Silivri'de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun 'diploma davası' sonrası açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu.
Duruşma öncesi çıkan arbedede bir kadının kolunun kırıldığını belirten Özel, "Gazeteciler sıkıştı, avukatlar sıkıştı, aileler sıkıştı. Nefes alınamaz hale geldi. Ardından barikatlar kuruldu. Jandarma araçlarından yaşlı insanlara su sıkıldı. Yapmayın dedik, etmeyin dedik. Bu arbedede davayı izlemek isteyen bir kadının kaburgaları kırıldı. Yerde sürüklenenler oldu, perişan olanlar oldu. Doktor Ayşegül Hanım müdahale etti ama ambulans içeri alınamadığı için sedye yaklaşık 45 dakika gecikti. Yaralı vatandaşımız şu an Silivri Devlet Hastanesi’nde, milletvekillerimiz süreci takip ediyor" ifadelerini kullandı.
"İki avukat rektörü değil ama üniversiteyi savundu"
Özel’in buradaki konuşması şöyle:
Recep Tayyip Erdoğan, “Ben girdiğim her seçimi kazanıyorum” diyerek siyasetini sürdürüyordu. Ancak 31 Mart sabahı uyandığında durum değişmişti. O gece uyuyamadı; çünkü artık hiç seçim kaybetmeyen biri değildi. Onu yenenler vardı.
Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıl sonra birinci parti oldu. AK Parti ise kurulduğundan bu yana ilk kez ikinci parti konumuna düştü. Ekrem İmamoğlu ise, Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği adayları tam dört kez yendi. Artık Türkiye’de siyaseten yenilmeyen tek kişi Erdoğan değildi. O gün yenildi.
O gece Erdoğan’ı uyutmayan şey kendi sesiydi: “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” Bu ses ona şunu söylüyordu: Artık bu işi seçimle kazanamıyordu. Erdoğan’ın yalancısıyım; kendisi de söylüyordu zaten. Eskiden bakanlar siyasi, müsteşarlar teknikti; şimdi ise bakanlar teknik, yardımcıları siyasi.
Talimat çok netti: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidilecek, orada bir “Akın” düzenlenecek ve Ekrem İmamoğlu’nun karşısına aday olarak çıkması engellenecekti. Hangi yolla olursa olsun. O kadar kararlıydılar ki; “Yolsuzluk davası mı açayım, terör davası mı açayım, belediyeye kayyum mu atayayım, belediyeyi elinden mi alayım?” diye düşündüler.
Ancak yolsuzluk desen dünyaya anlatamazsın; Avrupa bu tür iddialardan uzak durur. Terör dersen milliyetçilerden çekinirsin. Böylece başka bir yol arandı. “Erdoğan’ın diploması tartışma konusuysa, Ekrem’in diplomasını da tartışmalı hale getirelim” denildi.
İçeride bu konu konuşuldu. İstanbul Üniversitesi’ni savunmaya gelen iki avukat vardı. Açık söyleyeyim, rektörü değil ama üniversiteyi savundular; helal olsun. Ancak İstanbul Üniversitesi’ni savunayım derken, 35 yıl önceki üniversitede suç bulmaya çalışıp kurumu karaladıkça, 18–19 yaşındaki masum Ekrem’e haksızlık yapıldığını herkes gördü.
"Kendilerini de rezil ettiler, Türkiye’yi de rezil ettiler"
18 yaşındaki bir genç, üniversitenin ilanına bakmış, istenen tüm belgeleri eksiksiz toplamış, titizlikle dilekçesini yazmış. Hatta istenenden fazla evrak sunmuş. “Gel” demişler, gelmiş. Birçok dersi sayılmamış, yalnızca iki dersi kabul edilmiş ve birinci sınıfta 22 fark dersi verilmiş. Birinci sınıfı Kıbrıs’ta, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfı burada okumuş. Bu fark derslerini vererek diplomasını almış. O diplomayı alan herkes İstanbul Üniversitesi mezunu sayılmış.
Avukatlar şunu söyledi: “28 kişinin daha diploması iptal edildi. Bunlardan biri bir üniversitenin fakülte dekanı, Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapıyor. Onun verdiği diplomalar ne olacak?” Buna bir cevap yok. Üstelik sadece İşletme Fakültesi değil, başka fakültelerde de benzer durumlar olduğu ifade edildi.
Öyle şeyler söylüyorlar ki; Ekrem Başkan’ın yaptığı her şeyin yanlış, üniversitenin yaptığı her şeyin doğru olduğunu iddia ediyorlar. “Bu kararı alabilirler” diyorlar ama sundukları bütün belgeler, bütün bilgiler bizi destekliyor.
Bir de belgeler arasında bir yazıyı atlayarak okuyorlar. O yazıda Danıştay’ın, üniversitenin yaptığı iptali kabul ettiği iddia ediliyor. Oysa Danıştay, “Durumun özelliği ve yapılan soruşturma gereğince bu işlem olabilir” demiş. Bu kısmı özellikle atlıyorlar. Allah’tan biz baktık. Kararı ortaya koyduk. İstanbul Üniversitesi’nde kendilerini de rezil ettiler, Türkiye’yi de rezil ettiler. Utanç içindeyiz.
Orada harcanan zamana yazık, yakılan elektriğe yazık. Bir umudum var; o da şudur: “Vicdanımızla ve hukukun gereğine uygun karar vereceğiz, vicdanımızla baş başayız” diyorlar. Eğer bu sözler gerçekse, Cumhurbaşkanlığına engel olmak için kimse 35 yıllık bir diplomayı iptal edemez, edemezler.
"Savunacak halleri yok, tutacak yerleri yok"
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok sayılamaz. Bu devlet evrak üretir. 35 yıl önce verilmiş bir diplomaya bugün “yok” diyemezsiniz. Birisi savcıya gidip “35 yıl önce bir cinayet işledim” dese, kemikler bulunsa bile yargılayamazsın; zaman aşımı vardır. Ama 35 yıl önce verilmiş diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar.
Biz buna karşı dava açtık. Savunacak halleri yok, tutacak yerleri yok. O yüzden bugün buraya geldik ve tarihin önünde acı acı tebessüm ettik.
Bu diploma iade edilirse en doğrusu olur. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin verdiği bir belge, Tayyip Erdoğan’ın aleyhine sonuç doğuruyor diye iptal edilebiliyorsa; o zaman hiçbirimizin diplomasının, evlilik cüzdanının, tapusunun, hisse senedinin, banka hesap cüzdanının hiçbir anlamı kalmaz. Hukuk güvencesi ortadan kalkar.
"Bir kadının kaburgası kırıldı"
Duruşma öncesi Jandarma ile CHP'liler arasında arbede yaşandı, ne söylersiniz?
“Birincisi, akıl almaz bir durumla karşı karşıyayız. Bu duruşma kendi yerinde yapılabilirdi. Ekrem Bey’i alıp idare mahkemesine götürebilirlerdi ama hayır, Silivri’ye getirdiler. Silivri Kampüsü’nde görülen ilk idare davası bu. Üstelik bu kadar ilginin olduğu bir dava en küçük salona konuldu.
Gazeteciler sıkıştı, avukatlar sıkıştı, aileler sıkıştı. Nefes alınamaz hale geldi. Ardından barikatlar kuruldu. Jandarma araçlarından yaşlı insanlara su sıkıldı. Yapmayın dedik, etmeyin dedik.
Bu arbedede davayı izlemek isteyen bir kadının kaburgaları kırıldı. Yerde sürüklenenler oldu, perişan olanlar oldu. Doktor Ayşegül Hanım müdahale etti ama ambulans içeri alınamadığı için sedye yaklaşık 45 dakika gecikti. Yaralı vatandaşımız şu an Silivri Devlet Hastanesi’nde, milletvekillerimiz süreci takip ediyor.
Jandarmamıza yönelik söylenmiş gibi aktarılan bir ifade için sorumluluğu ben alıyorum ve özür diliyorum. Ancak şunu açıkça söylüyorum: 70–80 yaşındaki insanlara yapılan bu muamele kabul edilemez. Kaburga kırılmasıyla sonuçlanan bu müdahale mutlaka soruşturulmalıdır. Emri verenler ve bu kanunsuz emri uygulayanlar hakkında gereği yapılmalıdır.”




