soruşturma açmışlar. Neden? “Yetkisiz, etkisiz, kifayetsiz, liyakatsiz” demişim diye. Hakaret maddesinden soruşturma açmış. Öbür maddesinde diyor ki: “1/6 oranında artırırım.” Bir diğerinde “kamu görevlisine hakaret” diyor, alt sınırı bir yıl yaparım diyor.

Ama bir fıkrayı atlamışlar. O fıkrada ne yazıyor biliyor musunuz? İspat hakkı. Suçlanan kişi bunları ispat ederse ceza veremezsin diyor.

Hodri meydan. Liyakatli mi, becerikli mi, yoksa beceriksiz mi; bunu mahkemede ispatlayalım.

Hayırdır? Sen benim Cumhurbaşkanı adayımın ve arkadaşlarımın geleceğine karar vermek üzere bir yıl sekiz aylık hakimleri koyacaksın, kurayla da o mahkemeye düşüreceksin; ben de dışarıda “Mahkemeyi takip ettik, adaletin yerini bulmasını bekliyoruz” diyeceğim, öyle mi?

Bir de diyorlar ki: “Hakime böyle söz söylenmez.” Küfür mü ettik? “Beceriksiz” dedik.

Bunu söyleyen kim biliyor musunuz? Recep Tayyip Erdoğan’ın medyası, köşe yazarları.

Bakın, yıl 1989. Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı seçimi. Recep Tayyip Erdoğan %23 oy almış, rakibi %29 oyla seçimi kazanmış. Erdoğan İlçe Seçim Kurulunu basıyor, hakime hakaret ediyor, kravatından tutuyor ve tokat atıyor.

Hakim şikayetçi oluyor. Emniyet Müdürlüğü’ne gidiliyor. O dönem yanında avukat olarak bulunan, sonra üç dönem milletvekilliği yapacak Seyit Aslan onu oradan kaçırıyor. Sonra yakalanıyor, getiriliyor. Hakime tokat atmaktan 7 gün hapiste kalıyor, 500 bin lira kefaletle serbest kalıyor. Mahkeme sonucunda altı ay hapis cezası alıyor; ceza para cezasına çevriliyor.

Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin hakimine kravatından tutup tokat atmış bir kişi, kesinleşmiş mahkeme kararıyla ceza almış bir kişi; bugün bana uzaktan söylediğim iki kelime yüzünden ceza verecekmiş.

Hadi oradan!

Doğru bir yargılama olsa kimseyi hapiste tutamayacaklarını biliyorlar. O yüzden gerilimi artırmaya, çirkin tartışmalar çıkarmaya çalışıyorlar. Bu yüzden olağanüstü hal tedbirleri alıyorlar.

Biz dimdik ayakta olacağız. Ama dikkatli olacağız, sakinliğimizi koruyacağız, provokasyona gelmeyeceğiz.

Millet karşıdan bakıyor. Orada jandarma var, burada biz varız. Ama millet bilir ki jandarma da bu milletin evladıdır, infaz koruma memuru da bu milletin evladıdır.

Milletin lokmasını çalan da, o jandarmayı perişan şartlarda çalıştıran da, infaz koruma memuruna kiranın 25 bin lira olduğu şehirde 50 bin lira maaş veren de aynı AK Parti’nin kara düzenidir.

Jandarmasıyla, infaz koruma memuruyla, cumhurbaşkanı adayıyla hep birlikte kurtulacağız. Hep birlikte.

Biz milletin safındayız. Millet bizimle beraber.

Kaynak: Haber Merkezi