Adalet Bakanı Gürlek’ten yeni anayasa açıklaması
Adalet Bakanı Gürlek’ten yeni anayasa açıklaması
İçeriği Görüntüle

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Partisinin TBMM’de düzenlediği grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunuyor.

Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şöyle;

Değerli milletvekillerim, hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, sözlerimin hemen başında hepinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmetle, muhabbetle ve hasretle selamlıyorum. Cenab-ı Allah'tan hayırlarla, bereketle, sıhhatle, metanetle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya mecraları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın, asil bir yürüyüşün, sabırlı bir varoluşun mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha siz kıymetli dava arkadaşlarımla aynı çatı altında bulunmaktan bahtiyar olduğumu ifade ediyor, her birinizi gönülden selamlıyorum.

"Siyasal fay hattı daha da sertleşmektedir"

Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçmektedir. Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz.

Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur.

“3 Mayıs gönüllerde sönmeyen bir meşaledir”

Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler. Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar.

3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi'ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp, bir ahlak, bir şahsiyet, bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, millî varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır.

"Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur"

Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, son sığınağıdır. Bu dava hatırlayanların değil taşıyanların davasıdır.

Milliyetçilik bir milletin hafızasını haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalıktır. 3 Mayıs bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir. Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir, yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir: Unutmayalım ki Bu dava hatırlayanların değil taşıyanların davasıdır. Tarih göstermektedir ki, bu yürüyüş yorulanlarla sürmez, yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır, ancak gönlü hala bizimle atan, gözü hala bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir.

Kerkük açıklaması

Misak-ı milli coğrafyası denildiğinde yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasretlerin başında ise Kerkük gelmektedir. Kerkük ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Bu itibarla Kerkük’e baktığımızda asırlık hicranı görüyoruz. Telafer’den Tusurmatu’ya, Altınköprü’den Kerkük’e uzanan aidiyet ve kimlik mücadelesini görüyoruz. Kadınlarımızın feryadını, yetimlerimizin mahsunluğunu, öksüzlerimizin kimsesizliğini duyuyoruz. Türkmenler’in yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ızdırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan görüyoruz. Türkmen’in ağıtını Ankara’dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanı, müslüman olmanı, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın, insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e sert tepki

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen 21 Nisan 2026 tarihinde Avrupa kıtasının Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğini söylemiştir. Bu söz sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade bir yorumcunun bir köşe yazarının ya da tarihi bir aktörün beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu başkanının ağzından dökülen bu söz dilin kazası olarak görülemez. Nitekim bu küstah dilin jeopolitik bakımdan sorunlu bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir.

Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağılığını hesaba katmak zorundadır. Herkes şunu çok iyi bilmelidir Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir. Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye sarsıntı anlarında savrulmayan yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye tevil eden köklü devlet geleneğinin bugünkü adıdır.

Avrupa Türkiye'siz yapamaz. Türkiye merkezi bir hakikattir, Avrupa Birliği bununla yüzleşsin

Kaynak: Haber Merkezi